Rahmetli Ceren Damar`a İthafen

968

Fuat Köçer

Eğitimci

 

 

 

 

“Kadınlar İnsan, erkekler İnsanoğludur” 

Ne kadar güzel söylemiş büyük usta Neşet Ertaş, “Kadınlar insan, erkekler insanoğludur” diye… Daha fazlasını da söylemiş, söylemek istemiş meğer, biz anlamamışız. Belki de anlamak istememişiz.

Anlayabilseydik, anlamaya calışsaydık bozkırın yanık sesli aşığını, genç akademisyen Ceren Damar hayatının baharında gözlerini yumar mıydı, sevgi ve barışadına, eğitim ve aydınlık adına hergün bir umut ışığı olduğu şu yalan dünyaya?

27 yaşındaki, Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Araştırma Görevlisi Ceren Damar’ın, sınavda kopya çektiğini tespit ettiği öğrencisi tarafından 2 Ocak’ta öldürülmesinin ardından tam iki bucuk ay geçti.

www.haberpodium.ch

İnananlara göre ölüm, kaderin bir parçası, inanmayanlara göre ise “doga“`nın kuralları içerisinde tanımlanır. Sonuçta ölüm her canlı için kaçınılmazdır. Bir cinayeti, sadece kader ya da doğanın kuralları ile tanımlamak ise, fazlasıyla basite indrigenmişbir bakışaçısıdır.

Hukukçu olmak üzere girdiği sınavda, kopya çekme hukuksuzluğuna göz yummadığı için Ceren hocasının canına kıyan cani, insanoğlu mudur peki? Değer yargılarını yitirme adına büyük bir yozlaşma yaşayan toplumlarda ne insan kalıyor ne de insanoğlu.

Türkiye coğrafyasında, Ceren hoca gibi pırlanta değerinde bir genç kadının hayatını bir cinayet sonucu yitirmesi, kaybedilmişinsani değerlerin, eğitim eksikliğinin, kadına bakışaçısının, toplumun şiddet eğliminin, en önemlisi, hukukun üstünlüğüne inanmak yerine, kendi hukukunu arama cürretini kendinde bulabilen bir toplumun yansımasıdır.

Evet, genç bir eğitmcinin hayatını kaybetmesi, kaybedlimiş insani değerlerin eksikliğini yansıtmaktadır….Rahmetli Ceren hocanın eşi Levent Bey, Göze göz, dişe diş mantığıyla, hissettiği acı ile hareket etmek yerine, konuşmasında bir insanlık dersi vermiş ve kendisini şu şekilde ifade etmiştir:”Hayat bunu kimi zaman 30 yaşında, kimi zaman 50, kimi zaman 60 yaşında yaşatıyor. Ben bu acıyı 28 yaşında yaşadım. Arkadaşlar, bunu söylemek benim haddime düşmez ama iyi bir hukukçu, iyi bir mühendis, iyi bir doktor değil, iyi bir insan olmaya çalışın”.

Levent Bey’in “göze göz, dişe diş düşüncesi bütün dünyayı kör edecek“ yaklaşımı, fiziksel ve psikolojik şiddetin hat safada olduğu bir topluma çarpılmış tokat, gelecek nesiller için sevgi adına dikilmişbir fidandır.

Evet, bir üniversitede, hukuk fakültesi son sınıf öğrencisi, hocasının canına kast edebiliyorsa, bu olay o toplumdaki cehaletin genel itibari ile yansımasıdır. “Eğitim cehaleti alır, eşeklik baki kalır“ atasözü, okullarımızda insan odaklı eğitim verilmediğinin en büyük kanıtıdır. Bu cinayet, üniversite son sınıfa gelmişbir kişinin, ne cehaletinden ne de eşekliğinden kurtulamadığını göstermektedir.

Nitekim burada eyleme gecmiş bir cehalet söz konusudur. Konfüçyus şöyle der: “Hicbir şey, eyleme gegen cahillik kadar korkutucu olamaz“. Okumuş cahillerin türediği, şiddetin meşrulastığı bir toplumda, cahilliğin eyleme gecmiş olduğu gerceği ile yüzleşmek gerçekten korkutucu ve endişe verici.

Evet, bu cinayet, kadına bakışaçısının ne safada olduğunu göstermektedir. Kadına karşı şiddet eğilimi, izlenilen dizi ve filmlerde sansürlenmeden insanlara empoze edilmektedir. Bir kadın ile erkeğin öpüşmesi ahlaki erozyon olarak tanımlanıp sansürlenirken, anneye, kız kardeşe ve sevgiliye şiddet, küçük yaşta kız çocuklarının zorla evlendirilmesi, kendi hukukunu arayan magandalar tarafından insanların canına kıyılması, ahlaki kurallara aykırı görülmemektedir. Kendi kız kardeşine başka bir erkeğin ilgi duymasını namus davasına çevirip, bu noktada cinayet işleyebilecek kadar şiddete eğlimli olan genç erkeklerin, aynı zamanda başkalarının kız kardeşlerinin arkasından ıslık çalıp laf atmaları, delikanlılık olarak tanımlanılan bir toplumda, insanlığını yitirmişbireyler ve erkek olmanın gururuyla böbürlenir dururlar. Delikanlılığın kitabini yazan o kadar cok kişi var ki, hayatında bir kitap okumamış, insan olamadan “adam“ olma derdine düşmüş…

Evet, bir eğitim kurumunda işlenmiş bu insanlık suçu, yaşanılan toplumun şiddet eğilimi hakkında da ipuçları vermektedir. Bir markette sıra beklerken iki saniye geç reaksiyon gösterdi diye, arkasında bekleyen kişi tafından bir cinayete kurban gidebiliyor örnegin insan. Tahammülsüzlük ve kendini şiddet ile ifade etmek toplum tarafından kabul gören bir savunma mekanizması haline gelmiş durumda. Kendini korumak adına evinde silah barındırmayı hak görebiliyor kimileri kendinde mesela.

Ceren hocanın katili, cinayeti emekli bir polis olan babasının silahıyla işliyor. Emekli bir polisin silahı, gelecekte hukukçu olmak isteyen bir öğrenci tarafından bir eğitimcinin canını alıyorsa eğer, o toplumda ne hukuk, ne güvenlik ne de eğitim tam anlamıyla işlevsel demektir artık.

Rahmetli Ceren hocanın babası Dr. Mustafa Damar beyefendi, şiddet üzerine biimsel çalışmalar yapmış bir entellektüeldir. Evinde silah yerine kitapları olan bir baba o. Silah barındıran bir babanın, kitaplarının gizemli dünyasına kendini adamış bir bilim insanına acıların en büyüğünü yaşattığı bir toplum ne anlatmak istiyor bizlere acaba? Bu soruyu hepimize soruyorum. Düşünmemizde, insan olmayı deneyebilmek ve kendimizi sorgulamak adına fayda var kanımca…

www.haberpodium.chEvet, hukuk sisteminin bireysel hukuk arayışında olan magandalara karşı kaybettiği bir cinayettir bu olay… Çetelerin ve çete liderlerinin filmlerde metafiziksel değer yargıları ile caniliklerinin meşrulaştıgı, kaynağının nereden geldiği açıklanmayan maddi zenginlik içinde yaşam sürdüğü sahte kahramanların dünyasında büyümüşbir gençti belli ki Ceren hocanın katili. Onbinlerce benzer şiddet eğlimiyle büyümüş genç erkek, saatli bir bomba gibi yaşamakta hala o coğrafyada.

Peki ne yapmalı insan? Korkmalı mı, umudu mu yitirmeli gelecek nesiller adına?

Tabiki hayır! Ceren`in babası Mustafa Bey’in kitapları kazanacak bu insanlık mücadelesini, evinde silah barındıran katil babaları değil!!!

Evet, yandı Ceren hoca`nın ailesi yandı, kül oldu… Hergün tekrar tekrar kavruluyor acısı ile…  Acılı aileye bu vesile ile başsağlığı diler, Ceren hocanın babası Mustafa bey ve annesi Feyzan Hanım`a Nazım Hikmet`ile seslenmek isterim: “Sen yanmazsan, ben yanmazsam, Biz yanmazsak nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?”

Kadınlarımızın başı sağolsun, bir kadın öldü. Bilim dünyasının başı sağolsun, bir bilim insanı öldü. Anne-babalarımızın başı sağolsun bir evlat öldü. İnsanlığın başı sağolsun suçsuz yere bir insan öldü…!