Ağlamayan Çocuğa Akıllı Telefon Yok

118

Fuat Köçer

Eğitimci

 

 

„Ağlamayan çocuğa meme vermezler“ ya da „ağlamayan çocuğa meme yok“ olarak bildiğimiz atasözü, aslında mecazi anlamda lugatımızda yer bulmaktadır ve şu şekilde tanımlanabilir:

„Sesini yükseltmeyen kimseye hakını vermezler. Haklar insanın eline kendiliğinden gelmez. Onları elde etmek için gerek sözlü, gerek fiili olarak mücadele vermemiz gerekmekte. İnsan hakkı için sesini duyurmalı, onu aramalıdır.“

Bu atasözü gelişen ve gündelik hayatımızın bir parçası olan bilişim teknolojisiyle birlikte farklı bir boyut kazandı. Ağlayan çocuğunun eline akıllı telefonu sıkıştıran, yemek yemesi için elindeki tablet bilgisayarla çizgi film izleten ebeveynlerin sayısı her geçen gün artış göstermekte.

www.haberpodium.chÖzellikle akıllı telefonların hayatımıza girmesiyle birlikte, insan ilişkilerimiz ve çocuk yetiştirme şeklimiz de bu durum ile ilintili direk değişiklikler göstermeye başladı. Bir tarafta ağlayan çocuğunu susturmak, yemek yemeyen yavrusunu motive etmek, uyumayan bebeğini sakinleştirmek adına gelişen teknolojik aletleri çocuğuna kendi istediklerini yaptırabilmek adına destek aracı olarak gören anne ve babalar türerken, diğer tarafta da ebeveynlerin uyguladığı yöntemin sonucu olarak, akıllı telefon ve tabletlere bağımlı, hatta koşullanmış çocukların sayısı bir hayli fazlalaştı.

Bu durumu pedagojik bir gözle değerlendirdiğimiz zaman, aslında ebeveynlerin çaresizliği ilk göze çarpan durum olarak nitelendirilebilir. Örneğin ağlaması dinmeyen çocuğun önüne tablet bilgisayarı verip, çocuğunu oyaladığını düşünen anne ya da baba, büyük bir düşünce hatasında bulunmakta: Çocuklar bu durumu bizim tahmin ettiğimizden daha iyi algılayabiliyorlar ve şu sonucu çıkarıyorlar: „Ben ağladığım zaman, anne ve babam beni bir şey ile ödüllendiriyor.“ Bu durumu sezen çocuk, benzer durumlarda, anne ve babanın onun bir isteği karşılığında ağlama yolunu tercih ediyor. Çünkü ona verilen mesaj şu: „Sen ağlarsan, biz seni susturmak için seni ödüllendireceğiz. “

Bu durumda ebeveyn ve çocuk rol değiştirmiş oluyorlar. İlişki sınırlarını belirleyen anne ve babalar, ağlaması ya da bağırıp çağırmasıyla kendi anlık isteklerini yerine getirilmesini sağlayan çocuklarıyla yer değiştiriyor. İlişkideki sınırları belirleyen ve karar veren artık ebeveyn yerine çocuk olmaya başlıyor. Bu genel durum tabi ki tablet bilgisayar ya da akıllı telefonlarla bağlantılı bir durum değil. Hepimizin çocukluğunda oyuncak mağazasında bize istediğimiz oyuncağı almayan aile büyüklerimize ağlayarak tepkimizi göstermişliğimiz olmuştur. Asıl olan ise, bu durum karşısında anne ya da babamızın ne kadar iradeli bir şekilde hayır diyebilmesidir. Çocuklara hayır diyebilmek ve onlara sınır koyabilmek o an için bizi kendimize biraz kalpsiz ya da insafsız gibi hissettirse de çocuğumuzun kişilik gelişimi adına büyük önem arz etmektedir.

www.haberpodium.ch

„Akıllı telefonlardan ya da tablet bilgisayarlardan çocuklarınızı tamamen uzak tutun, onların sınırlarını bu şekilde belirleyin“ demek, hem gerçekçi değil hem de günümüzde verilen okul eğitimiyle örtüşmüyor.

İsviçre genelinde artık okullarda yavaş yavaş beşinci sınıf öğrencilerine kalem, silgi, defterin yanı sıra tablet bilgisayar da verilmekte. Yeni eğitim kitaplarının içindeki alıştırmaların çoğunun bilgisayar programı ile çözülmesi burada önemli bir etken.

Diğer bir unsur ise, günümüz insanı hangi mesleği edinirse edinsin, bilgisayar kullanımına hâkim olması gerektiği gerçeği. Verilen bilişim derslerinin yanında tablet bilgisayarlar modern eğitim aracı olarak eğitim sistemimizde istesek de istemesek de yerini alıyor.

Eğitim kurumlarının her geçen gün biraz daha ihtiyaç duyduğu bilişim teknolojilerinden gündelik hayatımızda kontrollü bir şekilde yararlandığımız taktirde gelişimimiz adına verim sağlayabileceğimiz aşikar. Bunu başta verdiğimiz örnekle özetleyebiliriz;

Bir anne çocuğu ağladığı için ya da yemeğini yemedi diye eline tablet bilgisayarı veriyorsa, bu doğru değil. Ama Kontrollü bir şekilde, çocuğun psikososyal gelişimine uygun bir çizgi filmi günde yirmi dakika izletiyor ya da onun zeka gelişimine destek olacak bir oyunu tablet aracılığıyla oynatıyorsa, teknolojiden yararlanıyor diyebiliriz.

Teknolojik bilişim kontrollü bir şekilde hayatımızda yer aldığı takdirde, pedagojik açıdan bir mahsur yok. Ama kendimize daha fazla zaman ayırmak, ya da ağlayan çocuk sussun diye eline akıllı telefonu sıkıştırıyorsak eğer, özellikle biz yetişkinlerin davranış biçimimizi sorgulamamızda fayda var.

Unutmayın, çocuğunuzu ekrana hapsettiğiniz her saat, her dakika hayal gücü biraz daha ölüyor. Ekranda toprağın ne olduğunu öğrenebilir ama toprağın kokusunu içine çekemez, yağmurun insanı ıslattığını okuyabilir ama tenine değdiğindeki hissi algılayamaz, arkadaşlığın nasıl olabileceğini görebilir ama gerçekten bir dost edinemez.

Teknolojinin çocuğun hayal gücü ve gelişimine vurulmuş bir pranga haline dönüşmemesi için, çocukluğun gereksinimi olan hayal kurmayı, doğayı tanımayı, ruhun yanında bedeni de hareket ettirmeyi unutmayalım.