Diziİsviçreisviçre

60 yıl İsviçre; Namık- Burgi Demokan çifti

Türkiye’de elektrikçilik mesleği okuyan Namık Demokan ile İsviçre’de geçen 60 yılı konuştuk. Demokan, buraya gelişini ve yaşadıklarını ilk olarak şöyle anlatıyor;

Namık Demokan 1962 yılından bu yana İsviçre’de yaşıyor. 2 haftalık bir tatil vesilesiyle İstanbul’dan İsviçre’ye gelen Namık Demokan, Winterthur’da yaşayan abisinin ısrarı sonucunda buraya yerleşmeye karar veriyor.

Türkiye’de elektrikçilik mesleği okuyan Namık Demokan ile İsviçre’de geçen 60 yılı konuştuk. Demokan, buraya gelişini ve yaşadıklarını ilk olarak şöyle anlatıyor;

“Abim davet edince, macera amacıyla gidelim görelim dedim. Buraya geldiğimde 22 yaşındaydım ve askerliğimi bitireli birkaç hafta olmuştu. Buraya gelince ilk etapta “burada durulmaz“ dedim. Sokaklar çok sakin ve tertemizdi. O zamanki İstanbul’un hali burası ile kıyasalanamazdı bile. “Geri gideceğim“ dedim. Abimse kalmam için ısrar etti. Bunun üzerine bir süre daha kaldım burada. Birkaç ay sonra Winterthur’da bulunan Rieter fabrikalarına gidip iş sorduk. O zamanlar yoğun bir şekilde işçi arıyorlardı. Ertesi gün hemen işe başladım. İki haftalığa geldim, 60 sene oldu hala dönemedim.“ (gülüyor)

1968’den 1975’e kadar otomobil sektöründe üretim yapan bir şirkette çalışan Namık Demokan, 1975’ten itibaren kendi kurduğu işlerde çalışıyor. Abisinin de yer aldığı 3 ortaklı bir firma kuran Demokan, firma ile Ortadoğu ülkelerine yönelik otomobil transportçuluğu yapıyor.

İşlerinin İran’da yaşanan İslam devriminden sonra kötüye gittiğini ve firmayı kapatmak zorunda kaldıklarını söyleyen Demokan sözlerine şöyle devam ediyor;

“Pakistan’a kadar araba transport işi yapardık. Arabistan, Irak, İran gibi ülkelerle çalışırdık genellikle. Humyeni gelince işlerimiz bitti, herşeyi bırakmak zorunda kaldık. Sonra muhasebecilik ve tercümanlık işine girdim.“

2005 yılının sonunda emekli olan Namık Demokan hala tercümanlık ve muhasebe işleri yapıyor ve şöyle diyor; “Benim için bu işler birer meşgale artık. Bıraksam ne yapacağım?“

Buraya ilk geldiğiniz dönemlere dair izlenimleriniz nelerdir?

Türkiye’den buraya ilklerin gelmesi 60’lı yıllara dayanır. O dönem, özellikle Winterthur çok büyük bir sanayi şehriydi. İlk gelenler Winterthur çevresinde çalıştılar. Birçok endüstri fabrikası vardı burada. Şimdi hepsi kapandı. O sıra kalifiye işçi ihtiyacı vardı burada ve maaşlar da çok iyiydi. Gelenler ailelerini geride bırakıp yalnız geldiler buraya. Çoğunluğu eğitimli, meslek sahibi insanlardı. Örneğin Eskişehir’de Devlet Demir Yolları’nın bir atölyesi vardı o sıralar. Oradaki tüm çalışanları buraya getirdiler. Kimisi buradan evlendi, kimisi ailesini getirdi. Ancak gelenlerin çoğu geri döndü.

Eşi Burgi Demokan ile tanışma- 55 yıllık evlilik

Namık Demokan: İsviçre’ye geldiği ilk zamanlarda eşi Burgi Demokan ile tanışıyor. Avusturya kökenli olan Burgi Demokan, o dönemler çalışmak için İsviçre’ye geliyor ve burada kalıyor. Demokan çiftinin, 2 çocuğu,3 de torunu bulunuyor. Namık Demokan eşi ile tanışma ve evlilik sürecini şöyle anlatıyor;

“Buraya gelmiştim. Daha 3 haftayı doldurmadan Burgi ile tanıştık. Avusturya’dan buraya ziyarete gelmişti o da. Tesadüfen karşılaştık. O döndü ve sonra tekrar geldi buraya. İki yıllık bir beraberlikten sonra evlenmeye karar vedik. İstanbul’da nişanımızı yapıp 1967 yılında da evlendik.“

55 yıldır evlisiniz…Nasıl geçti bunca yıl?

Burgi Demokan: Başlangıçta dil sorunu vardı. Biz kendi aramızda ingilizce anlaşıyorduk. Annem-babam ilişkimizi anlamadılar başta, karşı çıktılar. 4 kadın alacak vs. diyorlardı (gülüyor). Sonra düğüne geldiler. Tanıdıkça, zaman geçirdikçe anladılar nasıl bir insan olduğunu. İstanbul’u ve insanlarını çok sevdiler sonra. Eşimin anne babasını sevdim. Onlar da beni sevdiler. Çok güzel zamanlardı.

Burada yaşamaktan kaynaklı sıkıntılarınız oldu mu hiç?

Namık Demokan: Bu 60 yıl süre zarfına pek bir sıkıntımız, sorunumuz olmadı. Ya uyacaksın ya da uydururlar. Benim yaşam motom bu. Buraya ilk geldiğimde Winterthur tren istasyonuna giderdim hep. Akşam saat 9’dan sonra adam olmazdı caddelerde. Herkes çalışıyor. Yerler tertemiz, tek bir izmarit yok yerde. “Nasıl bir memleket burası?“ diye sordum kendi kendime. Burası bana ilk olarak yere izmarit atmamayı, tükürmemeyi öğretti. Sonra buradaki yaşamı ve insanları bu şeklide kabul etmem gerektiğini düşündüm.

Burgi Demokan: Zamanla koşullar değişmeye başladı tabi. Burada yaşayanlar birbirine selam vermez oldular artık. Gruplaşmalar başlayınca yabancılaştı herkes birbirine.

Namık Demokan: Şimdi çoğaldık. O zamanlar bu kadar çok yabancı yoktu buralarda. Sorun da yoktu pek. Çoğaldıkça sorunlar da arttı. Sıkıntıyı da problemi de biz getirdik buraya. O sıra çok rahat iş bulabliyordunuz.

 “Adımız misafir işçiydi“

 İlk geldiğiniz dönemlerde göçmelerle ilgili ne tartışılırdı? Şimdiki durumla kıyaslama yapabilir misiniz?

Namık Demokan: Bizim dönemde yabacı olarak sadece İtalyanlar vardı burada. İtalyanların buraya gelişi 1940’ları buluyor. O zamanlar İsviçreliler Türkiye’yi bilmezlerdi.  Bize; “Türkiye’ye nasıl gidilir?“ diye sorarlardı hep. Bilmezlerdi Türkiye’nin nerede olduğunu. O dönem din mevzusu da bilinmezdi pek. Girmezlerdi bu konuya. Din pek önemli birşey değildi. Şimdiki gibi din konuları yoktu. Dedim ya problerimizle geldik diye… Din ile ilgili olan şeyleri de gelenler getirdi beraberine. Kendi problerimizi taşıdık buraya. Dinle ilgili olarak burada biraz da kendimizde hata aramak lazım. Bizler misafir olarak geldik buraya ama yerleştik. Adımız misafir işçiydi. Misafirliğimizi bilemedik. Onlara kızmaya hakkımız yok. Bazı şeyleri bilmeyerek, istemeyerek bu duruma kadar getirdik. O zamanlar tek bir cami vardı burada. Pakistanlılar’a aitti, başka da camii yoktu. Şimdi sadece Winterthur’da 5 tane var. Her grubun bir camisi bulunuyor artık. İnsanlar burada inançlarını yaşayıp yerine getirebiliyorlar. Bunun en büyük nedeni de İsviçrelilerin bu konuda liberal olmaları. Farklılıklara saygı duyuyorlar. Kimi zaman karşılıklı radikal durumlar da oluyor tabi. O çok başka bir şey ama.

Schwarzenbah Referandumu

İsviçreliler her 3 senede bir yabacılar için oylama yaparlar. Bu oylamalar 1965 yılında başladı. O dönem ilk referandum Schwarzenbah Referandumu idi. James Eduard Schwarzenbach isimli bir politikacının günedeme getirdiği bir referandum olduğu için onun adını verdiler. Bu adamın İngiliz kökenli olduğunu söylüyorlardı o zaman. Sonra kabul etmediler bu referandumu. Kabul edilseydi 300 bin kişiyi sınır dışı edeceklerdi. Gerçekten çok yabancı vardı o zamanlar. Yabancılarla birlikte nüfus artışı da yükseldi. Bundan sonra da yabancı karşıtlığı tırmandı sürekli olarak.

İşiniz gereği buradaki insanların nabzını da tuttunuz kimi zaman. Buradaki insanlarımızın temel sorunları nelerdir sizce?

Namık Demokan: Her şeyden evvel geçim sorunu… Bizler çok çabuk uyum sağlayan bir toplumuz. Buraya gerçekten çalışmaya gelen adama iş var. Yanlış anlaşılmasın ama, bizim buraya her çeşidimiz geldi. Suistimaller de başladı sonra. Bu işin içinde olduğum için biliyorum. Biz bunları, bize gösterilen hakları suistimal ettik. İşsizlik meselesinde mesela. Adam firma kuruyor, eşini, yakınlarını yüksek maaşla çalıştırıyor. Sonra da işsizlik kartı bastırıp para alıyor. 2007 yılına kadar böylesi şeyler çok yapılıyordu. Bilmiyordu İsviçreliler. Sonra öğrendiler neyin ne olduğunu ve yasal değişikler yaptılar. Soyadı tuttu mu işsizlik kartı bastırmıyorlar şimdi. Tabiri caizse; kurnazlıkları, şeytanlıkları bizden öğrendi isviçreliler.

Burada çoğalınca İtalyanların rolünü biz üstendik bir süre sonra. Önceden yabancı denince İtalyanlar gelirdi akla. Sonra sıra bizlere geldi. Yabancı denince bizi öne sürdüler bir dönem. Bizden sonra da eski Yugoslav ülkelerinden gelenler devraldı bu imajı. Sonra kurtulduk bu şöhretten. (gülüyor)

Burada sözü Burgi Demokan’a veriyoruz ve anadili Almanca olan biri olarak buradaki yaşama dair izlenimleri bir de ondan dinlemek istiyoruz;

“Avusturyalı olmama rağmen yabancıydım hep“

 Burgi Demokan: Buraya çalışmaya geldim, eşimle tanıştım, evlendim, çocuklarım oldu. Avusturyalı olmama, Almanca dili konusunda sıkıntım olmamasına rağmen burada hep yabancıydım hep. Burada “Kağıt üzerinde İsviçreli“ kavramını öğrendim. İsviçrelilerle kolay kolay arkadaşlık yapılamayacağını öğrendim. Eşimin Türkiye kökenli olduğunu duyunca çok sıkıntı çıkarırlardı. Ev vermezlerdi mesela. Çok zordu. Şimdi ise, bu yaşta, “Avusturya da güzel bir yerdi, neden orayı bırakıp geldim“ diye hala sorarım kendime. Avusturya’dakilerle hala kontaklarım var. Burada pek yok kontaklarım. Tüm ilişkilerim işyerindeki arkdaşlarımla sınırlıydı. 15 yıldır emekliyim. Emeklilikten sonra kontaklarımız çok çabuk kesildi. Bu çok garip durum.

Namık Demokan:  isviçrelilerle, bizim anlayışımız doğrultusunda bir dostluk kurmak çok zor. Yeni nesil için kolay ama bizim için çok zor. Konuşuyoruz, selamlaşıyoruz ama, o kadar.

İsviçre’de temel sorunun hep dil olduğu söylenir ama eşinizin anlattıklarına bakarsak pek de öyle görünmüyor.

Namık Demokan: Bunların en fazla kızdıkları insanlar Almanlardır. Aynı dili konuşur Almanlar. Ona rağmen, büyük kısmı geri dönüyor ülkesine. Rahatsız oluyor adamlar. İsviçreli gülerken ısırıyor adeta. Yüzyüze çok iyiler ama arkanızı döndüğünüzde farklı şeyler söylerler. Bunların gözlerinin açılması 60’lardan sonradır. Herkes kendine göre bir yer yapmış yaşardı. Dışarı ile pek ilgileri yoktu, sadece İtalyanları bilirlerdi. Kapalı bir toplumdu. Göçmenler gözlerini açtı.

Ev içinde hangi dili konuşuyorsunuz?

Burgi Demokan: Hep Almanca konuşuruz evde. Türkçe konuşmadık hiç. Türkçe konuşsaydım eşimin Almancası bu kadar olmazdı pek.

Namık Demokan: Ben de pek ısrar etmedim dil konusunda. İki yarım olacağına bir tam olsun dedim. Almanca konuştum hep. (gülüyor)

Televizyonda hangi ülkenin kanallarına bakarsınız daha çok?

Burgi Demokan: Hepsine bakıyoruz. Türkiye, Avusturya, İsviçre kanallarının hepsi var neredeyse. Bir de evimizde özellikle Türkiye ve Avusturya yemeklerini çok yaparız. (gülüyor)

İsviçre vatandaşı oldunuz mu?

Namık Demokan: Hayır, Avusturya vatandaşız. O zamanlar tek vatandaşlık vardı. İsviçreli olmadım diye bir kaygım olmadığını da rahatça söyleyebilirim. Çocuklar İsviçre vatandaşı ama. 1992’den 2003 yılına kadar Thurgau’da evliliklerde tercüman olarak görev aldım. Nikahlarda mutlaka bir tercüman bulunuyordu. Yaklaşık 500 çiftin nikahına katıldım. Cepte İsviçre pasaportu var ancak lisan yok…Bunları düşündüğümde,“ İsviçre vatandaşı olsam ne olurdu olmasam ne olurdu!“ diye soruyorum kendime. Pek bir avantaj sağlamazdı bize.

“Türkiye’de olsaydık…“

Çocuklarınız burda doğdu. İlk kuşak olarak çocuklarla ilgili sıkınıtılar yaşadınız mı hiç?

Namık Demokan: Pek yaşamadım doğrusu. Çocuklar okullarına gittiler, eğitimlerini aldılar. Bizim için önemli olan oydu. O zamanlar Türkiye kökenli aileler ve çocuklar yoktu pek. Burada doğan ilk ikinci kuşaktı çocuklarım. Şikayet edersek biraz haksızlık etmiş oluruz.  Bu tür sıkıntıları İsviçreliler de yaşıyor. Çocuklardan biri sigorta uzmanlığı, diğeri ise komunikasyon alanında çalışıyor şimdi. Burada çok kişi ile temasım var. Şikayetler duyarım, şikayet etmeyin derim. Bu adamlar bizlere birçok imkan tanımış. Türkiye’de olsaydık bu imkanlara sahip olabilir miydik?

Olabilir miydiniz?

Namık Demokan: Bunu bilmek zor ama şimdiki gibi olmazdık.

İsviçre’ye gelmeseydiniz Türkiye’de ne yapardınız? Bunu düşündünüz mü hiç?

Namık Demokan: Düşündüm tabii ki. Türkiye’de olsaydım ne olurdu? Kulaklarım mesela, çok da iyi duymuyorum artık. Burada duyma aletleri verildi, sık sık muayene ediliyorum. Olumlu yönleri çok buranın, nankörlük etmeye gerek yok. Buranın en güzel şeyi sağlığa önem vermeleri. Bunu her zaman söylerim. Bir telefonla doktora, hastaneye gidebiliyorsunuz. Yaşlandıkça sağlık konusu daha önemli oluyor. Bizim için de en önemli olan şey bu şimdi. Türkiye’de olsaydım bunların olacağını sanmıyorum.

Keşke Türkiye’de kalsadım dediğiniz zamanlar oldu mu hiç?

Namık Demokan: Hanımla kavga edince düşündüm öyle şeyler. (gülüyor)

Türkiye’e hangi sıklıkla gidiyorsunuz?

Namık Demokan: Aşağı yukarı her sene giderdik. Son 4-5 senedir gidemiyorum. Pek kimsemiz kalmadı orada. Herkes burada. Kardeşlerim, çocuklar, torunlar, yeğenler…

Temelli geri dönüş konusu

 Emekli olduktan sonra temelli geri dönüşü düşündünüz mü?

Namık Demokan: Aman aman onu sorma bana. O mevzu tamamen başka birşey. Burda çoğu kişi dönüş yaptı, ancak bir süre sonra yine geri geldiler buraya. Yapamıyorlar orada. Bunlar bir de 15- 20 yıl kadar burada kalmış adamlar. Biz burada olduğu gibi orada da yabancıyız artık. 60 sene önceki ortamı bulmam imkansız. Yaratamayız öyle bir ortam, günlük yaşama dahil olamayız. Türkiye’ye gidince buralardan geldiğimizi hemen farkediyorlar. Konuştuğumuz zaman “Sen Almancısın“ diyorlar bana. Dilimiz, davranışımız oraya göre çok farklı oldu artık. Sadece turist olarak gidip geliyoruz memkeletimize.

Dil farkı nasıl oluştu?

Namık Demokan: Biz burada kendi dilimizi koruduk, değişmedi pek. Osmanlı’nın son zamanları ile Türkiye’nin ilk zamanları arasındaki geçiş kuşağıyız biz. Dilimiz çok faklı. Bu dil farkını burada koruduk, yabancı kelimelerden etkilenmedik. Türkiye’de kullanılan dil şimdi daha farklı. Lisan kabalaştı artık. Bu beni rahatsız ediyor.

Son olarak nasıl bir mesaj vermek istersiniz okuyucularımıza?

Namık Demokan: Hepimiz yabancıyız burada ve sorunlarımız aynı. Kendi aramızda eski, yeni, Türk, Kürt, Laz gibi ayrımları kaldırmalıyız. Türkiye’de oluyor ama burada olmamalı. Aramızda bir bağ kuramadığımız sürece itilip katılacağız. Birbirimizi sevmeye mecburuz burada.

Aydın Yıldırım / Winterthur

AD Consultancy

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı