Şener Arslan

Yeni ekonomik çağ ne getirecek?

Sener Arslan

Şener Arslan

Ekonomi ve Yatırım Uzmanı

[email protected]

y

Dünya ekonomisi ve gelecek için belirsiz olan yeni bir döneme girdik. Tarihte daha önce hiçbir zaman faiz oranları bugünkü kadar düşük, dünyanın toplam borcu bugünkü kadar yüksek seviyede olmamıştı. “Neden bu duruma geldik?” diye soracak olursak… Buna sebep olarak genellikle merkez bankaları ve 2008’den bu yana yasadığımız küresel kriz gösterildi. Lakin bu anlayış yanlıştır ve kısa vadeli olan bir bakış açısına hitap eder. İnsanoğlu genellikle son olaylara bakıp, “hayat hep böyleydi ve böyle gidecek” şeklinde bir davranış sapması yaşıyor.

Bugün gördüğümüz durum aslında bundan neredeyse 40 yıl önce başlayan bir gelişmedir ve muhtemelen son aşamasındadır. Küresel ekonomiler yavaşlarken ve konut fiyatları ile hisse senetleri rekor seviyelerdeyken faizler en düşük seviyelerde yer alıyor.

Örneğin aşağıdaki grafikte, İsviçre hisse senet piyasası “Swiss Market Index” ile faizleri karşılaştırdığımızda, büyük bir farklılık görebiliyoruz.

Uzaktan baktığımızda, gelişmiş olan ülkelerin ekonomilerinin 70’li yıllardan sonra aynı şekilde değiştiğini görebiliyoruz. Faizler düşerken ve toplam borçlanma yükselirken maaşlar yükselmiyor maalesef.

Günümüz ekonomi trendinin oluşumunda şu üç gelişme birbiri ile bağlantılıdır;

İlki; ABD ve Avrupa ülkelerinde görülen doğum oranındaki yüksek artışlar. İkincisi; Sovyet imparatorluğundan dünyaya açılan isçi sayısı. Üçüncüsü ise; Çin ekonomisinin 2001’den itibaren dünya piyasasına açılması. Çin’in 2001’de dünyaya açılmasıyla birlikte, EMTIA fiyatlarının hızlı artışını da gördük.

Sonuç olarak, dünya ekonomisi büyümesine rağmen, küresel boyutta isçi maliyetinde düşmeler ve güçlü bir deflasyon etkisi gördük. Batı ülkelerindeki şirketler, Latin Amerika ve Asya ülkelerinde üretimlerini yükseltip, kendi ülkelerinde gelişmeyi öne sürmek için yatırım yapmadılar ve işgücü verimliğini arttırmayı aksattılar. Bununla birlikte, yaşlanan bir nüfus ve yatırım yapmak için elinde yeterince para olan Asya cumhuriyetlerini gördük. Bu gidişat ise reel faizleri aşağı çekti. Düşük reel faizler, batıda yaşayan halkın, (özellikle de ABD halkı) daha fazla borçlanmasına yol açtı. Tüketiciler borçlar üzerinden hayat kalitelerini belirli bir seviyeye yükselttiler.

Buna benzer bir gelişmeyi bugün başka ülkelerde de görebiliyoruz. Düşük faiz ve durgunluk gören maaşlar merkez bankalarını rahatlatıyordu. Elbette ki bu gidişat 2000 ve 2008 yılında çok büyük krizlere yol açtı. Ancak her krizde merkez bankaları daha fazla gündeme gelip parasal gelişmeleri daha hızlı kontrol eder oldular.

2008 yılı muhtemelen bu gelişmenin son olduğunu gösterdi. 2008’den bu yana, başta değindiğim gibi düşük faiz ve en büyük parasal gelişmeleri görüyoruz. Düşük faizler piyasalarda daha fazla borçlanmalara yol açtı.

Borç verilerine bakacak olursak; dünya, yıllık ürettiğinin 2,5’tan fazlasını borçlandı. Aynı zaman içerisinde, doğum oranları gelişmiş ülkelerde önemli bir düşüş yaşarken yaşlı nüfus oranında da artışlar gördük. Buna ek olarak, Çin’deki ucuz is gücünün maaşları artmış ve isçilik masrafları artık eskisi kadar ucuz değildir. Çin Cumhuriyeti artık tüketimi daha fazla arttırmıştır. Bu durum dünya ekonomisi için önemli bir dezavantaja dönüşmüştür.

Elbette gelişmiş ülkelere gelen genç göçmenler, belirli ülkelerde görülen yaşlılığa çözüm olacaktır. Ancak büyük bir değişiklik yaratmayacaktır. Son 40 yılda gördüğümüz demografik yapıyı, önümüzdeki yıllar içerisinde pek göremeyeceğiz.

Peki bu durum önümüzdeki yıllar içerisinde hangi sorunlara yanıt olacaktır ve bize neyi gösterecektir?

Bu konuda iki ayrı kutup çeşitli bakış açılarına sahip.

Birinci kutup Japonya’yı örnek göstererek, “Sürekli bir durgunluk yasayacağız” der. Demografik yapıya bakarsak; Japonya, ABD’den, Avrupa’dan ve Çin’den 20 yıl kadar ileride duruyor. Son yılarda Japonya ekonomisinin fazla büyümediğini, ülke borçlarının ekonominin iki katından fazla olduğunu ve merkez bankasının parasal gelişmeleri hızlıca öne sürdüğünü gördük. Bu gidişat bugün de devam etmesine rağmen, bu yılın Ocak ayı sonunda Japonya merkez bankası faizleri negatife indirdi. Belirli bir zaman sonra halkın merkez bankalarına karşı olan güven kaybolup, yeni bir sistem çağrısı olacaktır.

İkinci kutup ise, şirketlerin bu gidişatı anlayacaklarını ve ona göre daha fazla yatırım yapıp, teknolojiyi daha fazla geliştireceklerini ifade eden bir senaryo çizmektedir. Bun göre, yaşlanan halk azalırken, daha çok tüketen ve paranın değerinin olduğu bir döneme gireceğiz. Bu dönemde maaşların yükselmesiyle birlikte enflasyon artarken, merkez bankaları da mecburi olarak faizleri arttıracaklar.

Bu senaryo dahilinde, merkez bankaları bu adımı atmadıkları zaman güven kaybolacaktır. Bu durumda yeni bir sistem çağırısı olacaktır. Ancak işlerini doğru bir şekilde görürlerse, ekonomi iyi bir  şekilde gelişebilir.

Tam da burada sözüne ettiğim bu iki kampın içinde yer almayan kendi bakış açımı dile getireyim.

Davos’taki 2016 Dünya Ekonomik Forumu’na bakarsak; genellikle yeni bir endüstriyel devrimden, gelecekte iş alanlarının çoğuna robotların gireceğinden bahsediliyordu. Bu gidişat her alanda aynı hızla olmaz diye düşünüyorum. Ancak olduğu andan itibaren de hayatımızdan ayrı tutamayacağımız önemli gelişmeler olacaktır. Örneğin bugün cep telefonumuzdan, uçak biletlerimizi rahatlıkla sipariş edebiliyoruz. En son ne zaman bir turizm acentesine gittiğinizi düşündüğünüzde, aradan uzun bir zaman geçtiğini hatırlarsınız. Ya da haberleri daha fazla nereden takip ettiğinize bakacak olursanız, baskı medyasından daha fazla internet üzerinden haberleri takip ettiğinizi görürsünüz.

Bu gelişmeler, gittikçe hem sizin tüketiminizi daha da rahatlatacak hem de yeni “zeki” bilgisayarlar sayesinde sizin neyi istediğinize daha çok yardımcı olacaklardır. Böyle bir ekonomi içerisinde muhtemelen iş yapabilenlerin sayısı azalsa da, insanların ellerindeki işlerin bilgisayarlar ve robotlar tarafından alınacağına inanıyorum. Böyle bir ekonomide; sadece gereken bilgiye sahip olan, örneğin bilgisayar programcısı ya da mühendisi gibi insanlar kazanırlarken geriye kalanlar kaybedecekler.

Gidişatın hangi tarafa olacağı tam olarak belli olmasa da, gelişmeleri ve dünya sermayesini yakından takip ettiğimiz kadarıyla durumun açık bir şekilde ortada olduğunu düşünüyorum. Yeni ekonomiler bugün gördüğümüzden daha fazla elit zenginler ve kazanan gruplar ortaya çıkarırken, bir sürü de kaybeden yaratacaktır.

Buna karşı çözüm olacağını düşündüğüm Charles Robert Darwin’in bir sözü ile kapatmak istiyorum yazımı. “Ne en güçlü olan tür hayatta kalır, ne de en zeki olan…Değişime en çok adapte olabilendir hayatta kalan.

Etiketler
devam etmek için tıklayın

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı