Mehmet Meral

Şizofreni hastalığı üzerine bilinmesi gerekenler-Bölüm 1

Mehmet Meral

Mehmet Meral

lic. phil. Psychologe FSP

Systemischer Therapeut

[email protected] 

 

 

 

Ruhsal hastalıklar arasında en çarpıcı karaktere sahip olan şizofreni hastalığı zaman zaman akut ve dinamik olabilir, ama sinsice gelişip kendisini çevresindekilere hissettirmeden de oluşabilir. Erken teşhislerde kısa sürebilir ya da gecikildiğinde bir ömür boyu insana çektirebilir. En dikkat çekici yanı hastalığa yakalanmış kişinin hasta olduğunu kabul etmemesidir. Kim ne yaparsa yapsın kim ne derse desin ‘ben hasta değilim’ direnci ilerledikçe hastalık bir o kadar derinleşir. İnsan ömründe bir dönem çıkıp kaybolabilir de ama kısa aralıklarla nöbetler halinde kendini hissettirebilir. Genellikle ergenlik çağlarında başlayabilir, ama kırkını geçmiş insanlarda da evveliyatında hiç çıkmamışsa çıkma ihtimali de artık çok düşüktür. Yaşam beklenti yaşları diğerlerine göre daha düşüktür.

 

Şizofreni ruhsal bir hastalık olarak sadece bireyde meydana gelen bir hastalık olarak hastanın kendisini değil aynı zamanda yakınlarını ve onunla birlikte yaşayanları da olumsuz sonuçlarıyla derinden etkilemektedir. Toplumsal açıdan bakıldığında hastalık üzerine maalesef genellikle yüzeysel malumatlar ve çoğunlukla yanlış bilgiler söz konusu.

Şizofreninin tanımı

Tanıma göre şizofreni, kişinin kendi içsel dünyasının ve çevre algısının karakteristik bir şekilde değiştiği ruhsal bozuklukların ana grubuna aittir. Etkilenenler, bir kişiyi oluşturan hemen hemen tüm alanlarda anormallikler gösterir. Mağduru olan hastalarda algısı, düşüncesi, duygusal yaşamı, dürtüleri ve motorik becerileri önemli seviyede tahrip olur. Şizofreni genellikle ‘alevlenmelerle’ ortaya çıkar. Hastalarda psikotik nöbetlerle başlar, bu durumlarda gerçeklikle olan temasları kaybolur.

Belirtiler

Şizofreni bir zihinsel yarılma olarak tarif edilirken, hastalığı yaşayan kişi gerçeklikle gerçek olmayanı ayırt edemeyerek, yaşadıklarını kendi gerçekliği olarak algılamalardan kaynaklı sorunlar yaşarlar. Bu örneğin halüsinasyonlar ve sanrılarla kendini göstermektedir. En yaygın şekliyle de paranoid haller sanrılar olarak yaşanır. Paranoid durumlarda kişi çevresindeki en yakın kişilerden dahi şüphelenerek kendini tehdit altında hisseder. “Kafamdaki insanlar yaptığım her şey hakkında fikir veriyorlar ve bana kötü bir insan olduğumu söylüyorlar” ya da “etrafımdaki insanlar düşüncelerimi okuyorlar”.

Yaşadıkları Halüsinasyonları bazen akustik (sesler) bazen de görüntü (vizüel) yaşarlar. Sesler etki altında olanlara bir şeyler söyler, bazen emir şeklinde bazen de yorum olarak gelir. Görüntü olarak ortada olmayan renkleri, nesneleri ya da insanları görürler. Bu durumlarda bazen kendilerini dünyanın kurtarıcıları görürler, bazen de meleklerle konuşabildiğini bazen de kendilerini tehdit edenlerden kaçarken ya da kovalanırken yaşayabilirler. Ancak şizofren hastanın yakınları bahsi geçen bu belirtileri hastada başlangıçta fark edemeyebilir ya da dikkatlerinden kaçabilir.

Şizofren hastalığın belirtilerinde duygu, düşünce ve davranışlar şu şekilde bozulma gösterir;

  • Duygularda düzleşme: Şizofrenler etrafında bulunanlar tarafından hissedilmeyecek düzeyde yokmuş gibi algılanırlar ve bu evrede duygusuzlukları ön plana çıkar.
  • Bozulmuş düşünme: Kişinin düşünce akışı bazen durur, kırılır veya yavaşlar.
  • Davranışlardaki değişim: Etkilenenler, örn. tamamen donar (sözde katatonik sersemlik) veya yalnızca sınırlı bir ölçüde hareket eder. Ancak çok aktif de olabilirler.

Şizofreni

Şizofreninin formları

Psikiyatri biliminde şizofreni biçimleri arasında ayrımlar şu şeklide yapılır:

  • Paranoid şizofreni: Sanrılar ve halüsinasyonların hakim olması.
  • Katatonik şizofreni: Davranışların tutulması, katılaşması ya da aşırı hareketli olması.
  • Hepebren şizofreni: Ağırlıklı olarak duygusal yaşamın bozulması.
  • Şizofreni simpleks: Semptomlar uzun bir süre boyunca sinsice gelişir. Düşünme ve duygular özellikle bozulmuştur. Sanrılar veya halüsinasyonlar genellikle meydana gelmez.
  • Koenesteik şizofreni: Etkilenenler kendi vücutlarını yabancı olarak algılarlar.

Bunun dışında yapılan bu ayrıma uymayan belirtileri olan şizofren hastalarını ‘spesifik olmayan şizofren’ grubu içinde tanımlarlar.

Şizofreni hastalığının oluşum sebepleri her ne kadar tam olarak araştırılmamış olsa da birkaç faktörün şizofreninin oluşumunu desteklediğini belirten uzmanlar, ailedeki genetik yatkınlığın, biyolojik bozuklukları yanı sıra kişinin yaşam hikayesi ve kişiliğinin oldukça önemli bir rol oynadığı varsayılmaktadır.

Bateson, aile içinde ebeveynler tarafından verilen sürekli ‘çift kutuplu’ iletişim mesajlarına aşırı derece maruz kalanlarda, şizofreni oluşumunun önemli bir faktör olduğunu gözlemlemiş.

Şizofreni Teşhisi

Hekimler ilk seansta genellikle endişeli kişiye semptomlarını sorar. Ailede başka bireylerinde şizofreni olup olmadığını sorar. Hekim şizofreniye benzeyen ya da çağrıştıran benzer semptomların sonucunda olası bir organik beyin rahatsızlığı ya da aşırı stres altında oluşan psikotik depresyon veya diğer akıl hastalıklarını eleyerek doğru tanıyı koymaya çalışır.

Bilgisayarlı tomografi (BT) veya manyetik rezonans görüntüleme (MRI) gibi kan testleri ve görüntüleme yöntemleri bu amaç için yararlı olabilir. Çeşitli nöropsikolojik testler tanıyı destekler. Tedavi kısmında öncellikle psikotik belirtileri gideren ilaçlarla verilir ve buna ek olarak da psikoterapiye başlanır, hastalıklarıyla baş etmede ve günlük yaşamla başa çıkmada etkilenen kişilere destek olur.

Şizofrenide sadece şizofren hastanın değil aynı zamanda en yakınlarının da mutlaka hekim desteği alarak şizofren olan kişiyle ortak yaşam alanlarında nasıl davranmaları ve nasıl destek vermeleri konusunda mutlaka bilgilendirilmelidirler.

Toplumdaki sıklığı

Dünya genelinde sıklığı, nüfusun %0,5’i ile %1,6’sına tekabül eder. Irk, millet ve coğrafi farklılık gözetmeksizin bir kişinin hayatı boyunca şizofren olma ihtimali yaklaşık olarak %1 olarak tahmin edilmektedir.

Kadın ve erkeklerin şizofren olma olasılığı yaklaşık olarak eşittir. Ortalama olarak erkeklerde şizofreni hastalığı kadınlara oranla üç ila beş yıl evvel gelişebilir.

Şizofreni hastalığı çoğunlukla 15 ila 30 yaşları arasında meydana gelir.

Genetik boyutlarıyla şizofreni hastalığı

Şizofreni

Şizofreni hastaları ve akrabaları ile yapılan araştırmalarda, hastalığın gelişiminde genetik bir yatkınlığın da rol oynadığı gösterilmektedir. Aile ve ikiz çalışmaları, kalıtımın şizofrenide ve nedenlerinin araştırılmasında önemli bir rol oynadığını göstermektedir. Ancak şizofreninin tek nedeni olarak görülmemektedir.

Her iki ebeveynin şizofren olması durumunda çocuklarında şizofren olma ihtimali %40 civarındadır. Sadece ebeveynlerden bir tanesi şizofren ise, çocuklarında olma ihtimali %9 ile %16 arasındadır.

İkizlerde şizofren hastalığı var ise, kardeş için tek yumurta ikizlerinde %40 ile %60, çift yumurta ikizlerinde ise bu risk %15’tir. Şizofren olan bir kardeş durumunda, şizofren olma riski diğer kardeş için %6 ile %20’dir.

Doğum sırasındaki biyokimyasal faktörler veya komplikasyonlar da şizofreni gelişme olasılığını artırabilir. Bununla birlikte, hastalık ancak stres gibi başka faktörler eklendiğinde ortaya çıkar.

Şizofreninin sık tetikleyicileri; uyuşturucu kullanımı, genetik yatkınlık, ailede sevilen birinin ölümü gibi şiddetli yaşam olayları olabilir. Bu faktörler gelişimi hızlı etkiler. Özellikle esrar kullanımını 15 ile 21 yaşları arasında çok yoğun tüketenlerde şizofren olma riski %36 olarak hesaplanmıştır.

Şizofreni konusu, anlaşılması açısında bu dergide bana sunulan iki sayfaya sığmayacağı için, bölümler halinde yazmayı daha uygun buldum. Devamı gelecek sayıda.

Etiketler
devam etmek için tıklayın

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı