Psikoterapinin Önemi Üzerine

408

Mehmet Meral

lic. phil. Psychologe FSP

Systemischer Therapeut

mehmetmeral@gmx.ch 

 

 

 

 

“Başınıza gelen olaylar sizin tercihiniz olmayabilir ancak o olaylar karşısında verdiğiniz tepkiler sizin tercihinizdir.“

İnsanların hayattan beklentileri bitmiyor. Bitmeyen beklentiler içinde geçen ömürden, yaş ilerledikçe geriye kalan aslında bir tek kendiniz ve yaşadıklarınızdır. Birçok insan yaşadığı olumsuzluklarda ne yapacağını bilmiyor ya da bilemiyor. Soracak veya danışacak birine ihtiyaç duyuyor. Kimileri de birine danışmadan bildikleri yolda ilerliyorlar. Bazen beklenmedik olaylar insanları derinden etkiliyor, şaşkınlık, hüzün ve hayal kırıklığı içinde bocalayıp duruyorlar. Olaylar karşısında alacağı tutumlar aslında belirliyor sonraki gidişatı. Yanlış tutumlardan kaynaklı daha fazla yıpranmalar ve çöküşler başlayabiliyor. Mesela ergenlik çağına girmiş evladının bir yanlışını zihninde büyütüp ortak çözüm üretmek yerine kendi tutumlarını dayatan ebeveynler, sorunlar çözülmeyip karmaşık hale geldiğinde daha fazla ruhsal sıkıntılar yaşamaya başlıyorlar.

isvicre'de saglik, isvicre gündemi, www.haberpodium.ch

Geçenlerde bekleme salonunda terapiye gelen yirmili yaşlarına yeni girmiş genç bir kıza, yaşı ellilerin üstünde olan bir kadın; “Bu genç yaşta senin ne derdin var da buralara düştün? “ demesine içerlenerek ağlamaya başlamış. Biz insanlara “neden buraya düştünüz“ ya da “hangi rüzgâr sizi buraya attı“ diye bir yaklaşım sergilemezken, birilerinin kendilerinde bunu böyle ifade etme hakkı bulmaları ilginç bir durum.

Neresinden başlayalım bu meselenin? Cehalet mi desek ya da bilmişlik mi? Ya da “genç insanların ne sıkıntısı olabilir ki?“ yaklaşımının altında yatan tutumun beslendiği yer neresi? Kendi gençliğine olan hasret mi? Ya da kendini gençken sıkıntısız ve sorunsuz yaşamış bir kadının ellili yaşlara gelirken bir şeyleri kendinde geç mi fark etmesi ve zamanında uzman yardımı almaması mı? Bir sürü sorular gelip gidiyor aklımdan.

Anne ve babalara çağrı

Anne ve babalar genç evlatlarının terapiye gitmelerine neden karşı çıkarlar? Bazı anne ve babaların evlatlarına şöyle söylediklerini biliyorum; “Yav senin ne işin var psikologda?“ ya da “Gel bana anlat derdini, ben sana psikologdan daha iyi yardım ederim“ ya da “Deli misin sen psikoloğa gidiyorsun? Deliler oraya gider!“ Uzar gider böylesi içi boş nasihatler.

Anne ve babalar, size çağrımdır; önce kendi tutumlarınızı gözden geçirin ve bunlarla yüzleşin! İsviçre’de 2018 yılında intihar eden insan sayısı 1600’ün üzerinde olarak açıklandı. Bunun yarısı, yaşları 15 ile 29 arasında olan insanlar. Bu gençlerin büyük bir kısmı uzman yardımı alsa ya da alabilse bu rakam çok aşağıya düşecektir. Yaşanılan bu ölümlere sizler çare olabiliyor musunuz? O halde olması gereken beraber ortak akılda ve duyguda çalışabileceğiniz uzman insanlarla yakınlaşıp tanışmak ve destek almaktır.

Anne babalar hiçbir zaman kötü niyetli değildirler ancak evlatlarını anlayabildikleri kadar destekleyebilirler. Bir genç danışan ebeveynleriyle iletişim zorluğunu şöyle tarif etmişti; “Anne ve babamla asla aynı fikirde olamadık, onların yaşam kaygıları ile benim kaygılarım asla aynı çizgide buluşmadı. Onların hayatla ilgili gerçeklikleriyle benim gerçekliğim farklı zeminler üzerine kuruluydu. Onlar ayrı koşullarda büyümüşler ve farklı tutum ve davranışlar içselleştirmişlerdi. Benim koşullarım burada ki gerçeklikler üzerine kuruluydu. Mesela parayla kurduğumuz ilişki ve paraya verilen değer duygusu asla uyuşmadı. Yaşamımdaki önemli ve beni etkileyen olayları ailemle paylaşmak istediğimde, destek almak yerine, geçiştirici ve beni bir şey bilmeyen ve anlamayan olarak görmelerinden dolayı artık kendimi geri çekmeye başladım. Bundan dolayı da kendimi onlara anlatmaya gerek de duymadım artık.“

“Psikoterapistlerin varlığı güven duygusu veriyor“

isvicre'de saglik, isvicre gündemi, www.haberpodium.ch

İnsanların unuttukları en önemli husus şu bence; herkesin bir varoluş biçimi var. Bu bağlamda da birer hayat hikayesi var. Sistem terapisinden gelen biri olarak bizim ekolün en çok vurguladığı bir konudur bu; “Her insan yaşadığı koşullarının ürünüdür“. Bazen insanlar kendi hikayelerinde kaybolup giderler, Yaşadığımız bir çok durum bazen bizim tercih etmediğimiz ve içinde yaşamak zorunda bırakıldığımız koşullardır. İçinde bulunulduğunuz koşullar, zaman, mekân toplum, sistem ve toplumsal evrensel ruh durumu her şeyi belirliyor. Ve bütün bunların hepsi bizim irademizin dışında geliştiğine şahit oluyoruz. Kendi irademi bir yere kadar kullanabiliyorum. Sonrası bizleri aşıyor.

Bu koşullar içinde insanların en çok debelleştiği mesele yalnızlık meselesidir. Kalabalık içinde yalnız insanlar ordusunda olmak kimlerine ağır gelebiliyor. Her insan bir yere kadar bu içsel yalnızlığıyla baş edebilir. Bazıları kendi içinde öteki ile iletişim kurarak içsel konuşmalarla bu yalnızlıkla baş edebiliyor. Ama bir süre sonra ya da bir kerteden sonra bir ötekine ihtiyaç duyuyor insan. İçini dökmeye ya da derdinin bilinmesini ve anlaşılmasını istiyor. Duygulu ve hissiyatları güçlü insanlar bunlara ihtiyaç duyarlar. Ancak temel engel güvensizlik duygusudur. İnsan güvenebileceğine derdini dökmek ister. Bu bağlamda biz psikoterapistlerin varlığı insanların çoğuna güven duygusu verebiliyor. Konuşacağı ve içini dökeceği konuların o iki kişi arasında kalacağını bilir gelen kişi. Bundan dolayı insan evladı dertlerinin üzerinden dermanını ya da iyileşmeyi arar. Kalbinin sesini dinleyerek ileriye doğru yol almalıdır insan. Terapide bu yolda refakat vardır. Terapi onların hayatlarına müdahale etmek değildir. Daha çok yol gösterip yola gidecek olanların kendileri olduklarını göstermektir.

İnsanlar yanlış yapmaktan korkuyorlar ya da korkutulmuşlar. Yanlış yapmadan doğruyu bulmak mümkün olmadığına göre terapide hayatla ilgili yaşanılan üzüntüleri, hayal kırıklıklarını, hüznü paylaşarak umuda kanat çırpmak gerekliliği üzerine konuşmak iyi bir eylemdir.

Her şey biz insanlar için. Evrenle uyum içinde yaşayarak her şeyin gelip geçici olduğunu unutmayınız. Eyleminiz umudunuz olsun.