Nöroplastite-Beyin, kendi yapısını ve fonksiyonlarını değiştirebilir.

504

Dr. med. Fikret Zengin
Facharzt für Psychiatrie und Psychotherapi
info@praxiszengin.ch

 

 

Nöro sözcüğü nöronları, yani beyindeki ve sinir sistemdeki sinir hücrelerini ifade eder. Nöronlar üç parçadan oluşur.
– Dendritler: diğer sinir hücrelerden girdiler alan ağaç biçimi dallardır.
– Hücre gövdesi (Zellkörper): DNA içerirler.
– Aksonlar: Çeşitli uzunlukta, sinir hücrelerindeki uzantılardır. Hücreler arasındaki elektrik akımını sağlarlar.

www.haberpodium.ch. İsviçre gündemi, haberpodium, isvicre vatandasligi, isvicre haberleri

Sinaps: iki sinir hücresi arasındaki aralıktır. Bir sinir hücresindeki elektrik akımı diğer sinir hücresine geçiş sağlayan yer sinapslardır. Burada nörotransmitter denilen taşıyıcı kimyasal madde boşluğa dökülür ve dendritlere yürüyerek diğer sinir hücresine akımın geçmesini sağlar.

Plastisite ise, “değiştirilebilir, şekillendirilebilir, dönüştürebilir“ anlamındadır. Bu, nöronların arasındaki yeni bağlantılarla oluşur.

Beynin değişmez olduğu fikri yıkılıyor

Eskiden beyinin değişemeyeceği inancı hakimdi. Buna göre beyin kendi yapısını hiçbir zaman değiştiremez ve bir bölümün zarar görmesi durumunda işlevini sürdürmenin yeni bir yolunu bulamazdı. Bu düşünceye göre, beyinsel veya zihinsel hastalıklarla doğmuş ya da beyin hasarı almış insanlar ömür boyu bu kısıtlılık veya hasarlarla yaşamak zorundaydı.
Beyin değişmeyen, sabit bir şey olduğu için beyinle ilintili olan insan doğası da aynı şekilde değişmeyen sabit bir şey olarak görülüyordu.

Beynin değişmeyeceği inancının üç büyük kaynağı vardı;
– Beyni hasar gören hastaların nadiren tam anlamıyla iyileşebilmeleri,
– Beynin mikroskobik aktivitelerinin gözlenmemesi,
– Beynin mükemmel bir makina olduğu fikri.

Neticede makineler bir sürü olağan üstü şey yapabilseler de kendilerini değiştiremez ve geliştiremezler.

Donald O. Hebb 1949 yıllarında “The Organization of Behavior” isimli kitabında ilk defa Sinap Plastite’den bahs eder. Daha sonraki 20. yüzyılın ikinci yarısında, Nöroplastite ile ilgili ilk büyük araştırmalar yapılır. Bunun sonucunda “beynin değişmez olduğu“ doktrini yavaş yavaş yıkılmaya başlar.

Yeni fikre göre, çocukların doğuştan gelen zihinsel yetenekleriyle yetinmek zorunda olmadıkları, beyinin genellikle bir parçası arızalandığında ya da beyin hücreleri öldüğünde, yerine yenileri gelecek şekilde kendini yeniden organize edebildiği ortaya konulurken, kalıcı bağlantılar kurduğunu sandığımız devrelerin birçoğunun, hatta temel reflekslerin bile aslında sabit, değişmez olmadığı ıspatlandı. Hatta bu bilim adamlarından biri; düşünme, öğrenme ve eylemde bulunmanın, genlerimizin aktif ve pasif hale getiren beyin anatomimizi ve davranışlarımızı şekillendirebildiğini bile ortaya çıkardı.

Bu araştırmalarla, doğuştan görme engelli olanlar görmeye başlarken, işitme engelliler işitmeye başladı, felç geçiren insanlar iyileşti, öğrenme bozukluğu olan insanların nöroplastiyle IQ seviyelerinin yükseldiği tespit edildi.
Beyin, yapılan alıştırmalarla kendi yapısını ve fonksiyonlarını değiştirebiliyor. Kişi, spor, sanat, bilim vb. alanlada yeteneklerini geliştirilebilir. Bu yöntemle bir takım takıntılar ya da travma sonucunda oluşan bozukluklar tedavi edilebiliyor. Bunun yanında, aşk, seks, üzüntü, ilişkiler, öğrenme, bağımlılıklar gibi konulara bakış da etkilenebiliyor.

“80 yaşındaki biri 50 yaşındaki birinin sahip olduğu beyine sahip olabilir”

www.haberpodium.ch. İsviçre gündemi, haberpodium, isvicre vatandasligi, isvicre haberleri

Bir süre önce beynin düşünce ve aktivite yoluyla kendi yapısını ve işlevini değiştirebileceği fikri doğdu. Bu tez çeşitli alanlarda ispatlandı. Nöroplastite, beşikten mezara kadar var olan bir olaydır. Yaşlılıkta bile, bilişsel işlevlerimizde (öğrenme, düşünme, algılama ve hatırlama biçimimizde) radikal gelişmeler olabilir. Buna göre doğru koşullarda yeni beceri elde etmeye çalışmanın, beyin haritalarındaki sinir hücreleri arasında bulunan yüz milyonlarca bağlantıyı değişmesiyle olur.

Bilim insanlarına göre, serebral kortex eldeki her bir göreve uyum sağlayacak şekilde işlem kapasitesini titizlikle yeniler. Beyin yalnızca öğrenmez, daima “nasıl öğrenileceğini“ de öğrenir.

Bilim insanı Michael Meryenich’e göre, beyin içine bir şeyler doldurduğumuz cansız bir kap değildir, aksine bir damak zevki olan, düzgün beslenme ve eksersizle büyüyebilecek ve kendini değiştirebilecek canlı bir varlık gibidir.

80 yaşındaki bir kişi, alıştırmalarla ve sağlıklı bir bakım ile 50 yaşındaki birinin sahip olduğu bir beyine sahip olabilir.

Sonuçta, bireyin kendini değiştirebildiğini, bireysel yapıların kişiden kişiye farklılıklar gösterdiğini ve bireysel yaşam süreci içinde beynin de değişim geçirdiğini kabul etmek zorundayız.