İsviçreisviçre

Mülteci Hayatlar- Emrah Çiçekli

“Ben bir keman sanatçısıyım ve maalesef kamp koşulları içerisinde en basit kondisyon çalışmalarımı dahi yapabilecek imkanlara sahip değilim. “

Bir süre önce politik nedenlerle İsviçre’ye sığınma başvurusunda bulunan Emrah Çiçekli, sanatsal donanımı ve birikimleri ile dikkat çekiyor. Türkiye’de başladığı sanatsal çalışmaları politik nedenlerle yarım kalan Çiçekli, bundan sonraki süreçte müzikal çalışmalarını İsviçre’de sürdürmek zorunda.

Emrah Çiçekli ile İsviçre’ye geliş nedenlerini ve buradaki yaşamı üzerine konuştuk;

İlk olarak buraya geliş nedenlerini soralım sana?

Politik mücadele içerisindeki bir ailenin çocuğu olarak Diyarbakır’da dünyaya geldim. Henüz çocuk yaşlarda sanat eğitimleri alarak müzik alanında ilerledim ve çalışmalara o yaşlarda başladım. Kültür merkezlerinin düzenlemiş olduğu etkinliklerde sahne almaya başladığım yıllar ilkokul zamanlarımdı. Lise ve üniversiteyi Güzel Sanatlar Müzik Bölümü alanında tamamlayıp, sonrasında da Belediye Kültür merkezlerinde eğitmen olarak görevler aldım.

Kürt müziğini, almış olduğumuz eğitimlerle farklı tarzlarda sentezleyip bir orkestra kurduk ve arkadaşlarım ile konserler düzenledik. Bu faaliyetlerimiz nedeniyle her zaman devlet tarafından baskı altında tutulduk. Kültür ve sanat yapmak, bunları geliştirmek için açmış olduğumuz kültür sanat merkezleri defalarca baskınlara maruz kaldı.

Enstrümanlarımız, ders materyallerimiz ve kurum içerisindeki sınıflarımız polis tarafından tahrip edildi, arşivlerimize el konuldu.

Birçok çalışma arkadaşımız ya ağır cezalar alarak cezaevlerine atıldı ya da yurtdışına kaçmak zorunda kaldı.

Bu baskılara, tehditlere dayanamayıp kaçış yolları arayan birçok arkadaş gibi, zor şartları ben de yaşayarak İsviçre’ye gelmek zorunda kaldım.

Neden İsviçre?

Birçok arkadaşım farklı Avrupa ülkelerine iltica etti. Ben ise benden önce İsviçre’ye gelmek zorunda kalan ailemin yanında olmayı tercih ettim.

Şu anki güncel durumundan bahsedebilir misin biraz?

Bir yılı aşkın bir süredir İsviçre’de ailemden uzak, farklı kantonlarda mülteci kamplarında yaşıyor ve iltica işlemlerimin sonuçlanmasını bekliyorum. Bu zaman içerisinde İsviçre kamp kurallarından dolayı pek fazla bir şey yapma şansım olmadı. Çoğu zaman ailemi ziyaret etmek bile çok büyük bir lüks.

Ben bir keman sanatçısıyım ve maalesef kamp içerisinde en basit kondisyon çalışmalarımı dahi yapabilecek imkanlara sahip değilim.

Kaldığın kampın koşulları nasıl peki?

Kamp koşulları… Bir sanatçının ihtiyaçlarını düşünmek bunların yanında çok komik kalır. Örneğin bir insanın çöpe atarken bile tiksinerek dokunamayacağı kirlilikteki yataklarda uyumak zorunda kalıyoruz, ki onlar yatak değil sadece sünger. Aynı durumdaki pas tutmuş dolapları kullanıp, aynı durumdaki mutfaklarda yemekler yapıyoruz.

Yöneticilere bu sorunlardan bahsedip çözümler talep ettiğimizde ise aldığımız yanıt “bunu şefime bildireceğim” sözünden öteye gitmiyor. Yattığım yatak ve yastıktan kaynaklı sağlık sorunları yaşamış olduğum, doktorlar tarafından belirtilmiş olmasına rağmen.

Farklı kültürlerle bir arada olmak nasıl?

Farklı kültürlerle bir arada olmak, onları tanıyıp iletişim kurmaya çalışmak, birlikte paylaşımlarda bulunup birbirimize yoldaş olmak çok keyifli olsa da bazen sorunlar yaşayabiliyoruz. Fakat ben bunu her bir arkadaşın ayrı ırk ve halklara mensup olmasına değil de bireysel, kişilik problemlerine bağlıyorum. Çünkü böylesi zorlu süreçleri yönetebilmek sağlam bir irade ve sabır gerektiriyor.

Ülkesinden, ait olduğu coğrafyasından uzak olmak sanırım birçok insana benim de hissettiğim gibi “yarım” ve “eksik” hissettiriyordur. Özellikle kültürü için mücadeleler vermiş ve daha fazlasını vermek isteyen biri için, bu duruma “yarı özgür zindan” diyebilirim.

Burada kendini güvende hissediyor musun?

Yapmış olduğum ve yapmak istediğim kültürel çalışmalardan ötürü, anadilimi konuşup ait olduğum kültürü yaşadığım için, herhangi bir tehditle karşılaşmayacağımı bilmek tabii ki Türkiye’ye nazaran güvende hissettiriyor.

Bir sanatçı olarak buraya dair beklentilerinde hayal kırıkları yaşadın mı hiç?

Buraya dair herhangi bir hayalim yoktu. Onun için olmayan bir şeyin kırıklığını yaşamadım ve beklentisine de girmedim. Fakat üzüntüsünü yaşadığım şeyler var elbette. Ait olduğum topraklarda saygı gören bir eğitimci ve sevilen bir sanatçı iken, buradaki yeni yaşamımda elinden tüm oyuncakları alınmış, kalbi kırık, yalnız bir çocuğum artık. Alışmak zorunda kalmış olduğum yaşam içerisinde yeni planlar, hayaller kurmalıyım.

Ne tür hayaller bunlar?

Geleceğe dair planlarım içerisinde, bu hayalini kurmuş olduğum kültürel çalışmalardan söz edebilirim. Kendi kültürümün müziği ile tanışmış olduğum tüm kültürlerin müziklerini bir araya getirerek yeni sentezler oluşturacak şekilde besteler, düzenlemeler yapıp orkestralarla konserler vermek istiyorum. Bunun benzeri çalışmaların temelini ise henüz ülkede iken arkadaşlarım ile kurmuş olduğumuz Tigris Oda Orkestrası ile atmıştık.

Ben bunu hem kendi ait olduğum kültürün hem de barışın mücadelesi olarak görüyorum…

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı