Kültürel ikilem: Bir doğulu gibi çok sevgi ile mi, bir batılı gibi kontrol odaklı mı çocuk yetiştirmeliyiz?

287

Fuat Köçer

Eğitimci

 

 

 

Dört yaşındaki çocuğunuz ile oyun parkına gittiniz ve çocuğunuz kaydırağa çıkmak isterken tökezleyip hafif bir şekilde düştü varsayalım. Nasıl davranırdınız?

Olduğunuz yerden fırlayıp çocuğunuzu kaldırıp kucağınıza alıp sımsıkı sarılarak;“Yavrum biryerin acıdı mı?“ diye bir tepki veriyorsanız, doğulu kültürde yetişmiş bir ailenin ferdisiniz büyük ihtimalle. Batılı kültürdeki ebeveynler böyle bir durumla karşılaştıklarında daha çok çocuğuna düştüğü yerden kalkmasını söyler ve kendi kendine ayaklanmasını bekler.

Çocuğunuz düştüğü anda (gerçekten canı çok bariz şekilde acımadıysa) gözünüzün içine bakıp sosyal referans arar ve sizin vereceğiniz tepkiye göre bir davranış sergiler. Verdiğiniz tepkiye göre de kendi davranış biçimini belirler. Doğulu kültürdeki anne-babalar böyle bir durumu genel itibari ile daha çok dramatize edeceği için, çocuk daha dramatik bir şekilde tepki verir ve ağlamayıtercih eder. Batılı ailelerde ise daha çok  duygusallık yerine mantıksal bir yaklaşımla “kendi düştüğü yerden kalkmayı öğrenmeli“ düsüncesi ile çocuğun kendi haline bırakıldığı bir yol izlenir. Çocuğun vereceği tepki ise genelde ağlamak yerine sessiz bir biçimde kendi başına olduğu yerden kalkmayı denemek olacaktır.

Peki pedagojik açıdan ebeveynler için hangi davranış biçimi daha doğrudur? Bir doğulu gibi sevgi ve duygusallık mı, yoksa bir batılı gibi mantık ve kontrol mü bir çocuğu yetiştirmek için daha ideal yetiştirme tarzıdır?

Bu soruya yanıt bulmak için, pedagojik-psikolojideki “bağlanma kuramından“ yola çıkabiliriz;

Bağlanma teorisi veya bağlanma kuramı, pedagojik-psikolojide bireyin, başka bir kişiden yakınlık bekleme eğilimi ve bu kişi yanında olduğunda bireyin kendisini güvende hissetmesidir. Bağlanma Kuramı’na göre, çocuk bebeklikten itibaren annesi ile yaşadığı deneyimleri ve onunla geliştirdiği ilişkisini ilerleyen yaşlarda her türle yakın ilişkisinde model olarak kullanır. Çocuklarda bu modele göre dört farklı bağlanma şekli mevcuttur. Bilim insanı Mary Ainsworth ve arkadaşları tarafından ilk olarak kullanılan “Yabancı Durum” ya da “Yabancı Ortam” olarak adlandırdıkları deneysel bir yöntem ile bağlanma tipleri belirlenmiştir. Bu yöntemde, bebek annesiyle rahat bir laboratuvar odasına alınmış, ardından kısa aralıklarla annesinden ayrı bırakılmış ve bir yabancıyla yalnız bırakılmış, sonra tekrar annesiyle bir araya getirilmiştir. Deney sırasında, bebeklerin gösterdikleri bağlanma davranışları 4 farklı bağlanma tipinde sınıflandırılmıştır:

  1. Güvenli bağlanma:Güvenli bağlanan bebekler, anneleri ile birlikte oldukları sırada onlarla sıcak ilişkiler kurmuşlar, çevreyi keşfetmekte hevesli davranmışlar, odaya bir yabancı girdiğinde hafif ama kalıcı olmayan bir endişe yaşamışlar, anne odadan ayrıldığında görülebilir şekilde üzülmüş, anne geri döndüğünde ise onu sıcak bir şekilde karşılamış, rahatlamış ve anneye yakın olmak istemişler.
  2. kaygılı-kararsız bağlanma:Kaygılı-kararsız bebeklerannelerinin nerede olduklarına, onların ulaşılabilir olup olmadıklarına, onlarla sık sık sözel ve fiziksel temas kurmaya yoğun bir şekilde tetikte olmuşlar. Anne odadan ayrıldığında yoğun endişe yaşamış ve geri döndüğündeyse sakinleşmekte zorlanmış, annelerine hem yakın olmak istemiş hem de yoğun öfke ve direnç göstermişler.
  3. Kaygılı-kaçınmacı bağlanma :Kaygılı-kaçınmacı  bebekler annelerine ve onların nerede olduklarına ilgi göstermemişler, anneleri odadan ayrıldığında veya odaya geri döndüğünde çok az tepki göstermiş  ya da hiç tepki göstermemişler.
  4. Belirsiz/düzensiz bağlanma:Bu bağlanma tarzına sahip bebekler, herhangi bir kategoriye uygun davranışbiçimi sergilememiş olanlardır.

Sevgi ve kontrolün dengede verildiği, ebeveynleri tarafından anlaşıldığı hissiyle bebeklikten yetişen çocuklar, genel itibari ile güvenli bir bağ`a sahiptirler. Bebeklikten itibaren güvenli bağlanan çocuklar, anneleri ile birlikte oldukları sırada onlarla sıcak ilişkiler kurarlar ve çevreye ilgi duyarlar.

Sevginin çok, kontrolün az olduğu ebeveyn çocuk ilişkilerinde ise, kaygılı-kararsız bağlanan çocuk sayısı daha çoktur. Deneyde de görüldüğü üzere, bu tip bağlanmaya sahip çocuklar duygu kontrolüne yeterince sahip değildirler.Anne odadan ayrıldığında yoğun endişe yaşamış ve geri döndüğündeyse sakinleşmekte zorlanmış, annelerine hem yakın olmak istemiş hem de yoğun öfke ve direnç göstermişler.isvicre'de egitim, cocuk egitimi, www.haberpodium.ch

Sevginin az, kontrolün çok olduğu bir ilişki tarzı ile yetişen bireyler, kaygılı-kaçınmacı bir bağlanmaya sahiptirler. Nitekim deneyde olduğu gibi, bağ kurdukları ebeveynler odayı terketse dahi, kaygı duymamış, onları aramamışlardır. Dördüncü kategori olarak nitelendirdiğimiz belirsiz-düzensiz bağlanma şekline sahip çocuklar ise kategorize edilememekle beraber, yetiştirilme tarzlarındaki sevgi ve kontrol dengeleri hakkında da bir öngörüde bulunulamaktadır.

Bir doğulu gibi çok sevgi ile mi, bir batılı gibi kontrol odaklımı çocuk yetiştirmeliyiz sorusuna, bağlanma kuramınında getirmiş olduğu bakış açısı ile şu şekilde yaklaşabilirz;

Kontrolün çok, sevginin az olduğu, batılı kültürde daha çok tercih edilen yetiştirme şekli tek başına güvenli bir bağ kurmak için yeterli olmayacaktır. Salt sevgi ile, kontrol mekanizsamının ikinci plana atıldığı doğulu yaklaşım da düzgün bir bağ`a sahip bireyler yetiştirmek için elverişli değildir.

Bu noktada batılı ve doğulu kültürlerde tercih edilen çocuk yetiştirme tarzlarını harmanladığımızda, doğru yönteme ulaşacağımızı düşünüyorum. Yeterli sevginin yanında, kontrolünde yeterince ebeveyn-çocuk ilişkisinde yerini alması, düzenli bağlanma ve sağlıklı bireylerin gelişimi için uygun tercih olacaktır. Sevgi huzuru, kontrol ise güven hissini perçinler.

Pakistanlı düşünür Muhammed Ikbal şöyle der: “Batı kalbi, doğu ise aklı öldürdü“

Batı-doğu kültürlerini belirtildiği gibi kötümser bir pencereden birbirinin zıttı olarak görmek yerine, iki kültürün zenginliklerinden doğan sentezden faydalanmak, doğudan batıya göç etmiş bizler için ayrıca bir şans ve zenginlik kapısı oluşturmakta.

Batının kalpsizliğinden dem vurmak yerine aklından faydalanmak, doğuyu akılsızlıkla suçlamak yerine ise gönül ve hissiyatından etkilenmek, sadece pedagojik bir pencereden değil, biz yetişkinlerin hayata bakış açısı içinde bir kazanç olabilir.