Kendini Gerçekleştiren Kehanet: “işçisin, işçi kal!“

34

Fuat Köçer

Eğitimci

 

 

“Bir adama kırk gün deli dersen deli olur.“  ya da Aklıma gelen başıma geldi.“atasözlerini bilmeyeniniz yoktur. Bu sözleri şu şekilde tanımlayabiliriz; Sürekli telkinle bir kişinin bilinç altına bir takım duygu ve inançları yerleştirip, gerçekten öyle olmasını sağlayabiliriz. Bu atasözlerini fazla ciddiye almayıp, bir safsata`dan ibaret olduğunu düşünüyor olabilirsiniz. Yanılıyorsunuz, atalarımızın bu öngörüsü bilimsel olarak kanıtlanmış bir gerçekten ibarettir.

Bilim dünyasında “Kendini gerçekleştiren kehanet“ ya da “Pygmalion etkisi“ olarak da adlandırılan bu olgu, kişinin, bir süre sonra başkalarının ona ilişkin beklentilerine denk düşen davranışlar sergilemesi şeklinde açıklanabilir.

Harvard Üniversitesi profesörlerinden Robert Rosenthal, 1971 yılındayüzlerce denemeden sonra öğretmen beklentilerinin öğrenci performansı üzerinde önemli etkileri olduğunu kanıtlayabildi. Bu araştırmada, öğretmenleri yüksek beklenti içinde olan gruptaki öğrenciler daha başarılı olmuşlardır.

Eğitim kurumlarında başarılı olan öğrenciler, genel itibari ile orta ve üst gelirli ve iyi bir eğitime sahip olan ailelerin çocuklarıdır. Ailenin sosyo-ekonomik durumu, çocuğun geleceği hakkında belli ipuçları vermektedir. Örneğin ailesi işçi olan bir çocuğun ileride işçi olma olasılığı, anne veya babası yüksek öğrenim görmüş bir çocuğun işçi olma ihtimalinden çok daha yüksektir. Akademisyen ebeveynlerin çocuklarının ileride akademik eğitim alma şansı ise, bir işci cocuğuna oranla çok daha olasıdır.

Isvicre haberleri, Isvicre gündemi, isvicre egitim sistemi, www.haberpodium.chÇevremiz, zekamız kadar geleceğimizi de belirleyen bir unsurdur. Eğitimli ve ekonomik gücü olan bir ailenin cocuğuna sistematik olarak sosyo-ekonomik konumu düşük bir aileye oranla daha destek olabileceği gerçeğini bu noktada elbette aşikar. Bu durumu olduğu gibi kabul edip kader diye sineye çekmek ise bir nevi ahmaklık olur. Nitekim eğitimin farklı aşamalarında zorluklarla başa çıkabilmek, sadece ailemizin maddi ve eğitim durumu ile alakalı değildir. Diğer bir boyutu ise, çevremizdeki insanların bize ne kadar inandığı ve gelecekte nerede gördüğüdür. Bu doğrultuda öğretmenlerin iznelirimlerine duygularını katmamaları gerekmektedir. “Anne ve babası zaten işçi ve göçmen, son veli toplantısına da gelmediler, notu lise`ye geçiş için yeterli olsada, yapamaz bu çocuk“diye kendini inandıran bir eğitimci, notu yetmesine rağmen çocuğun önünü açmak yerine ona köstek olacaktır. Bu çocuğumuz ataerkil, kadın-erkek eşitliğine inanmayan bir aile yapısında sosyalleşiyorsa ve kız ise, anne-babasından da ayrıca şöyle bir yaklaşımla karşılaşabilir; “Kızım sen en iyisi bir kadına uygun meslek seçiminde bulun, lise`yi okusan bile bir de üniversitesi var, senin üç yıllık bir mesleki eğitim alman daha mantıklı.“Notu yeterli olsa dahi, eğitimci  bu durumda göçmen ve işçi aileye olan beklentisindeki düşüklükten ötürü çocuğun geleceğini kısıtlamış, aile de dünya görüşündeki cinsel ayrımcılıktan dolayı çocuğun geleceği adına beklenti çıtasını biraz daha düşürmüştür. Bu durumda çocuğun başarıya ulaşması imkansızdır. Ona çevresinde kimse inanmıyorken, onun kendine inanması olası değildir!

isvicre'de egitim, isvicre egitim sistemi, www.haberpodium.chAynı senaryoyu bir de farklı bir bakış açısı ile öngörelim; Anne ve babası akademisyen, belli bir yaşam standardına sahip, göçmen olmayan bir erkek çocuğundan yola çıkalım. Öğretmeni büyük ihtimalle şöyle bir yaklaşımda bulunacak; “Evet, notları şu an lise`ye geçiş için yeterli değil. Sanırım ergenliğin verdiği zor bir dönem geçiriyor. Normalde isterse yapabilir. Sonuçta doktor bir anne ve öğretmen bir babanın çocuğu.“ Anne – babası ise, şu şekilde düşünmektedir; “Önemli olan onun gerçekten mutlu olabileceği yolu seçmesi. Kendisi neyi basarabileceğine inanıyorsa, biz yanında destekçisi olacağız. Onun isterse başarabileceğini biliyoruz.“

Anne ve babasının yanı sıra öğretmeninin de ona inanması, çocuğun iç motivasyonunu büyük ihtimalle arttıracak, şu an notları yetmese dahi, ileride akademik bir eğitim alma şansını yükselecektir. Çünkü üzerinde herhangi bir baskı hissetmemektedir ve çevresindekiler onun zeki olduğuna hem kendileri inanmış, hem de onu inandırmışlardır. Burada kendini gerçekleştiren bir kehanet söz konusudur. Başarılı bir bireyin başarısız olacağına hem siz inanıp hem de onu inandırma “kehanetinde“ bulunursanız, başarıyı yakalaması imkansızdır.

Bu tez tam tersi durum için de geçerlidir. Çocuklarınıza inanın ve güvenin. Siz onlara inanıp güvendiğiniz taktirde, onlar da kendine inanan ve güvenen bireyler olarak yetişeceklerdir.

Johann Wolfgang von Goethe’nin de ifade ettiği gibi; “Bir kişiye olduğu gibi davranırsanız, olduğu gibi kalır. Ama ona olması gerektiği ve olabileceği şeymiş gibi davranırsanız, olması gereken ve olabileceği şey olur. ”