Yasemin Schreiber-Pekin

Kamboçya günlüğü

Kamboçya’nın tarihi film olsa, “İyi, Kötü ve Çirkin“ adı yakışırdı.

Dr. med. Yasemin Schreiber-Pekin

Kadın Doǧum Uzmanı, Psikoterapist

y.schreiber@bluewin.ch

www.praxis-schreiber.ch

 

Kızımız Leyla, 2021’in başından beri bir uluslararası yardım organizasyonuyla Kamboçya’da staj yapıyor. Covid-19 nedeniyle turistlere kapanan sınırlar yeniden açılınca, fırsat bu fırsattır deyip yola koyulduk biz de hemen.

Phnom Penh havaalanında doğrudan karantina oteline getirildik. Bir hafta kaldığımız 18. kattaki odanın geniş penceresi, Tibet’te, Himalaya’larda doğup, Güney Çin Denizi’ne dökülen, geçtiği 6 ülkede 60 milyondan fazla kişiye hayat veren Mekong nehrine bakıyordu.

Kapının önüne bir adım atmanın 500 Dolar cezası vardı ama, pencereden, tekneleri, ilerdeki budist tapınağını, şehrin ışıklarını seyrederek vakit geçirdik. Haftanın sonunda nihayet kızımızı kucakladık ve iki hafta süren yoğun olduğu kadar ilginç yolculuk başladı.

Kamboçya’nın tarihi film olsa, “İyi, Kötü ve Çirkin“ adı yakışırdı. 9. Yüzyılda kurulan Kmer krallığı 600 yıl boyunca, önce Hinduizm’e, daha sonraları Budizm’e dayanan, tüm Güneydoğu Asya’yı etkileyen bir kültür geliştirmiş. Bu süreçte inşa edilen sayısız tapınakların arasında en iyi tanınanı, Unesco Dünya Kültür Mirası Angkor Wat.

Kamboçya

Tayland ve Vietnam arasında konumlanan ülke, yüzyıllar boyunca, sınır komşularının işgal tehditi altında kalmış. 1863’te Fransa himayesine sığınmış ve kısa bir süre sonra Fransız Hindiçini’nin bir parçası olmuş. 2. Dünya savaşı sıralarında Japon istilasına uğramış, savaş sonunda Fransa sömürgeliğinden kurtulmuş. 1969- 1973 arası, Vietnam savaşı sırasında, ABD savaş uçakları Kamboçya’ya 660 000 ton bomba yağdırmış. Amerika’dan gözü korkan Kral Sihanuk, ülkesinde örgütlenen komünist Kızıl Kmerleri hoşgörmüş bir süre. Zaten kötü olan durum işte bu andan sonra tamamen çirkinleşiyor.

Kral tahttan indirip, kızıl Kmer ordusunun başına geçen Pol Pot, 1975-1979 yılları arasında, sapıklaştırılmış bir komünizm ideolojisi adına akıl almaz dehşet yağdırmış insanlara. Phnom Penh’in göbeğinde bir okulun odaları işkence ofisine çevrilmiş. Eski sınıflarda 2 milyon erkek, kadın, çocuk katledilmiş. Ölüleri, kamyonlarla şehrin kenarında, ölüm tarlaları denen yere taşımışlar. Binlerce kemik ve kafatası zamanın şahidi olarak sergilenmiş ölüm tarlalarında.

Soykırım müzesine çevrilmiş bu yerleri gezerken algı sınırına geliyor insan. Son derece nazik ve güleryüzlü Kamboçya halkını tanıyınca böyle bir geçmişle nasıl yaşanır diye soruyorsunuz kendinize. Vietnam ordusu yardımıyla Pol Pot rejimi devrildikten sonra bir on yıl daha iç savaş sürmüş.

Kamboçya

Bugün parlamenter monarşiyle yönetilen ülke, biraz sözümona da olsa, bir demokrasi yaşıyor. İç savaştan önce yüksek yaşam standardı nedeniyle Güney Asya’nın İsviçresi diye adlandırılan Kamboçya, bugün Asya’nın en fakir ülkelerinden biri. 16 milyon nüfusun büyük kısmı tarımla geçiniyor. Nitekim, Avrupa’da hâlâ daha, Covid aşısı, sertifikası ve maske kullanımı kişisel özgürlüğü kısıtlıyor mu muhabbetleri devam ederken, Kamboçya’da hemen herkes 3. aşıyı olmuş durumda, maskeler hiç çıkarılmıyor, tuktuk şoförlerinin aşı sertifikaları var. İki haftalık gezi boyunca her açıdan güvende hissettik kendimizi. Kamboçya, disiplin konusunda örnek alınacak ülkelerden.

Kızımız Leyla’nın iş arkadaşlarıyla tanışma fırsatımız oldu bu arada. Șefleri, 18 yaşındayken, iç savaşın son aylarında, askere alınmış. Kime karşı savaştığını bile anlayamamışken, o denli ağır yaralanmış ki, kolunu kesmişler bir sahra hastanesinde ve köyüne geri göndermişler. Kimseden yardım almamaya azimliymiş genç adam. Tek kolla kuyudan su çekmek için günlerce uğraşmış, ipi bacağına dolayarak başarmış sonunda. Daha sonra kendini eğiterek yardım organizasyonundaki şef pozisyonuna gelmiş. Șu an, çok başarılı iki proje üzerine odaklanıyorlar: Birisi, okullarda temizlik konusu. En az gelişmiş bölgelerde öğretmenleri eğitiyorlar, onlar da öğrencilere tuvalet temizliği, menstrüasyon ijyeni gibi konuları öğretiyorlar.

İkinci projeleri ise kuzeyde, insanların iş bulma umuduyla kaçak göç ettiği ve insan tacirlerinin eline düştüğü Tayland sınırında. Gebe veya çocukla kölelikten kaçabilen kadınlar ailelerine geri döndüklerinde dışlanıyorlar, fuhuştan başka çareleri kalmıyor. Çocuklar, yaşadıkları travmaya bağlı, zihinsel gelişmelerinde geri kalmış oluyorlar. Projenin hedefi, çocukları pedagojik oyunlarla kilitlendikleri iç dünyalarından çıkarmak, bireyleri topluma yeniden kazandırmak yanında, güvenli göç yolları sağlamak.

Phnom Penh’de başlayan seyahatimizin sayısız güzel anlarından bir kaçını sığdırdım yazıma;

Rivayete göre, Penh isimli rahibe, nehirde yüzen bir ağaç üzerinde Buda heykelleri bulmuş. Heykelleri getirdiği yerde Wat Phnom tapınağı kurulmuş, etrafında gelişen şehre de Phnom Penh ismi verilmiş. Pandemi nedeniyle kapalı olan Kraliyet Sarayı’nı göremediysek de Wat Phnom’u ziyaret ettik. Başkentten sonra ilk etabımız, efsanevi kent Angkor Wat’dı.

Kamboçya

Yüzlerce yıllık ağaçların gövdesiyle kaynamış devasa heykeller, ince ince işlenmiş kabartmalı tapınaklar arasında bisikletle iki gün gezdik. Ardından, Güneydoğu Asya’nın en büyük gölü Tonle Sap’ta;karakolu, marketi, tapınağıyla su üstünde kurulmuş yüzen bir köyü ziyaret ettik. Kamboçya’nın doğusunda, nesli tükenmek üzere olan Mekong nehri yunuslarını gördük.

Kamboçya

Bir de motosiklet maceramızı anlatayım; Himalaya’larda buzların erimesine ve yağmur mevsimine bağlı Mekong ve Tonle Sap nehirleri her yıl Kasım ayında akış yönlerini değiştirip denize değil göle doğru akıyorlar. Bu günler Su Festivali olarak kutlanıyor. Bizim, 20 metre yüksekliğinde Bousra Șelaleleri’ne ziyaretimiz tam festival sırasına rastlamış. Şehirde kiralık tek bir motosikletten başka araç bulamadığımızdan üçümüz birden bindik motora. Biraz sıkışık olsa da eylenceliydi hoplaya zıplaya gidişimiz yollarda.

Sokaklardaki yiyecek tezgahlarında ilginç görüntüler az değildi: Kızartılmış çekirge, domuz etiyle doldurulmuş kurbağalar, içerisinde embryo varken haşlanmış yumurtalar, kelle, paça…

Kamboçya

Biz, bu denemelere pek girmedik. Sebzeli, deniz ürünlü ya da tavuklu pilav veya erişte, lezzetli tropik meyveler, taze hindistan cevizi suyunu tercih ettik.

Kamboçya

Toplam üç haftalık Kamboçya seyahatinin sonunda rengarenk izlenimlerle döndük eve.

Fotoğraflar: Yasemin Schreiber-Pekin

Etiketler
devam etmek için tıklayın

İlgili Makaleler

Bir Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı