İsviçre’de sağın yükselişi. Sandıkta kazanan kim oldu?
İsviçre’de göç ve göçmenlere yönelik tartışmalar bitmiyor. Son olarak İsviçre halkı, "10 Milyonluk İsviçre’ye Hayır!" girişimine ilişkin oylamada İsviçre Halk Partisi’nin (SVP) nüfus artışını ve göçü sınırlandırmayı amaçlayan önerisini %55’lik bir oranla reddetti.

Aydın Yıldırım
Genel Yayın Yönetmeni
a.yildirim@haberpodium.ch
Resmi açıklamalara göre, güncel nüfusu 9,1 milyon olan İsviçre’de, bu oylamaya katılım oranı %58,86 düzeyinde oldu.
İlk bakışta ortaya çıkan oylama sonucu, SVP’nin ve yıllardır sürdürdüğü göç karşıtı siyasetin bir yenilgisi olarak görülebilir. Ancak sonuçlara ve sonrasında yapılan yorumlara daha yakından bakıldığında farklı bir tablo ortaya çıkıyor. Belki de asıl soru şu: Sandıkta kaybeden gerçekten SVP mi, yoksa yalnızca son öneri mi?
Yabancı düşmanlığının şekillenmesi
İsviçre’de yabancı düşmanlığı ve göç karşıtlığı yeni olgular değil. Bugün yaşanan tartışmaların kökleri 1960’lı yıllara kadar uzanıyor. O dönemde İtalya’dan gelen işçilerin sayısındaki artış, ülkede “Überfremdung” yani “aşırı yabancılaşma” tartışmalarını tetikledi. Bu korkuların siyasal temsilcisi ise 1961’de kurulan Ulusal Eylem Partisi oldu.
Parti, İsviçre’nin yabancılar tarafından “ele geçirildiği” iddiasını siyasi bir programa dönüştürdü. James Schwarzenbach’ın 1970 yılında başlattığı ve yabancı nüfusun sınırlandırılmasını öngören “Schwarzenbach“ isimli girişim referandumda reddedildi. Ancak girişime verilen %46’lık destek oranı, yabancı karşıtı söylemin toplumun önemli bir kesiminde karşılık bulduğunu ortaya koydu.
SVP ve Blocher’la gelen dönüşüm
Bugün yaşananlarla o dönemin tartışmaları arasında dikkat çekici benzerlikler bulunuyor. Günümüz SVP’si de belirli ölçüde bu siyasi mirasın devamı olarak görülebilir. Parti her ne kadar 1971’de muhafazakâr ve tarımcı bir gelenekten doğmuş olsa da, asıl dönüşümünü 1990’lardan itibaren Christoph Blocher liderliğinde yaşadı. Blocher, partiyi çiftçilerin ve küçük işletmelerin temsilcisi olan geleneksel bir merkez sağ partiden; göç, ulusal kimlik ve Avrupa Birliği karşıtlığı üzerinden siyaset yapan güçlü bir sağ popülist harekete dönüştürdü. Bu dönüşümün ardından İsviçre siyasetinin gündemi de önemli ölçüde değişti.

Bunu görmek için SVP’nin son otuz yılda gündeme getirdiği girişimlere bakmak yeterli. SVP’nin 1993 yılından bu yana gündeme getirdiği yabancı karşıtı inisiyatifler, sonuçlarına göre şöyle oldu;
1993 – Yasadışı Göçmenliğe Karşı (Gegen die illegale Einwanderung) – Reddedildi
1996 – İltica Sektöründe Yasadışı Göçmenliğe Karşı – İltica Girişimi) (Gegen die illegale Einwanderung im Asylbereich“ (Asylinitiative) – Reddedildi
2004 – Demokratik Vatandaşlığa Kabul İçin (Für demokratische Einbürgerungen) – Reddedildi
2008 – Suçlu Yabancıların Sınır Dışı Edilmesi İçin -Sınır Dışı Etme Girişimi- (Für die Ausschaffung krimineller Ausländer- Ausschaffungsinitiative) – Kabul edildi
2010 – Minare Yasağı – Minare İnşaatına Karşı (Minarettverbot -Gegen den Bau von Minaretten) – Kabul edildi
2014 – Kitlesel Göçmenliğe Karşı – (Gegen Masseneinwanderung) – Kabul edildi
2016 – Uygulama Girişimi (Durchsetzungsinitiative)- Reddedildi
2018 – Kendi Kaderini Tayin Girişimi (Selbstbestimmungsinitiative) – Reddedildi
2020 – Sınırlama Girişimi- Ilımlı Göçmenlik İçin (Begrenzungsinitiative – Für eine massvolle Zuwanderung) – Reddedildi
2026 – 10 Milyonluk İsviçre’ye Hayır! -Sürdürülebilirlik Girişimi (Keine 10-Millionen-Schweiz! – Nachhaltigkeitsinitiative) – Reddedildi

Bu girişimlerin çoğu halk tarafından reddedilmesine rağmen. siyasi etkileri sandık sonuçlarının çok ötesine geçti. Çünkü SVP’nin asıl başarısı her referandumu kazanmak değil, ülkenin hangi konuları tartışacağını belirlemek oldu.
Bugün İsviçre’de göç tartışmaları çoğu zaman göçmenlerin ekonomiye katkısı, sağlık sektöründeki vazgeçilmez rolleri ya da çok kültürlü toplumun sağladığı zenginlik üzerinden yürümüyor. Tartışmalar daha çok konut sıkıntısı, trafik yoğunluğu, altyapı üzerindeki baskı ve yaşam kalitesindeki düşüş üzerinden şekilleniyor.
Medyanın rolü

Peki bu noktada İsviçre medyası nasıl bir rol oynuyor?
İsviçre medya sistemi oldukça çeşitli. Bununla birlikte bazı yayın organları göç ve iltica konularında daha kısıtlayıcı politikaları savunan görüşlere düzenli olarak yer vermekte ve kamuoyunda sağ çizgiye yakın medya olarak değerlendirilmektedir.
Bu bağlamda iş insanı ve siyasetçi Christoph Blocher’in medya alanındaki etkisi uzun yıllardır tartışma konusudur. Özellikle 2010–2018 yılları arasında daha görünür hale gelen bu medya etkisi, bugün Blocher’in kontrolündeki Zeitungshaus AG çatısı altında yayımlanan Tagblatt der Stadt Zürich, Lokalinfo, Furttaler, Rümlanger, GHI ve Lausanne Cités gibi çeşitli yerel ve ücretsiz gazeteler aracılığıyla sürüyor.
Blocher aynı zamanda göç ve Avrupa Birliği konularındaki sert yayın çizgisiyle bilinen Weltwoche dergisinin sahibi ve genel yayın yönetmeni Roger Köppel ile yakın siyasi ilişkilere sahip. Bu nedenle dergi, kamuoyunda sıklıkla SVP ve Blocher çevresine yakın bir yayın organı olarak değerlendirilmekte.
Öte yandan Tages-Anzeiger gibi sosyal liberal gazeteler daha dengeli bir çizgi izlemeye çalışırken, NZZ’den Blick’e kadar birçok yayın kuruluşunun referandum sonucunu “Sorun gerçek, çözüm yanlış” çerçevesinde yorumlaması dikkat çekici.
Bu yaklaşım ilk bakışta makul görünebilir. Ancak aynı zamanda önemli bir siyasi kabulü de içinde barındırıyor. Çünkü bu söylem, göçü ve nüfus artışını zaten temel bir sorun olarak kabul ediyor. Tartışma artık “Göç bir sorun mudur?” sorusu etrafında değil, “Bu soruna hangi yöntemle müdahale edilmelidir?” sorusu etrafında dönüyor.
İsviçre medyasında yer alan birçok yorumda, son referandumun asıl dikkat çekici yönünün % 55’lik hayır oyu değil, %45’e yaklaşan “Evet“ oyu olduğu vurgulanıyor. Bu değerlendirmeye göre söz konusu oran, İsviçre toplumunun önemli bir bölümünün nüfus artışı ve göç konusunda ciddi kaygılar taşıdığını gösteriyor.
Tartışmaları kimler belirliyor?
Genel olarak bakıldığında göç konusunun İsviçre siyasetinin merkezinde kalmaya devam edeceğini söylemek pek de yanlış olmaz. Göçü sınırlandırmayı hedefleyen son referandum SVP açısından bir son değil, yeni kampanyaların başlangıcı anlamına geliyor. Konut krizi, iş piyasası, aile birleşimi, iltica sistemi veya Avrupa Birliği ile ilişkiler üzerinden benzer girişimlerin ortaya çıkması kuvvetle muhtemel.
İsviçre’nin son elli yıllık siyasi tarihi bize önemli bir ders veriyor; referandumlar kaybedilebilir, kampanyalar başarısız olabilir. Ancak bir siyasi hareket toplumun hangi meseleleri konuşacağını ve bu meseleleri hangi kavramlarla tartışacağını belirleyebiliyorsa, o hareketin etkisi sandık sonuçlarından çok daha büyüktür.
Belki de bugün sormamız gereken soru, SVP’nin son referandumu kaybedip kaybetmediği değil, İsviçre’de göç tartışmasını ve tartışmanın dilini kimlerin belirlediğidir.
Son olarak, biz göçmenlere düşen, İsviçre vatandaşı olmak için çaba sarfetmek, seçim ve referandumlar döneminde oylarımızı etkili bir şekilde kullanmak.


