İsviçre’de İslam’ın Geleceği

1445

Bülent Kaya

Siyaset Bilimci ve Araştırmacı

bkaya@sunrise.ch

 

 

İsviçre’nin Müslümanları; sayıları çoğalan toplumsal bir grup

“Müslümanlar” kategorisi ilk kez 1970’lı yılların başından itibaren istatistiklerde belirmeye başladı. Bu tarihe kadar Müslümanların sayısı istatistiklere girecek kadar azdı. 1970’de 4,6 milyonluk İsviçre nüfusunun sadece 16’000’i Müslümandı. 2010 nüfus sayımına göre sayıları 330’000 olan Müslümanlar, bugün 450’000 kişilik bir toplulukla toplumun %5,5’ini oluşturuyor. Bu topluluğun yaklaşık üçte biri İsviçre pasaportu taşıyor. Müslümanlar Basel gibi birçok kantonda nüfusun %8’ini oluşturmakta, ağırlıkla büyük şehirlerde ve Almanca konuşulan bölgede yaşamaktadırlar.

isvicre gündemi, www.haberpodium.chİslam, İsviçre’nin din yelpazesinde, Katolik ve Protestanlıktan sonra üçüncü büyük din konumunda yer alıyor. 2017’de Bertelsmann Vakfı tarafından yaptırtılan uluslararası bir araştırmaya göre, İsviçre toplumuna nazaran daha genç ve daha az eğitimli olan Müslüman toplulukta çalışabilir nüfusun %83’ü iş piyasasına entegrasyonu basarmış (bu oran Müslüman olmayan nüfusta %82).

Büyük bir çoğunluğu (%80) Sünni mezhebine ait İsviçre Müslümanlarının dörtte üçü Türkiye ve Balkan ülkeleri kökenli göçmenlerden oluşmaktadır. Arap kökenli Müslümanların oranı yaklaşık %6 dolayında.

Bu demografik durum görmezden gelinemeyecek sosyolojik bir noktaya da işaret etmektedir: Artık İsviçre “katkısız” bir Hristiyan toplumu değil. 400‘e yakın İslami dernekleriyle ve 300’ü aşkın ibadet yerleriyle Müslümanlar İsviçre’de toplumsal varlıklarını görünür kılmaktadırlar.

İslam’ı yaşamanın farklı çeşitleri

İsviçre Müslümanları İslam’ı tek bir biçimde yaşamıyor. Katı geleneksel biçimde yaşanmaktan tutun da kendisiyle her türlü inanç bağının koptuğu, Müslümanlığın kendini dini bayramlarda akrabaların bayramlarını kutlamakla veya domuz eti yememekle sınırlı kaldığı gibi burada sayamayacağımız birçok farklı uygulama biçimleriyle yaşanmakta İslam. Tahminlere göre Müslüman nüfusun %65’i camiye ya çok nadir gidiyor ya da hiç gitmiyor.isvicre gündemi, www.haberpodium.ch

Yaşanış biçimi ne olursa olsun, İslam’ın İsviçre toplumunda görünürlüğü birlikte yaşam açısından cevaplanması gereken birçok soruyu da beraberinde getiriyor. Başörtüsü, burka, helal gıda, yüzme kurslarından muafiyet, İslami cemaatlerin tanınması, imamların eğitimi vb. gibi İslam’ın görünürlüğünden kaynaklanan birçok konu zaten tartışılıyor. Minare örneğinde yaşadığımız gibi yasaklama eksenli bazı yeni inisiyatifler lanse ediliyor. Bunlardan en güncel olanı 2017 Eylül’ünde sunulan ve kamu alanlarında burka ve nikabın yasaklanmasını öngören inisiyatiftir.

Bu sorulara aranacak cevaplar, bir taraftan bu sosyolojik gerçekliğin İsviçre’nin anayasa ve hukuk ilkeleri ışığında kavranmasını, diğer taraftan ta Müslüman topluluğun taleplerinin de ciddiye alınmasını zorunlu kılmaktadır. Kısa bir süreden beri Sosyalist Parti Başkanı Christian Levrat ve Hristiyan Demokrat Partisi Başkanı Gerhard Pfister gibi bazı siyasetçiler ve entelektüel çevreler Müslüman toplulukla daha sıkı bir ilişkiler içeresine girilmesini dillendiriyorlar. Bunun anlamı, kanton anayasaların uygun gördüğü ölçüde Katolik ve Protestan kiliselerinin sahip olduğu kamu tüzel kişilik statüsünü İslam’a da tanımak.

Kantonlarda din devlet ilişkileri: İslamın tanınması sorunu

İsviçre Anayasası’na göre, devlet ve din ilişkileri Federal Hükümet’in değil kantonların yetki alanına girmektedir. Federal yasaların çizdiği genel çerçeveye bağlı kalmak şartıyla kantonlar, farklı dini cemaatlerle ilişkilerini belirlemekte tümüyle serbesttirler. Bu yüzden 26 kantonda, dini cemaatlerle devletin ilişkisini belirleyen 26 ayrı model bulmak mümkündür.

Kantonların kendi modellerini oluştururken uymak zorunda olduğu en önemli şart, İsviçre Federal Anayasası’nın 15’ci maddesinin öngördüğü din özgürlüğü hakkının korunması ve 8’ci maddede yer alan yasalar önünde eşitlik ilkesine sadık kalınmasıdır.

Din-devlet ilişkisinin kantonlar düzeyinde nasıl şekillendiğini aşağıdaki üç farklı kantonun pratiğiyle özetleyelim.

Cenevre Kantonu

Cenevre Kanton Anayasası’nın 3’üncü maddesine göre devlet laiktir ve bütün dinlere tarafsız yaklaşır. Ama yetkililer dini cemaatlerle onları “tanıma” anlamına gelmeyen bir ilişki içeresinde olabilirler. Halen tartışılan bir değişiklik önerisine göre, bu ilişkiyi yürütme yetkisi kanton hükümetine veriliyor ve ilişkinin yürütülmesinin koşulları da şöyle belirleniyor; din ve düşünce özgürlüğüne saygı, şiddetin her türlüsünün reddedilmesi, hukuk düzenin kabul edilmesi. Böylece bu koşulları yerine getiren her dini cemaat kanton vergi dairesine kendi adına müritlerinden din vergisi toplamasını talep edebiliyor.

Basel Kantonu

Basel Kantonu’nda tanınma eksenli bir pratik görebilmekteyiz. Kanton Anayasası’nın 133’üncü maddesi dini cemaatlerin “din özgürlüğünü ve hukuk düzenini” kabul etmeleri halinde tanınmasını öngörmektedir. Tanınma kararı Kanton Parlamentosu’nun (Gross Rat) yetkisine bırakılmıştır ve mecburi referanduma gitmeyi de gerekli kılmıyor. Bu çerçevede tanınmış bir dini cemaat Anayasanın öngördüğü yaptırımları yerine getirmezse, Kanton Parlamentosu tanınmayı iptal edebiliyor. Tanınmış bütün dini cemaatler ibadet faaliyetleri için gerekli masrafları genellikle kendileri karşılarlar. Ama cemaatler hastane ve cezaevlerinde verecekleri din hizmetleri için devletten maddi yardım alabilirler.

2012 yılında 2 Alevi derneğinin “Basel’de Aleviliğin inanç olarak tanınması” başvurusu üzerine Basel Parlamentosu Aleviliği ayrı bir inanç grubu olarak tanıdı. Böylece Aleviler, Basel kantonunda Hıristiyan ve Yahudi olmayıp da tanınan ilk dini cemaat oldu. Bu karar alınırken başvuruyu yapan iki derneğin entegrasyon alanında yaptıkları çalışmalar son derece önemli roller oynadı.

Lozan Kantonu

Lozan Kantonu’nda ise din devlet ilişkisi biraz daha farklı. Kanton anayasası Katolik ve Protestan kiliselerine kamu hukuku çerçevesinde kurumsal tüzel kişilik tanımaktadır. Bu tüzel kişilik çerçevesinde Katolik ve Protestan kiliseleri devletten belli bir ekonomik yardım alabiliyorlar. Katolik ve Protestan cemaatlerin dışında Yahudi cemaati de kamusal tüzel kişiliğe sahip Lozan Kantonu’nda, ama vergilerle finanse edilmiyor. Bu çerçevede İslami cemaatler gibi diğer d

ini cemaatler de bu statüden yararlanmak için başvurabilirler. Bu statüyü alabilmek için, başvuru yapan dini cemaatin ülke yasalarının taleplerini kabullenecek şekilde bir entegrasyonu basarmış olması şart.

İslami cemaatin önündeki büyük bahis: demokratikleşme

İsviçre’de İslam’ın diğer dinlerle aynı statüye kavuşması, yani anayasal olarak tanınması doğrultusunda bir süreç başlamış durumda. Bu eğilimin kalkış noktasını eşitlik ve din özgürlüğü prensibi oluştursa da, İslami radikalleşmenin ve islamofobiden beslenen çevrelerin önüne geçilmesi için bir önlem olarak ta düşünüldüğü bir gerçek. Zira demokratik sisteme entegre edilmiş bir dinin, demokrasi ve laiklik prensipleri ekseninde kendi varlığını sürdürmesi yine demokratik sistemin lehine olacaktır. Nasıl ki Hristiyanlık aşırı tutuculuğa (entegrizm) indirgenemez İslam da İslamcılığa (İslamizm) indirgenmemeli.

isvicre gündemi, www.haberpodium.ch

İslam’ın demokrasi ve özgürlüklerle uyumluluğunun mümkün olduğunu kanıtlamak, İslami cemaatlerin İslam ve laiklik ilişkisini ciddi bir şekilde yeniden tanımlamasından geçmektedir.

İslam’ın demokratik ve cumhuriyetçi değerlere bir tehlike olarak algılandığı bir ortamda, özellikle Kuran’ın modern bir yorumu, kadın erkek ilişkilerini modern bir perspektifle ele alınması, demokratik prensipleri ve din özgürlüğünü kabullenmesi gibi

daha birçok alanda, İslami cemaatler duruşlarını belirlemek gibi bir misyonla karşı karşıyalar. Bu duruş demokratik bir duruş olmadığı sürece, İslam’ın bir İsviçre dini olma ve anayasal olarak ta tanınma şansı hiç olmayacaktır. Bunun tersi islamofobi çevrelerinin olduğu kadar İslami-radikal güçlerin değirmenine su taşımak anlamına gelecektir. İslami cemaatlerin bu demokratikleşme bahsini kazanıp kazanmayacaklarını bize zaman gösterecek.