Bülent Kaya

İsviçre refahı üzerine – I

Bulent Kaya, www.haberpodium.ch,derya ozgul, www.haberpodium.ch,isvicre'de is kurma, isvicre'de evlenme, Isvicre'e oturum hakki, isvicre'de iltica, isvicre egitim sistemi, www.haberpodium.ch. İsviçre gündemi, haberpodium, isvicre vatandasligi, isvicre haberleri, isvicre gezi rehberi, isvicre'de nereler gezilir, isvicre'de corona virus

Bülent Kaya

Siyaset Bilimci ve Araştırmacı

www.bkaya.ch

 

 

 

Gece gündüz durmadan didinen ve çalışan kuluna hayran kalan Tanrı, “Dile benden ne dilersen!” der. Kul, Tanrıdan kendisine dağlar vermesini ister. Tanrı Alpleri yaratır. Kulunun daha fazla çalışıp uğraştığını fark eden Tanrı, ödüllendirmek için kulundan başka bir şey daha talep etmesini ister. Bunun üzerine kul, Tanrı’dan bir inek ister. “Bundan kolay bir şey mi var” diyen Tanrı, kuluna hemen bir inek verir ve yanından uzaklaşır. Kul, Alplerin yeşil otlarında otlattığı ineğinden bolca süt almaya başlar. Kul, bir gün sağdığı ineğin sütünü içerken Tanrı’nın dikkatini çeker ve Tanrı’yı karşısında bulur. “Nedir o içtiğin” diye sorar Tanrı. Kul, “Süt” diye cevap verir ve içmesi için Tanrı’ya biraz ikram eder. İçtiği sütü çok beğenen Tanrı kuluna “Bu harika bir şey. Beni çok hayrete düşürdün. Dile benden ne dilersen” der. Kul Tanrı’ya döner ve şöyle der: “İçtiğin sütün parasını ver yeter! Başka bir şey istemiyorum”.

İsviçrelilerle ilgili Fransızca diline giren bir deyim vardır: “Para yoksa, İsviçreli de yok” (Point d’argent, point de Suisse). Fakir İsviçreli gençler 16. yy’da İtalya ile sık sık savaşan Fransız ordusunda paralı askerlik yaparlarmış ve diğer askerlerin aksine parayı da peşin isterlermiş. Parayı almadıkları taktirde ya asker olmayı kabul etmezlermiş ya da maddi açıdan tatmin olmadıkları zaman savaşı terk ederlermiş.

Biri mistik diğeri gerçek bu iki anlatıyı İsviçre’yi çok iyi tanımayanların, İsviçre’nin bugünkü yüksek refah düzeyini genellikle İsviçre-para ilişkisi penceresinden algılamalarından dolayı aktardım. Hemen sevinsinler diye!

İsviçre konusunda genellikle klişe bir yaklaşıma sahibiz: “İsviçre bugünkü refahını, Nazilerden kaçan Yahudilerin, diktatörlerin ve kara para aklayanların İsviçre bankalarına aktardığı servete borçludur, nokta”. “Para parayı çeker” deyişinin hiç bir geçerliliği ve doğruluk payı yoktur demek elbette saflık olur. Demek istediğim şu ki, para eksenli bir yaklaşım tarzıyla İsviçre’nin bugün geldiği yeri anlamakta hem zorlanırız hem de yetersiz kalırız. Üstelik İsviçre’nin refah düzeyini sadece maddi zenginliğe indirgemekte son derece yanlış olur.

Peki öyleyse para olgusunun dışında hangi faktörler İsviçre’yi dünya refah düzeyi sıralamasında 4. ülke konumuna gelmesine katkı yapmıştır?

Eğitim düzeyiyle sanayi devrimi yapan tek ülke

Birleşik Karalık’tan hemen sonra, Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri’nden önce sanayi devrimini yapan dört ülkeden biriydi İsviçre. Çok ilginçtir ki, dönemin iki milyon nüfuslu İsviçre’si, diğer ülkelerde sanayi devrimini kolaylaştıran faktörlerden hiç birisine sahip değildi. Ne sömürgesi ne kömür gibi yer altı zenginlikleri ne de ulaşımı kolaylaştıran, okyanuslara açılan liman merkezleri vardı. Buna rağmen İsviçre, sanayi devrimini en kısa sürede yapan ülkeler arasına girmeyi basarmış bir ülke oldu.

Peki nasıl başarabilmiş bunu? Ekonomi tarihçilerine göre bir tek faktörün sayesinde; eğitim düzeyinin yüksek olması. O dönemin dağlık ve köylü ülkesi İsviçre, sanayi devrimini yapan diğer ülkeler arasında eğitim düzeyinin en yüksek olduğu ülkeymiş. Yüksek eğitim düzeyiyle sanayi devrimi yapan tek ülke, İsviçre.

İsviçre’de sanayileşmenin, bankacılığın ve sigortacılığın henüz fazla gelişmediği bir dönemde, öncelikle tekstil, makine, saat, gıda ve kimya sektörlerinde gelişimler oluyor. Napolyon’un 1800’lerin başından itibaren uyguladığı ablukadan dolayı İngiltere’den makina ithali yapamayan İsviçre, kendi tekstil makinelerini kendi yapmaya başlar; 1805’de Zürich’te Escher Wyss, 1810’da Winterthur’da daha sonra dünyanın her köşesinde tanınan Rieter markalı örgü ve dokuma makinaları geliştirilir.

Swiss Made: Becerikliliğin, yaratıcılığın, belirliliğin ve kalitenin sembolü

Nestlé, Roche, Novartis, SGS, Holcim, Swatch, Rolex gibi dünyanın önde gelen çok uluslu dev firmaların İsviçreli olması bir tesadüfün ürünü değildir. Detaya verilen önem, mükemmellik arayışı ve kaliteyi yakalama azmi İsviçre’de iş ahlakının en önemli ögelerini oluşturmakta ve kuşaktan kuşağa aktarılmaktadır. Bu gelenek, 1900-2000 arasında, farklı dallarda ülkeye tam 26 Nobel ödülü kazandırtmıştır. İsviçre, dünyanın en yaratıcı ülkesi ve 2010’dan beri de dünya yaratıcılık endeksinde birinciliği kimseye kaptırtmıyor. Yakın gelecekte “Swiss innovated» etiketi kendini dünyaya kabul ettirirse şaşırmayalım.

İsviçre, araştırma ve geliştirme (Ar-Ge) alanında uluslararası düzeyde son derece rekabete dayanıklı ve dünyada Ar-Ge ye en çok yatırım yapan ülke özelliğine sahiptir. Çünkü İsviçre, milli gelirinin yüzde 3’ünü (16 milyar frank) bu alana ayırıyor. Elbette yaratıcılık parasız olmaz ama, sadece parayla olsaydı en yaratıcılar dünyanın en zengin ülkeleri durumunda olan Körfez ülkeleri olurdu, İsviçre değil. İsviçre’nin farkı ebetteki sadece bu alana ayırdığı parada değil. Fark, bütün kamu kurumlarının ve politik yetkili mercilerin her düzeyde, özellikle de eğitimde, araştırma ve geliştirmenin yeşereceği koşulların yaratılmasına büyük bir özen göstermesinden kaynaklanmaktadır.

Gelecek sayıda, İsviçre refahına katkıda bulunan maddi olmayan diğer faktörlere değineceğiz.

Etiketler
devam etmek için tıklayın

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı