DiziİsviçreisviçreKültür-Sanat

İsviçre, Nazilerin yağmaladığı sanatın merkezi mi?

İsviçreli tarihçiler şu sıra Zürich Sanatevi’nde (Kunsthaus) sergilenen sanat eserlerini tartışıyor. Tarihçilere göre sergilenen sanat eserelerinin bazıları, Nazilerin ikinci dünya savaşı sırasında yağmaladığı resimlerden oluşuyor.

Eserlerin Zürich Sanatevi’nde sergilenmesini, Naziler tarafından öldürülen insanlara yönelik bir “hakaret” olarak nitelendiren tarihçiler, sergilenen 203 sanat eserinin kökeni ile ilgili bir tartışma başlattılar.

Bührle Vakfı tarafından Kunsthaus’a ödünç verilen bu sanat kolleksiyonunun sahibi Emil G. Bührle, Nazi Almanyası’na silah satışlarıyla bilinen bir isim.

İsviçre, Nazilerin yağmaladığı eserleri için bir merkezdi

Tarihçi Erich Keller, yayınladığı Das kontaminierte Museum (Kirlenmiş Müze) isimli bir kitabında, Bührle Vakfı’na ait olan bu resimlerin kökeni üzerine yapılan araştırmalara yer veriyor. Kitabında eserlerle ilgili şüphelerini sıralayan Erich Keller, eserlerin Naziler tarafından yağmalanan resimler olduğunu iddia ediyor.

Gerçekten de İsviçre, İkinci Dünya Savaşı öncesinde ve sırasında Nazilerin yağmaladığı sanat eserleri için bir merkez olarak kullanılıyordu.

Bazı İsviçre müzeleri, eserleri Naziler tarafından yağmalanan ya da baskı altında satılan koleksiyonerlerin mirasçılarıyla bir araya dahi gelmişti. Bern Sanat Müzesi (Kunstmuseum Bern) tartışmalı olan birkaç eseri, sahiplerinin torunlarına iade edeceğini de duyurmuştu.

Kunsthaus Zürich, Bührle’ye ait olan eserler için uzmanlara başvuracak

Uzmanlar, bağımsız bir komisyon kurularak İsviçre’nin, tarihi karanlık bir sayfası ile yüzleşmesi gerektiğini savunuyorlar.

Bu durumdan yola çıkan Kunsthaus Zürich, Bührle’ye ait eserlerin kökenini netleştirmek için bağımsız bir uzmanlar komitesi kurmak istiyor. Kunsthaus ve Bührle Vakfı tarafından düzenlenen ortak bir basın toplantısında açıklandığı üzere; özel görevlendirilecek bağımsız bir komite için hazırlıklara başlandı.

Bu kapsamda, E. G. Bührle Vakfı’nın kaynak araştırmasını doğru bir şekilde yapıp yapmadığı, sonuçları doğru bir şekilde sunup sunmadığı netleştirilecek.

Koleksiyonun Nazi döneminden yağmalanmış sanat eserleri de içerdiğine dair şüpheler var. Emil Georg Bührle, İkinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında yapılan silah anlaşmalarıyla, o zamanlar İsviçre’nin en zengin adamı olmuştu.

Bührle, hem Nazi Almanyası’na hem de Müttefiklere silah satışları gercekleştirmişti.

Federal Parlamento gündemine de gelen eserler için; Nazilerin yağmaladığı sanat eserlerini değerlendirmek için bağımsız bir komisyonun kurulması öneriliyor.

Komisyon, Nazi döneminde el konulan kültürel varlıkların asıl sahiplerine iade konusunda tavsiyelerde de bulunacak.

Bührle Vakfı: Nazilerin yağmaladığı sanat eserleri ile bağlantı yok

Bührle Vakfı, Bührle’nin Nazilerle iş yaptığını kabul ederken, Bührle’nin herhangi bir Nazi sanat koleksiyonuna sahip olmadığını savunuyor ve 203 eserin büyük çoğunluğunun kime ait olduğunun tamamen açıklığa kavuşturuldugunu belirtiyor.

Vakfa göre; Bührle’nin 1950’lerden kalma koleksiyonunun, Nazilerin yağmaladığı sanat esreleri ile bağlantı olduğunu gösterecek hiçbir kanıt mevcut değil.

Miriam Cahn eserlerini Zürich Kunsthaus’tan çekti

Miriam Cahn

Uluslararası üne sahip İsviçreli sanatçı Miriam Cahn, E.G. Bührle Vakfı’nın eserlerinin Zürich Kunsthaus’ta sergilenmesi nedeniyle, kendi eserlerini burada sergilemekten vazgeçti.

Bir Yahudi olarak artık Zürich sanat galerisinde temsil edilmek istemediğini belirten Miriam Cahn tüm eserlerini geri çektiğini açıkladı.

“Sanatı satın almak beyazı yıkamaz, sanat koleksiyonu yapmak sizi daha iyi bir insan yapmaz“ diyen Miriam Cahn, gerçeklerin bir an önce ortaya çıkması için harekete geçilmesi gerektiğini belirtiyor.

Uluslararası baskı

1945’ten önce ve sonra Nazilerin yağmaladığı sanat için bir merkez görevi gören İsviçre, 1998’de, bağlayıcılığı olmayan Washington İlkelerini imzalayan 44 hükümet ve kuruluştan biriydi.

Müzeler, bu anlaşmanın bir parçası olarak, Naziler tarafından el konulan sanat eserlerinin tespiti ve eserlerin orijinal sahiplerine iadesi için, eserlerin orijinal sahipleri ile birlikte çalışmayı kabul ettiler.

Fransa, Almanya, Avusturya, Hollanda ve İngiltere, Washington İlkeleri‘nin kabul edilmesinden 23 yıl sonra müze koleksiyonlarında Nazilerin yağmaladığı sanat iddialarını incelemek için komisyonlar kurarlarken, İsviçre bunu henüz yapmadı.

İkinci Dünya Savaşı döneminde İsviçre’nin mali işlerini araştırmak üzere, 1996’da kurulan uluslararası Bergier Komisyonu’nun eski üyeleri, Bührle’deki durumu kurbanlara yönelik bir “hakaret” olarak nitelendirip, komisyonun en kısa sürede kurulmasını istediler.

Londra merkezli, Avrupa’da Yağmalanan Sanat Komisyonu da, İsviçre’nin Washington İlkelerini kabul ettiğinden bu yana Nazilerin yağmaladığı sanat eserleri ile “kararsız ve tutarsız” bir şekilde ilgilendiğini iddia ediyor.

Emil Georg Bührle kimdir?

E.G. Bührle

Emil Georg Bührle servetini, II. Dünya Savaşı sırasında Almanya’ya silah satarak, Naziler tarafından çalınan sanat eserlerini satın alarak ve zorunlu çalıştırmadan kazanç sağlayarak elde etti.

Bührle, İkinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında yapılan silah anlaşmalarıyla o zamanlar İsviçre’nin en zengin adamı olmuştu.

Peki Emil Georg Bührle kimdi? Bir Alman burjuvazisinin oğlu nasıl İsviçre’nin en zengin adamı ve dünyaca ünlü bir koleksiyoncu haline geldi?

Savas lordu Emil Georg Bührle

Zürich Üniversitesi tarihçilerinden Mathieu Leimgruber’in bilgilerine göre; bir vergi memurunun oğlu olan Bührle, Almanya’nın Freiburg im Breisgau kentinde büyüdü ve burada edebiyat ve sanat tarihi okudu. Ancak savaş onu okuldan uzaklaştırdı.

1924’te İsviçre’ye gelen ve o dönem sadece 2 tabloya sahip olan Emil Georg Bührle, 1940’a kadar koleksiyonuna 50’den fazla resim ve heykel kattı. Savaş yıllarında bunlara yaklaşık 90 eser daha eklendi. 1950’lerde, bir silah üreticisi olarak elde ettiği kârlarla birlikte sanat alımları da katlanarak arttı.

1956’da, Bührle’nin ölümünden sonra koleksiyon 638 eserden oluşuyordu. Bu eserlerden 203’ü şu an Zürcher Kunsthaus’ta sergileniyor.

Savaşa katılan ve savaşın sonunda hemen sivil hayata dönmeyen Bührle, Almanya’da komünistlerle savaşan gönüllü birliklerden birinde subay oldu.

Charlotte Schalk ile evlilik

Bu sırada Bührle, Magdeburg’lu bir bankacının kızı olan müstakbel eşi Charlotte Schalk ile tanıştı. Kendi gibi sağcı ve muhafazakâr bir dünya görüşünü paylaşan kayınpederi ona metal işleme endüstrisinin kapılarını açar. Bührle ordudaki kariyerinden vazgeçip Magdeburg alet ve makine fabrikasına dahil olur.

1924’te de, Alman şirketinin Oerlikon’daki yeni aldığı makina fabrikasının kontrolü için İsviçre’ye gönderilir. Burası kısa bir süre sonra da bir silah fabrikasına dönüştürülür.

Leimgruber, Bührle için; “Yeni rolünde, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya’nın yeniden gizlice silahlanmasına yardım eden ulusötesi endüstriyel ve askeri aktörler ağının bir parçası” diyor.

Bu ağın içinde İsviçreli sağcılar da mevcuttur. Bu durum, genç sanayi kaptanının yükselişinin başlangıcı olur.

Bührle bu ortamda kolaylıkla yolunu bulurken, Alman askeri liderlerle mükemmel ilişkiler de kurar.

Sanayici olarak ağını genişletiyor

Bir süre sonra sadece Almanya’ya değil, Sovyetler Birliği gibi ülkelere de silah satmaya başlar. Daha sonra, Fransa ve İngiltere’den 60 milyon frank değerindeki ilk siparişler de gelir. Kısa bir süre sonra, neredeyse artık sadece Mihver güçlerine silah sağlıyordur.

Zenginliğiyle birlikte sosyal prestiji artan Bührle,1930’ların ikinci yarısında, her ikisi de Hava Kuvvetlerini modernize etme adına doğan Contraves ve Pilatus isimli iki silah şirketi kurar.

Bu şirketler, Bührle’nin siyasi ve endüstriyel çevrelerle temasa geçmesini hızlandırır. İsviçre’nin ekonomik seçkinlerine dahil olması, 1937’de vatandaşlığa alınmasıyla onu daha da güçlü hale getirir.

İlk zamanlarda İsviçreli sanayiciler arasında isteksizlikle karşılanan Bührle; özellikle de 1939-1940 arasında, onun yatırım fırsatlarını gören bankaların çıkarları sayesinde kendine yer edinmeyi başarır.

Elinde bulunan önemli sanat koleksiyonu, 1940 yılında ona Zürcher Kunstgesellschaft’ın kapılarını da açar.

Bührle, 1940 ile 1944 yılları arasında Almanya’ya 400 milyon frankın üzerinde, İtalya’ya ise neredeyse 100 milyon frank değerinde savaş malzemesi sattı.

1941 yılında İsviçre ihracatının %14’ü, Bührle sayesinde savaş endüstrisinden oluşuyordu.

Savaş yıllarında Emil Bührle’nin serveti dramatik bir şekilde büyüdü ve 1945’te 160 milyon frankı aştı. Emil Bührle şu anda bile Zürich Kantonu’ndaki en büyük vergi mükellefi olarak biliniyor.

Ancak savaşın sonunda Bührle bazı zorluklarla karşılaştı. Federal Hükümet bu dönemde silah ihracatı yasağı getirdi.

Bührle’nin silah fabrikası, Almanya ile yakın ticari ilişkileri nedeniyle, 1941-1942 yılları arasında müttefiklerin kara listesindeydi.

1946 tarihli Washington Anlaşması, “İsviçre’nin Mihver devletleriyle ekonomik ilişkileri“ konusunda alevlenen anlaşmazlığı çözer.

Soğuk Savaş döneminde yeni ivme; başarının zirvesinde bir anti-komünist

 Batılı devletlerle ilişkilerin bu normalleşmesi ve Soğuk Savaş bağlamında bloklar arasında filizlenen çatışma, savaş malzemesi üreticilerine yeni perspektifler sunar.

Bührle bu dönemde, sektördeki diğer şirketlerle birlikte uyumlu bir ihracat rejimi için başarılı bir çalışma yürütür.

Daha 1948 yılında, şirketin geliştirdiği balistik füzeler ABD ordusunun ilgisini çekerken, Washington bu balistik füzeleri, 1951’de Kore Savaşı’nda kullanmaya karar verir.

İsviçre makamlarının bazı şüphelerine rağmen Bührle, 1953’te ABD’ye 300 bin roket ihracatı lisansı alır.

Bu dönemde İsviçre Ordusu da kapsamlı bir silahlanma programına yatırım yapıyordur.

Başarısının zirvesindeki, İsviçre’nin bu en zengin adamının uzun süredir devam eden komünizm karşıtlığı, Batı’nın jeostratejik çıkarlarıyla mükemmel bir uyum içindedir.

Bu özelliğine ek olarak, bir sanat koleksiyoncusu olarak da ünü tüm dünyaya yayılıyordur. Bu koleksiyon, 1955’te Fortune dergisi tarafından dünyanın en büyük beş koleksiyonerinden biri olarak kabul edilirken, Emil Bührle ise bir yıl sonra, 1956’da kalp krizinden ölür.

Koleksiyon fırsatçılığı

Avrupa savaş endüstrisinin zirvesine erişen bu sağcı girişimcinin öyküsü, koleksiyonunun öyküsüyle de yakından bağlantılıdır.

Koleksiyonu, girişimci başarısına paralel olarak büyürken ona eşlik de eder. Bührle bu koleksiyonculuğu, Zürich seçkinleriyle bütünleşmenin bir aracı olarak kullanır.

Bührle Koleksiyonu şüphesiz savaşın yarattığı bir çocuktur. Bührle, Avrupa’dan kaçan Yahudilerin koleksiyonlarının tasfiyesinden sonra, sanat piyasasının fırsatlarından vicdansızca yararlanmasını bildi.

Bührle’nin savaş sırasında edindiği 13 eserin çalıntı sanat kategorisine girdiği sanat çevreleri tarafından bilinen bir gerçek. Yahudi koleksiyonerlerden el konulan bu eserler, savaştan sonra gerçek sahiplerine iade edilmek zorunda kalındı.

Peki müzelerin bu eserleri hâla sergiliyor olmaları ahlâki mi?

Sanat uzmanları bu durumun mantıklı olduğunu, eserlerin gizlenmesi durumunda tartışmaları yürütmenin mümkün olmadığını ifade ediyorlar.

Derleyen: Aydın Yıldırım

Etiketler
devam etmek için tıklayın

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı