Mehmet Meral

İçimizdeki küçük Hitler üzerine…

Mehmet Meral

Mehmet Meral

lic. phil. Psychologe FSP

Systemischer Therapeut

[email protected]

 

 

İnsanın bir varlık olarak doğaya ve doğanın bir parçası olan kendi nesline verdiği tahribat daima bizleri düşündürmüştür. Tarihin çeşitli dönemlerinde belli bir şiddet dalgası daima gelmiş, yüzbinlerce, hatta milyonlarca insan bu şiddet dalgasının kurbanı olmuştur. Bunlardan en kanlı ve bilançosu kabarık olanı ikinci dünya savaşıdır. Bu savaşta 36 Milyon insan ölmüş, bir çok kent yerle bir olmuş ve savaş sonrası insanlar acılarıyla yüzyüze bırakılmışlar.

İnsanın insana zulmünün sebeplerini bilmek ve anlamak için yapılan önemli çalışmalardan biri de literatürde “Milgram Deneyi” olarak geçen çalışmadır.

Mayıs 1960 yılında Nazi savaş suçlusu  ın üç İsrail ajanı tarafından Arjantin’den kaçırılarak İsrail’e getirilmesi ve 1961 yılında Kudüs’te yargılanmaya başlamasından üç ay sonra Temmuz 1961 yılında, Sosyal Psikolog Stanley Milgram tarafından başlatılan bu deney şu sorulara cevap bulmak üzere geliştirilmişti: “Eichmann ve Yahudi Soykırımda yer alan yüzbinlerce yardakçısı sadece onlara verilen görevi yerine getiriyor olabilir miydi? Onların hepsi yardakçılık suçlamasıyla suçlanabilir miydi?”

Daha sonrasında Milgram 1974 tarihli bir makalesi olan “İtaatin Tehlikeleri”nde (İng.: The Perils of Obedience) ulaştığı sonuçları özetledi.

Yale Üniversitesi’nde sıradan bir insanın laboratuar ortamında sadece deney bilimcisinin verdiği emirle başka bir insana ne kadar acı çektirdiğini ölçmek için basit bir deney düzenlediğini belirten Milgram, itaatın hukukI ve felsefI açılardan önemini vurgularken, bu değerlerin çoğu insanın nesnel durumlarda nasıl davrandığı konusunda fazla bilgi vermediğini belirtir. Bu çalışmada deneklerin güçlü vicdani duygularıyla ile saf otoriteyi bilerek karıştırdığını söyleyen Milgram, kurbanların acı dolu çığlıklarının eşliğinde genellikle emri veren otoritenin kazandığını gösterir.

İnsanda otoriteye itaat eğiliminin yüksek olduğunu, bir erk makamının komutası doğrultusunda her şeyi göze almada çok istekli olduklarını, bunun deneye katılan kişilerin eğitim seviyesinden bağımsız, herkeste eşit şekilde olduğunu sıradan insanların korkunç bir yok etmede işlemin rahatlıkla bir parçası olabileceğini de göstermiştir. Sonuç olarak deneklerin yaptıkları işin yıkıcı sonuçlarını apaçık bilmelerine rağmen, temel ahlaki değerleriyle çelişen bu emirleri ve otoriteyi, aralarında pek az kişinin reddettiğini göstermiştir.

Deneyin Yöntemi

Yaşları 20 ile 50 arasında olan bu deneklerin hepsi erkekti. Gazete ilanları ve posta yoluyla bulunan denekler ilkokul terklerden doktora mezunlarına kadar bir çok farklı kesimden oluşuyordu. Tanıtım broşüründe deneyin bir saat süreceği ve katılanlara deneyi tamamlamasalar bile 4,50 dolar ödeneceği bildiriliyordu. Deneyin en önemli özelliği otoriyeti temsil eden deney gözlemcisinin bir teknisyen önlüğü giyerek, katı ve hissiz görünümlü bir biyoloji öğretmenini oynaması idi.

Elektirik verilecek olan kişi ise yine rol icabı seçilmiş irlandalı-Amerikalı bir muhasebeciydi. Kurban ile emirleri veren deney gözlemcisi aslında beraber hareket ediyorlardı. Ama bu bilgi katılımcılardan gizleniyordu. Kurban katılımcılara kendileri gibi gönüllü başka bir denek olarak tanıtılıyordu. Katılımcının gözünde deney, deney gözlemcisi ile iki seçilmiş denekten oluşuyordu. Deney gözlemcisi, iki deneğe ‘öğrenmede cezanın etkisi’ hakkında bir deneye katıldıklarını, birisinin öğretmen diğerininde öğrenci rolünü üstlenecekleri bilgisini veriyordu. Sonra, iki deneğe birer yaprak kâğıt veriliyordu. Katılımcının, bu kâğıtlardan birinde “öğretmen” ve diğerinde de “öğrenci” yazdığına ve kâğıtların rastgele verildiğine inanması sağlanıyordu. Gerçekte ise her iki kâğıtta da “öğretmen” yazıyordu ve işbirlikçi denek kendi kağıdında “öğrenci” yazıyormuş gibi rol yapıyordu; böylece katılımcının hep “öğretmen” olması sağlanıyordu. Bu noktada “öğretmen” ve “öğrenci” birbirini duyabilecek ancak göremeyecek şekilde ayrı odalara alınıyordu.

Deneyden önce “öğretmen”e 45 voltluk bir elektirik şoku uygulanarak “öğrenci”ye uygulayacağını sandığı şokun ne olduğu hakkında bir fikir verilmiş oluyordu. Deneyin devamında gerçekte kurbana elektirik verilmiyordu, ama işbirlikçi kurban sorulan her soruya yanlış cevap verdiğinde katılımcı tarafından artırılan elektirik cezasına rölü gereği çığlıklarla cevap veriyordu. Katılımcılar öğrencinin verdiği her yanlış yanıta karşılık onun gerçek şoklara maruz kaldıklarına inanıyorlardı. Gerçekte uygulanan bir şok yoktu. Kimi denekler voltu yükseltitkleri aşamalarda durup deneyin amacını sorgulamaya başladıklarında, sonuçlarından sorumlu olmadıklarının teminatını aldıktan sonra şok vermeye devam ediyorlardı.

Denek deneyi durdurma isteğini ifade ettiği zaman kendisine otorite tarafından aşağıdaki sırayı takip eden sözlü uyarılarda bulunuluyordu:

1. Lütfen devam edin.

2. Deney için devam etmeniz gerekiyor.

3. Devam etmeniz kesinlikle çok önemli.

4. Başka seçeneğiniz yok, devam etmek “zorundasınız”.

Denek bu dört uyarıdan sonra bile hala durmak istediğini ifade ederse deney durduruluyordu. Tersi durumda ise deney ancak denek en yüksek şok olan 450 voltu 3 kere art arda uyguladıktan sonra durduruluyordu.

Deneyin sonuçları:

Milgram, deney öncesinde kendisinin de mensubu olduğu Yale Üniversitesi’nde, 14 psikoloji yüksek lisans öğrencisiyle sonuçların ne olacağı üzerine bir anket yapar. Katılımcıların tümü, deneklerin sadece % 1,2 en yüksek voltaja ulaşacağını düşünürler. Milgram daha ilk deney dizisinde 40 ön denekten 26’sının yani % 65’inin deneydeki en yüksek gerilim olan 450 voltu uyguladıklarını gördü. Milgram’ın bu deneyi daha sonraki yıllarda dünyanın farklı bölgelerindeki psikologlarca da uygulandı ve varılan sonuç hemen hemen aynı idi.

 

 

 

 

 

Baltimore Üniversitesi’inde Dr. Thomas Blass, deney tekrarlarından elde edilen sonuçlar üzerinden vardığı bulgular neticesinde, ölümcül gerilimler uygulayabilen katılımcıların oranı, yer ve zamandan bağımsız olarak dikkat çekici bir biçimde sabitti: % 61 ile % 66 arasında bir oranı tespit etmişti. Yine bir Sosyal Psikolog olan Phillip Zimbardo’ya göre, deneyin farklı şekilde bittiği durumlara rastlanılmadığı üzerine idi.

Milgram deneyi ilgili daha fazla ve detaylı bilgileri rahatlıkla internet ortamından da yazılı ve görsel olarak edinebilirisiniz.

Bu yazımda insanın kendi içindeki o Hitler’e “hayır” demesini ve otoritenin kendisinden istenilenleri daima sorgulaması gerektiğini vurgulamak istedim. Zalim ve mazlumun hikayesinde daima mazlumdan yana olmayı, mazlumun saflarında yer almayı bir görev bir bilinç haline getirirse insan asla yanlış yapmaz.

İnsan kalmak istiyorsak, insana yakışır duruşun bize hasıl olmasını istiyorsak, geçirdiğimiz şu zor günlerde insanlara akıllarının ve vicdanlarının rehberlik etmesini diliyorum.

Etiketler
devam etmek için tıklayın

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı