Türkiye

HRW: Seçim öncesi hükümeti eleştirenler hedefte

İnsan Hakları İzleme Örgütü yayınladığı raporda Türkiye'de seçimler öncesinde hükümeti eleştirenlerin sistematik olarak hedef altına alındığını açıkladı.

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), 2023 Dünya Raporu’nu yayınladı. Raporun Türkiye başlığında Türkiye’de parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde hükümeti eleştirenlerin sistematik olarak hedef altına alındığı belirtildi.

Raporda “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın otoriter hükümeti, 2023 yılının ilk yarısında yapılacak olan parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde hükümeti eleştirenleri ve siyasi muhalifleri sistematik olarak hedef aldı ve medya ile yargıyı güçlü bir şekilde nüfuzu altında tuttu” denildi.

İfade özgürlüğü

Raporda ayrıca kamuoyunda “Sansür Yasası” olarak bilinen, internet medyası ve sosyal medya ile ilgili yeni yaptırımlar öngören Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un Ekim ayında yürürlüğe girdiğine dikkat çekildi. “Yanıltıcı bilgi yaymayı suç haline getiren, sosyal medya şirketleri ve çevrimiçi haber siteleri üzerindeki kontrolü sıkılaştıran ve yetkililere bağımsız gazeteciliği sansürleme ve bilgi edinme hakkını kısıtlama konusunda daha fazla yetki veren bir yasa, hükümetin desteğiyle yürürlüğe girdi” denildi.

Raporda, yazılı basın ve özel televizyon kanallarının çoğunlukla hükümetle yakın ilişkileri olan şirketlere ait olduğuna ve bu durumun söz konusu mecralardaki haberlerin içeriğine de yansıdığına dikkat çekildi. “Türkiye’de bağımsız medya esas olarak çevrimiçi platformlar üzerinden faaliyet gösteriyor ancak yetkililer bu mecralardaki eleştirel içeriklerin düzenli olarak kaldırılmasına karar veriyor, gazeteciler hakkında ise Terörle Mücadele Kanunu kapsamında ağır kovuşturmalar yürütüyor” diyen İnsan Hakları İzleme Örgütü, 65 gazeteci ve medya çalışanının gazetecilik faaliyetleri veya basın ile ilişkileri nedeniyle terör suçlarından tutuklu veya hükümlü olarak cezaevinde bulunduğunu kaydetti.

“Çeşitli Kürt medya platformlarında çalışan 16 Kürt gazeteci, Haziran ayında Diyarbakır’da gözaltına alındıktan sonra çokça istismar edilen ‘terör örgütü üyeliği’ suçlamasıyla tutuklandılar” denilen HRW raporunda Ekim ayında da dokuz Kürt gazetecinin gözaltına alınarak çeşitli şehirlerde tutuklandığına işaret edildi.

“Hükümet, çevrimiçi haber yayını yapan medya şirketlerinin ve dijital yayın platformlarının, hükümete bağlı yayın izleme kuruluşu Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’ndan (RTÜK) lisans almalarını zorunlu kılan Ağustos 2019 tarihli bir düzenlemeyi yürürlüğe soktu” diyen HRW, hükümeti eleştiren az sayıdaki televizyon kanalına düzenli olarak keyfi para cezası ve geçici ayın durdurma cezaları uyguladığını kaydetti. Voice of America ve Deutsche Welle‘nin, benzer orantısız yaptırımlara ve sansüre maruz kalacakları gerekçesiyle RTÜK’e lisans başvurusunda bulunmamayı tercih ettiği ve bunun üzerine 30 Haziran’da RTÜK’ün başvurusu üzerine mahkemenin her iki medya kuruluşuna Türkiye’den erişimin engellenmesine karar verdiğine dikkat çekildi.

Raporda “yanıltıcı bilgi yayma” suçunu getiren kanun değişikliği paketinin bu yıl yapılacak seçimler öncesinde yasalaşmasının özellikle endişe verici bir gelişme olduğu kaydedildi.

Toplanma özgürlüğü

Raporda ayrıca valiliklerin hükümeti eleştiren seçmenlerin protesto gösterilerini ve toplantılarını sistematik olarak yasakladığı ifade edildi. 8 Mart’ta İstanbul’da düzenlenen bir kadın hakları mitinginin yasaklandığı, 1995’ten bu yana Cumartesi Anneleri/İnsanları adıyla düzenlenen Türkiye’nin en uzun süreli barışçıl oturma eyleminin dört yılı aşkın süredir yasaklı olduğuna dikkat çekildi.

Raporda ayrıca Danıştay’ın Temmuz ayında, kadın hakları örgütleri ve muhalif siyasi partiler tarafından açılan çok sayıda davaya cevaben İstanbul Sözleşmesi’nden Cumhurbaşkanlığı kararıyla çekilmenin hukuka uygun olduğuna dair tartışmalı bir karar verdiği hatırlatıldı.

“Türkiye’deki kadın cinayetlerinin sayısının yüksekliği, aile içi şiddet bildiriminde bulunan kadınlara etkili koruma sağlanmasında karşılaşılan güçlükleri yansıtıyor” diyen HRW, “İçişleri Bakanlığı’na göre, 2021 yılında öldürülen 307 kadından 38’i polis ve mahkemelerden koruma kararı almıştı” bilgisini paylaştı.

Raporda ayrıca Gezi Parkı protestoları davasında insan hakları savunucusu Osman Kavala’ya hükümeti devirmeye teşebbüs suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası, 7 sanığa da yardım ve yataklık iddiasıyla 18’er yıl hapis cezası verildiği hatırlatıldı.

HRW raporda “Kavala ve diğerleri hakkında verilen ve halen temyiz aşamasında olan mahkûmiyet kararları, Avrupa Konseyi’nin Şubat 2022’de aldığı ve Kavala’nın delil yetersizliği nedeniyle derhal serbest bırakılmasına hükmeden 2019 tarihli Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararına uymadığı gerekçesiyle Türkiye aleyhine ihlal sürecinin başlatılmasını öngören kararını açıkça hiçe saymaktadır” ifadelerine yer verdi.

Kötü muamele ve işkence

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW)

“Son altı yılda polis gözetiminde ve cezaevinde işkence ve kötü muamele iddiaları etkili soruşturmalara veya faillerin kovuşturulmasına nadiren konu oldu” diyen HRW, devamla “Şiddetli dayak, zalimane, insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele, sığınmacılar ile göçmenler başta olmak üzere, yabancı uyruklu kişilerin sınır dışı işlemlerini beklerken idari gözetim altında tutuldukları geri gönderme merkezlerindeki aşırı kalabalık gibi kötü muamele haberleri düzenli olarak alınmaktadır” ifadelerine yer verdi.

“İktidar koalisyonu, parlamentoda 56 sandalyesi bulunan muhalefetteki Halkların Demokratik Partisi’ni (HDP) kriminalize etme kampanyasını sürdürürken, çok sayıda eski HDP’li milletvekili ve belediye başkanı, şiddet içermeyen meşru siyasi faaliyetleri, konuşmaları ve sosyal medya paylaşımları nedeniyle terör suçlarından yargılandıkları davalarda aldıkları mahkumiyet kararları nedeniyle veya tutuklu olarak hapiste bulunuyorlar” ifadelerine de yer verilen raporda, HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın derhal serbest bırakılması yönündeki 2020 tarihli AİHM kararına rağmen cezaevinde tutulmaya devam ettiği vurgulandı.

Mülteciler

“Türkiye, geçici koruma statüsü verilen Suriye’den yaklaşık 3,6 milyon ve Afganistan, Irak ve diğer Avrupa dışı ülkelerden gelen ve Türk hükümetinin çoğunlukla düzensiz göçmen ve nispeten az sayıda vakada ‘şartlı mülteci’ olarak kabul ettiği 320 binden fazla kişi ile dünyanın en fazla mültecisine ev sahipliği yapmayı sürdürüyor” diyen HRW raporunda şu ifadelere yer verdi:

“Muhalefetteki siyasi aktörler bir yandan Suriyelilerin savaştan zarar görmüş Suriye’ye geri dönmesini savunarak mülteci karşıtı duyguları giderek daha fazla körüklerken, Cumhurbaşkanı Erdoğan da bu çağrılara Suriyelileri Suriye’nin kuzeyinde Türk işgali altındaki bölgelere yerleştirme vaatlerinde bulundu. Yüzlerce Suriyeli erkek ve bazı erkek çocuklar, genellikle gözetim altına alınarak ve gönüllü geri dönüş formlarını imzalamaya zorlanarak hukuka aykırı bir şekilde Kuzey Suriye’ye sınır dışı edildi.”

Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği

“Erdoğan hükümeti, 2023 yılında yapılacak cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinden önceki son yılda, lezbiyen, gey, biseksüel ve transseksüel (LGBT) karşıtı nefret söylemlerine cevaz vererek, toplumsal kutuplaşmayı körüklemeye giderek daha hazır olduğunu gösterdi” diyen HRW, “İçişleri Bakanı en az beş kez, doğrudan LGBT karşıtı içerik taşıyan, kamuoyuna açık konuşmalar yaptı. Haziran ayında İstanbul Onur Haftası etkinlikleri art arda sekizinci kez yasaklandı ve toplanma girişiminde bulunanlar polis tarafından gözaltına alındı. Polis tarafından yapılan gözaltıların sayısı daha önce görülmemiş yükseklikteydi: 372 kişi serbest bırakılmadan önce saatlerce gözaltında tutuldu” bilgisini de paylaştı.

Kaynak:DW

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı