Dizi

“HASTALAR İLAÇ FABRİKALARINA KOBAY OLARAK SATILDI !“

 

Aralarında İsviçre ilaç endüstrisine ait dev şirketlerin de bulunduğu Batılı ilaç şirketlerine denek olarak satılan hastaların hiçbir şeyden haberleri yoktu. Hasta vücutlarında, henüz piyasaya sürülmemiş yeni ilaçların test edildiğini bilmiyorlar, tedavi edildiklerini sanıyorlardı. Testler sonucunda ölenlerin ölüm nedenleri ise gizleniyordu. 

Duvarlar yıkılmadan önce hem DDR (Doğu Almanya), hem de Batı ülkeleri için son derece kârli bir ticari anlaşma yapılmıştı. DDR‘in çok kötü giden ülke ekonomisine Batı ülkelerinden döviz akıtacak olan bu anlaşmaya göre; zengin Batı Avrupa ülkelerinin ilaç firmaları, Doğu Almanya kliniklerinde yatan hastalar üzerinde yeni ilaçlarını test edeceklerdi.

Beobachter Dergisi’nin yapmış olduğu geniş kapsamlı bir araştırmaya göre, insan hayatını hiçe sayan bu anlaşmadan, İsviçreli iİaç firmaları da çok büyük yararlar sağladılar.

Aslında zamanın DDR Devlet Başkanı Erich Honecker’i ikna etmek çok da kolay olmamıştı. Üç ciltlik bir kitabı dolduracak kadar uzun konuşmalar ve ikna tartışmalarından sonra anlaşma sağlanmıştı. Ciba-Geigy’nin Doğu Almanya’daki Brofaromin ve Levoprotolin antidepresant haplarının Test Koordine Sorumlusu Günther Wichert, eşi Margrit’i, DDR Devlet Başkanı Erich Honecker ile konuşturmuştu.

Daha sonra üçlü, Doğu Almanya’daki bir otel odasında yaptıkları bu kârli anlaşmayı, nasıl da kılıfına uydurduklarını birbirlerine anlatarak eğlenip kutlayacaklardı.

Zengin batı ülkeleri için çok az bir paraya yapılan bu anlaşmalara göre, ilaç firmaları testlerin sonuçlarından hiçbir şekilde sorumlu değillerdi.

Hastalar seri halde yapılan testlere dayanamıyorlardı…

Bazı hastalar için bu testler trajik bir şekilde sonlanıyordu. Lostau’da 67 yaşındaki 29 numaralı hastaya dayanıklılık testi çok ağır gelmiş ve hasta krize girmişti. Savunmasız hasta alelacele test odasından çıkarıldı. Ölüm Tarihi 20.11.1989 yazılı olan evraklarında sağ kalp kateteri (kalp sondası) muayenesi sırasında kalp yetmezliğinden öldüğü yazıldı.

 

O sırada zavallı hastanın oda arkadaşı olan 30 numaralı hasta Hubert Bruchmüller‘e de aynı ilaç veriliyordu. Yıllar sonra oda arkadaşının öldüğünü öğrenen Bruchmüller, o günleri çok iyi hatırlıyor ; Bruchmüller, “oda arkadaşımın nerede olduğunu sorduğumda bana onun çok iyi olmadığını söylediler“ şeklinde konuşuyor. O günlerde kendisine verilen hapların kutusunu hatıra olarak hala saklayan Bruchmüller, bu küçük ilaç kutusunun bir gün İsviçre Tıp Tarihi’nin utanç verici bir sayfasının kanıtı olacağından habersizdi.

İsviçre Tıp Tarihi için utanç verici bir sayfa!

Hastalar, tansiyon düşürücü bir ilaç olan Spirapril’in klinik araştırmalarında, hiçbir  şeyden habersiz kullanılmışlardı. Testler için talimatlar İsviçre’den geliyordu.

O zamanlar DDR’de haplarını test eden İsviçreli ilaç firmaları Sandoz ve Ciba-Geigy, bugün Novartis adı altında birleşerek dünyanın ikinci büyük ilaç şirketi oldular. Bunların dışında Roche, Serono, Syntex, Essex gibi ünlü ecza şirketlerini de sayabiliriz.

Bu batılı ecza devlerinin hepsi ilaçlarını DDR’de test ettiler; tansiyon ilaçları, kalp ilaçları, depresyon ilaçları, astım ilaçları, allerji ilaçları, kanserle savaş ilaçları… ve daha niceleri, sağlık kurumlarından satış izni çıkarılmak amacıyla DDR‘li hastalar üzerinde denendiler. 

İlac firmaları utanmazca istifade ettiler!

Test edilen ilaçların bazıları hiçbir zaman sürüm izni alamadı. Bunun sebepleri ise bilinmiyor ve araştırmalar kamuoyuna da duyurulmadı. Tansiyon düşürücü Spirapril 1994 yılında İsviçre’de piyasa izni alabildi ve dört yıl sonra da satışı yasaklanarak, piyasadan toplatıldı.

Günther Wichert’in test koordinelerini yaptığı anti-depresivler, Brofaromin ve Levoprotilin DDR’de asla sürüm izni alamadı. Ayrıca Batı’da da bu ilaçlara bağlı olarak ölümler oldu.

DDR’de test edilen bir diğer ilaç olan Cyclosporin ise çok yararlı oldu. Sandoz bu ilaçla milyarlar kazandı. Batı Avrupa Şirketleri ile İsviçre Burjuvazisi, adalaletsizlik ve diktatörlükle suçladıkları Doğu Almanya Demokratik Cumhuriyeti’nin ekonomik sıkıntılarından utanmazca istifade etmişlerdir.

Bu gün Novartis ve Roche bu konu hakkında konuşmak istemiyorlar.

Doğu Alman halkı, hükümetleri tarafından döviz karşılığı satılarak, batılılar için hap yutmaya 60’lı yıllarda başladılar. Roche 1974 yılında ilk testlerini, hiçbir şeyden haberi olmayan ağır hastalara Madopar yutturarak başladı. Sandoz 1975’de Calcitonin ile geldi DDR’e. Dökümanlarda Cyba-Geigy adına 1977 yılında rastlıyoruz. İlaç şirketlerinin DDR’e gelmesinin nedeni, batı ülkelerinde testlerin çok pahalı ve kuralların çok sert olmasından kaynaklanıyordu.

Vatandaş satışlarında dönüm noktası: 23. Ağustos 1983

Vatandaşların ticarileştirilmesi DDR için çok kârlı bir işti. Batının sağlam dövizi devlet kasalarına akıyordu. 23 Ağustos 1983’de Sağlık Bakanı Yardımcısı “Yoldaş“ Ulrich Schneidewind; “Ödüllü Klinik Araştırma-Muayene Siparişleri Uygulama Kuralları“ başlığı altındaki bir protokolün altına imza attı. Bu şekilde devlet yöneticileri, araştırmaların sayısını artırmayı amaçlamıştı. Böylece Büyük Britanya, Fransa hatta ABD gibi ülkelerden devlet kasalarına döviz akmaya başladı. DDR’in batıya resmi „vatandaş ihracaatı“ 1983’den 1990 sonlarına, duvarların yıkılıp DDR’in çöküşüne kadar sürdü.

Kaç Doğu Alman vatandaşına batılı komşuları için hap yutturulduğunu bilmek mümkün değil. Ancak arşiv dokümanlarına göre: 180 çeşit ilaç, 150’nin üzerinde hastane ve klinikte, hastalar üzerinde test edildi. Bu ürünlerin en az 30 tanesi İsviçre’ye ait.

O dönem kliniklrde yatan binlerce hastanın çoğu, bu denemelerle ilgili hiçbir şey bilmiyorlardı ya da çok az şey biliyorlardı.

Tıp Tarihçisi Rainer Erices de araştırmalarında hastaların bilgilendirildiğine dair bir bulguya rastlamadığını söyleyerek; “Yasaların yara aldığı, hasta haklarına uyulmadığı açık bir şekilde ortadadır.“ dedi.

 

Paraların çoğu devlet kasasına akıyordu…

DDR’in insan eti üzerinden ne kadar para kazandığı bilinmiyor. Ancak 1983‘den 1988 yılına kadar yapılan bir bilançoda “Valutamark / Yabancı Para Piyasası“ adı altındaki hesapta 6,78 milyon dolar para girişi olduğu belirtilmiş. Paranın büyük kısmı devlet kasalarına girerken, deney klinikleri ile hastanelere ise hiçbir şey verilmiyordu.

DDR’in çökmesinden sonra Pharma Endüstrisi, test kliniklerini gelişmekte olan ülkelere taşıdı.

 

Haber : Gülter Locher

 

 

devam etmek için tıklayın

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı