Ayhan Demirden

Ayin filmleri: A Hologram for the King ve Ein Mann namens Ove (Ove adlı adam)

Ayhan Demirden-www.haberpodium.ch,derya ozgul, www.haberpodium.ch,isvicre'de is kurma, isvicre'de evlenme, Isvicre'e oturum hakki, isvicre'de iltica, isvicre egitim sistemi, www.haberpodium.ch. İsviçre gündemi, haberpodium, isvicre vatandasligi, isvicre haberleri, isvicre gezi rehberi, isvicre'de nereler gezilir, isvicre'de corona virus

Ayhan Demirden

Sinema Eleştirmeni

[email protected]

 

 

 

A Hologram for the King

yeni fimler-haberpodium.ch

Alan Clay (Tom Hanks) evini eşini ve arabasını yitirdikten sonra son şans olarak olarak Suudi Arabistan’a Dijital bir sistem satmak üzere yola koyulur. Her şeyini yitirmiş küresel mekanizmalar ve ekonomik ilişkiler nedeniyle çalışma arkadaşlarının işine son vermiş ama buna rağmen üretimin Çin’e gitmesinin önüne geçememiş olan Alan Clay, bu kez başarılı olmak zorundadır-kızının üniversite masraflarını da karşılaması gerekmektedir- ancak olması gerektiği gibi vaktinde uyanamaz. Aslında bu başlı başına problemde değildir, çünkü buluşması gereken kişi de ortada yoktur ve bugün onunla görüşemeyeceği sekreter tarafından kendisine bildirilir. Kafkaesk bir ortamda çölün ortasında sunum için uğraşan takım arkadaşları, bir türlü geçit vermeyen sekreterler dünyasını taksi şoförü Yousef sayesinde anlamaya çalışmaktadır. Evet burası batı kültürünün dışında bir yerdir. Örneğin insanlara ölüm cezası uygulanan yer açık bir alandır ve diğer insanlar bunu seyretmek için toplanmaktadırlar.      ( Amerika’da da hala ölüm cezası uygulanmaktadır ölümler seyircilere açık olmasa da Holywood tarafından sıklıkla insanlara gösterilmektedir) Burada içki içmek yasaktır ama isteyen bulmakta ve içmektedir. Çifte moral dediğimiz ülkemiz için de çok büyük bir problem olan yapılanma burada artık çok normal karşılanmakta ve bundan haberi olmayan insanlara biraz saf muamelesi yapılmaktadır. Kahramanımız Tom Hanks bütün bunlarla baş etmeye çalışırken aslında kaybeden tarafta olduğunu için için hissetmektedir.

Yönetmen Tom Tykwer, daha önceki filmlerinde olduğu gibi meseleyi çok fazla ciddiye almıyor. “Lola run” ile ünlü olan bu yönetmen, Patrick Suskind’in ünlü romanı Parfüm’ü filme çekerek dikkatleri üzerine toplamıştı.

Bu film de bir edebiyat uyarlaması iken, eserin sahibi Dave Eggers bu romanı ile ses getirmişti. Evet bütün dünyanın Ortadoğu’yu sadece fanatik İslamcıların domine ettiğine inandığı bir dönemde güzel çöl sahnelerinin de pozitif etkisiyle, aslında “çok da birbirimizden farkımız yok” demeye çalışan bu film, bir yandan ‘Zeitgeist’a karşı yapısıyla öne çıkmaya çalışırken, öbür yandan da Amerika dominant rolünü kaybediyor. Film, “Çinliler herşeyi ele geçiriyor” yaygarasıyla da tekrar bu zamanın ruhu denen mefhuma balıklama dalıyor.

Bütün eksikliklerine rağmen eğlenceli bir seyri olan Tykwer’in filmini seyretmeye değer.

 

Ein Mann namens Ove (Ove adlı adam)

Ove oturdukları semtte hiç kimseye rahat vermeyen, her şeyi kurallara bağlayan, uymayanlara küfreden ve bağırıp çağıran sevimsiz yaşlı bir adamdır. Eşini yitirdikten sonra oda hayatına son verip tekrar eşine kavuşmayı düşünürken yeni komşuların taşınması ile bu zavallı ihtiyarın niye bu kadar kötü olduğunu yavaş yavaş anlamaya başlarız.

Ove (Rolf Lassgard), aslında tabii ki altın gibi kalbi olan birisidir ama şu nedenle ya da bu nedenle bunu gösterememekte ve herkesi terörize etmektedir. Rolf Lassgard bu karekteri gerçekten çok iyi canlandırırken aklınıza bir sürü insanı da getirecektir. Seyirciler İsveç’in bu büyük aktörünü Henning Mankells’in romanlarından uyarlanan “Komiser Kurt Wallander” serisinden hatırlayacaklardır. Tema daha önce çok kez bir çok filmde işlenmiş olsa da, Jack Nicholson’un About Schmidt veya Clint Eastwood tarafından oynanan ve yönetilen Gran Torino’da olduğu gibi bu suratsız ihtiyarları sevmemiz gerektiği anlatılıyor bize.

Ancak ben öyle düşünmüyorum. Çünkü bu ihtiyarlar belli bir sistemi temsil ediyorlar ve ellerindeki iktidarı sonuna kadar kullanıyorlar. Belkide öleceklerini bildikleri için belki bizden ters tavırlarına hoşgörü göstermemizi bekliyorlar. Hayır, sevgi ve iyilik saklanabilen şeyler değildir ve bu kavramlar kendilerini gösterebildikleri sürece gelişme şansları vardır. Bizde babalar için sıklıkla söylenen, “babaların aslında çocuklarını çok sevdikleri, ancak çocuklar şımarması diye gösterilmeyen sevgi” safsatasına benzeyen bu yaklaşım, toplumları sevgisiz ve hoşgörüsüz kılmak için ilaç gibi bir şeydir.

Sevimsiz ihtiyar olmayın. Kötü tecrübeler sizi kötü değil iyi insan yapsın. Bu filme mutlaka gidin ve filmde anlatılan bir ihtiyar olmamaya neden özen göstermeniz gerektiğini sorgulayın.

Etiketler
devam etmek için tıklayın

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı