Göçmen Ailelerin Çocukları İçin Söylenen Büyük Yalan

456

Fuat Köçer

Eğitimci

 

 

Göçmen Ailelerin Çocukları İçin Söylenen Büyük Yalan; “Kötü bir Sekundarschule öğrencisi olmaktansa, iyi bir Realschule öğrencisi olmak daha değerli.“

İsviçre’deki eğitim sistemi ile Türkiye’deki eğitim sistemi arasındaki en belirgin farklılık, ilkokuldan ortaokula geçişte, çocukların notları ve davranışlarına göre farklı performans kategorilerine ayrılmasıdır.

İsviçre’de, Realschule`de eğitim alan çocuklar, sadece belirli “mavi gömlekli“ meslekler olarak değerlendirebileceğimiz hizmet sektöründeki satış elemanı, elektrikçi, kuaför gibi işlerin eğitimini almaya hak kazanıyorlar.

Sekundarschule öğrencisi olan çocukların ise, bunun yanı sıra, “beyaz gömlekli“ meslek grubu olarak tabir edebileceğimiz, büro çalışanı ya da doktor yardımcılığı gibi meslekleri edinme şansları da yüksek oranda artıyor. Bu öğrenciler aynı zamanda Fachmittelschule ya da Berufsmatura diye adlandırdığımız meslek liselerine de devam edebiliyorlar.

Üçüncü ve en yüksek performans kategorisindeki öğrenciler ise, Gymnasium olarak tabir ettiğimiz liselerde eğitim almaya hak kazanıyorlar. Bu liselerin yegane amacı, akademik eğitim alanına uygun öğrenciler yetiştirmek ve bu eğitim için gerekli donanımı vermek.

www.haberpodium.ch

Altıncı sınıftaki değerlendirmenin ardından, başarı oranına göre kategorize edilen öğrencilerin bir “üst“ kategoriye geçip-geçemeyeceği ise, bulunduğu bölgedeki ortaokul-modeli ile alakalı bir durum. Örneğin sadece Bern şehrinde, bu bağlamda dört farklı ortaokul modeli bulunuyor.

Semt semt bile değişiklik gösterebilen okul modellerinde, geçirgenlik noktasında da farklılıklar bulunuyor. Tam geçirgen modellerde, tek derste başarılı olsanız dahi, birtek o derste bir üst kategoriye geçiş hakkı sağlanıyor.

Selektif bir modelde ise, örneğin matematik alanında çocuk bir dahi olsa bile, diğer derslerdeki yetersizlik onun önünü tamamen kapatabiliyor ve Realschule`den Sekundarschule`ye ya da Sekundarschule`den Gymnasium`a geçişini engelliyor.

Araştırmada ortaya çıkan korkutucu sonuç;

Ortaokula geçiş sürecinde okul yönetmelikleri ne kadar da çocukların not ve davranışlarının değerlendirildiğini söylese de, ele alınan diğer bir faktör ise aileler. Bunu kanıtlayan veriler ise, yakın geçmişte Zürich`te yapılan bir araştırmanın sonucu ile kanıtlandı.

Ortaokula geçiş sürecinde çocukların; cinsiyet, ailelerin sosyo-ekonomik konumu ve göç hikayesi değerlendirilerek iki grup oluşturuldu;

Birinci grupta yer alan öğrenciler, İsviçreli (göç hikayesi bulunmayan), anne babası akademik eğitime sahip kız çocuklarından oluşuyordu. İkinci gruptaki öğrenciler ise, göçmen ve işçi ailelerin erkek çocuklarıydı. İki grupta da altıncı sınıftan yedinci sınıfa geçişteki değerlendirmede genel not ortalamaları altı üzerinden dört buçuk olan öğrenciler ele alındı. Not ortalaması dört buçuk olan, İsviçreli akademisyen ailelerin kız çocuklarına, Sekundarschule`ye geçiş öğretmenleri tarafından %90 oranında önerilirken, göçmen ve işçi ailelerin aynı not oranına sahip erkek çocuklarına bu geçiş, yine Zürich Kantonu’nda, öğretmenleri tarafından sadece %30 gibi bir oranda önerildiği görüldü.

Bu araştırma sonucunda ortaya çıkan korkutucu sonuç, şu şekilde özetlenebilir: Çocuğunuzun derste aldığı not, onun eğitim hayatındaki başarısı için yeterli değil. Burada devreye giren diğer etkenler, onun cinsiyetinin yanı sıra, siz velilerin eğitim durumu ve göç hikayesi.

Isvicre haberleri, Isvicre gündemi, isvicre egitim sistemi, www.haberpodium.ch

Burada olayı sadece öğretmenlerin art niyetli olduğu düşüncesine indirgemek biraz insafsızca olacağı kanısındayım. Daha çok toplumun genel duruş ve düşünce şekline yansımış sınıfsal bir kavramın, bireylerin eğitim hayatına ne denli etki ettiği olgusundan yola çıkarak, sosyolojik bir açıklama getirebilirsek bu komplike konuyu bireyselliğe indirgememiş, toplumsal pencereden ele almış oluruz diye düşünüyorum.

Çocuğunuzun cinsiyeti, göç hikayeniz ve bu hikaye ile ilintili  

İsviçrede`ki eğitim durumunuz kesinlikle elinizde olmayan dış etmenler olarak düşünülebilir. Peki insiyatifiniz dışındaki bu sebeplerden ötürü sistemin sizi ötekileştirip dışlamasıyla nasıl mücadele edebilirsiniz?

Sistemi ve eğitimcileri içselleştirilmiş ırkçılık ve sınıfçılık ile suçlayarak (küçük oranda olsa dahi, kesinlikle dogruluk payı var elbette), çocuğunuzu içinde bulunduğu ya da bulunabileceği şans eşitsizliğinden kurtaramazsınız.

 Peki neler yapabilirsiniz?

1- Burada velilere düşen birincil görev, ana okulundan itibaren öğretmenlerle iyi bir iletişim içerisinde olmaktır. Almancanız yeterli değilse dahi, yanınızda bir tercümanla veli toplantılarında yer almanız ve öğretmen sizinle iletişime geçmeden de sizin ara-ara çocuğunuzun durumunu sormanız önem arz etmekte. Tercüman gerektiği takdirde, bunu okuldan da talep edebilirsiniz. Okullar göçmen aileler için tercüman organize edebiliyorlar.

2- Yaşadığınız semtteki okul sistemi ne kadar geçirgen, bu konuda bilgi sahibi olmanızda fayda var. Kimi okullarda çocuklar ana ders olarak nitelendirilen Almanca, Fransızca ve Matematik derslerinin üçte ikisinde Sekundarschule kategorisinde yer alıyorsa, o kategorinin öğrencisi olarak değerlendirilebiliyor. Okulun sistemi bu bağlamda ne kadar geçirgen ise, çocuğunuz için o kadar faydalı olacaktır.

3- Göçmen olan ve sosyo-ekonomik durumu düşük ailelerin çoğu zaman içinde bulundukları büyük düşünce hatalarından bir tanesi, yaşadıkları semtteki göçmen oranından dem vurmak. “Çocuğumun sınıfında bir tane İsviçreli bile yok, başka okula aldırmayı düşünüyorum.“ diyen göçmen ailelerin sayısı hiç de küçümsenecek kadar az değil.

Buradaki toplumsal ikilem, “kendi gibi“ olanlardan dem vuran bir velinin kaygı içersinde oluşu. Halbuki bir eğitimci gözüyle durum ele alındığında sonuç daha farklıdır. Eğer ki siz çocuğunuzun gelişimini yeterince destekliyorsanız (spor, bilim ve sanat alanında örneğin), sosyo-ekonomik durumları düşük göçmen çocuklarının oran olarak yüksek olduğu bir sınıfta sivrilme şansı daha yüksektir. Göç hikayesi olmayan ve sosyo-ekonomik düzeyi yüksek çocuklarla aynı ortamda olduğu taktirde, çocuğunuzun işi daha da zorlaşacaktır. O nedenle, çocuğunuzun sınıfından ziyade, sizin veli olarak görevinizi ne kadar yerine getirdiğiniz daha belirleyici olmaktadır.

4- Göçmen ailelere eğitimciler tarafından söylenen en büyük yalanlardan bir tanesi “Kötü bir Sekundarschule öğrencisi olmaktansa, iyi bir Realschule öğrencisi olmanın daha değerli“olduğudur. Bu iddiada bulunan eğitimcilere şu soruyu sormakta fayda var; “Sizin çocuğunuz için de bu iddiada bulunabilir misiniz?, Kendi çocuğunuz hangi kategoride eğitim aldı ya da alıyor?“  Sistemin “alt“ kategorisindeki öğrencilerin, belli meslekleri  edinme noktasında devre dışı bırakılmaları, bu iddianın doğru olmadığını göstermektedir. Asıl olan tabi ki çocuğunuzun derslerdeki  performansıdır. Örneğin not ortalaması altıncı sınıfta dört olan bir öğrencinin Sekundarschule`ye geçmesi imkansızdır.  Bu gerçeği de göz önünde bulundurmak gerekiyor.

5- Çocuğunuzun sırtına, kaldıramayacağı bir yükü yüklemekten kaçının. Realschule`de okuyan çocuğunuza; “Benim evladım doktor olacak“ derseniz hem çocuğunuzu baskı altına almış olursunuz hem de kendiniz büyük ihtimalle hayal kırıklığına uğrarsınız.

O halde gerçekçi hedefler belirlemekte fayda var!