Göç ve Göçün Sosyolojik Etkileri

572

Dr. med. Fikret Zengin

Facharzt für Psychiatrie und Psychotherapie

info@praxiszengin.ch

 

 

 

Göçün tarihi insanlık tarihi kadar eskidir. Özellikle 20’inci ve 21’inci yüzyıllarda yaşanan iki dünya savaşı döneminde göç önemli bir olgu oldu. Göçün sebeplerinden biri de, politik ve ideolojik düşüncelerinden dolayı bireylerin kendi ülkelerinde yaşama şanslarının az veya hiç olmamasıdır. Yaşanan tabiat felaketleri de göçe neden olan etkenler arasındandır.

Göç süreçleri oldukça karmaşıktır. Bu durum sadece göç edenleri etkilemez, aynı zamanda göç ettikleri ülkeleri ve oradaki insanları da etkiler.

Göç üzerine araştırmalar yapan ShmuelEisenstadt göçün nedenleri üç ayrı başlıktan toplamıştır;

  1. Savaşlardan, hastalıklardan, doğa felaketlerinden ve açlıktan kaçan göçmenlerin ve göçmen ailelerin fiziksel varlığı, yaşadıkları ülkelerde artık güvenli olmamaları.
  2. Göçmenlerin, yaşadıkları ülkelerde kendi kişisel materyal ve ekonomik ihtiyaçlarını yeterli derecede karşılayamamaları.
  3. Çeşitli politik, ideolojik düşünceler veya dini inançların yaşanan ülkelerde baskı altında tutulması veya yasaklanması.

isvicre gündemi, isvicre haberleri, www.haberpodium.ch

Göçün nüfusa etkisi

Göç, ülkelerdeki nüfus yapısını da değiştiriyor. ABD’ye 1962 yılına kadar göç edenlerin %82’si Avrupa’dan gidenlerde oluşuyordu. Şimdi ise, göçenlerin %80’i Latin Amerika ve Asya ülkelerinden gelenlerden oluşuyor. Bugün İsviçre nüfusunun %22’sini göçmen ya da göçmen kökenliler oluşturuyor.

Ekonomi, sosyoloji, psikoloji, politika, hukuk, yönetim, tıp gibi birçok alan göçle ilgileniyor. Yani göçün tek bir tarifi yok.

Göçün sosyolojik alana etkisi

Bertz Ronzani göçü; “Kişilerin bir toplumsal sistemden diğer toplumsal bir sisteme girmesiyle birlikte meydana gelen direk- in direk ilişki ve sistem değişikliği“ olarak tarif ediyor. Bunun yanında; göçte yer, zaman, göçe neden olan olaylar ile göçün büyüklüğü de önemlidir. Göçteki yer boyutu, göçün kırsal alandan şehre, bir ülkeden diğer bir ülkeye veya bir kıtadan diğer bir kıtaya olan göçleri değerlendirir. Zaman boyutu, göçün geçici veya sürekli olduğunu değerlendirir.

Göçün Formlarıiç göç, enternasyonal göç, zincirleme göç şeklindedir. Göç ile birlikte, göçmenlerle göç alan ülkedeki insanlar arasında sosyal bir ilişki ve etkileşim ortaya oluşur. Buna “sosyal interaksiyon“ (iletişim) denir. Bu durumda bireyler birbirlerini etkileyip yönlendirirlerken, aynı zamanda da birbirilerine tepkiler gösterirler. Bu sosyal etkileşme kendisini genellikle rekabet, çatışma ve asimilasyon şeklinde gösterir.

Rekabet temel sosyal iletişimlerden biridir. Tüm canlılar arasında var olan rekabet olgusu aynı zamanda çatışmalara da sebep olur.

Çatışmalardan sonraki safha uyum (Akkommodasyon) ve asimilasyondur. Bu rekabet yasalarla ve toplumsal kurallarla nispeten kontrol altında tutulmaya çalışılır. Bununla ortaya çıkacak olan dengesizlikler ve eşitsizlikler önlenir. Bu kontrol, sonsuz olmayan kaynakların toplumsal olarak eşit bölüştürülmesini sağlarken, ortaya çıkacak olan sosyal dengesizlikleri de önler.

Rekabet durumu, göçmenlerle yerli halk arasında çelişkilere, çatışmalara, sosyal dışlanmaya, ayrımcılığa ve ırkçılığa sebep olabiliyor. Bu, yerli halkın göçmenleri kendilerine tehdit olarak algılamaya başladıklarının işaretidir. Bu süreçte kişisel temaslar yoktur.

Temaslar çatışma sürecinde oluşur. Bu süreç gruplar tarafından bilinçli olarak algılanır ve kişilerde derin duygusallıklara ve gerginliklere sebep olur. Burada kişiler toplum içindeki sosyal statülerini, yetkilerini, üst-alt kademe pozisyonlarını kullanarak bu çatışmayı yönetirler. Örneğin iş yerindeki birtakım zorluluklar, işlerin azalması, tekniğin artması ve iş yerini kaybetme korkusu gibi faktörler ilk olarak göçmenlere yansıtılır. Bu da göçmenlere karşı mobbing, dışlama, ırkçılık ve ayrımcılığı arttırır. Böylesi durumlar göçmenlerde psikolojik hastalıkların ortaya çıkmasını tetiklerken, öfke, sıkıntı ve işini kaybetme korkusu gibi durumlara vesile olur.

www.haberpodium.ch

Göçle ilgili bazı tanımlar

Akkommodasyon

Fransizca kökenli bir kelime olan Akkommodasyon, uyum anlamına geliyor. Burada kişi iç dünyasını yeni şartlara, yeni algılarla, uyumlu hale getirmeye çalışır. İlk olarak dış çevredeki olaylara uyum sağlarken, buzdolabı, tv, araba ve diğer elektronik eşyalar alıp kullanmaya başlar. Bu da kendisinde bir sevinç durumu yaratır. Daha sonra da iç dünyasının yeni ortama uyum sağlaması için olayları yeniden, değişik bir perspektifle algılanması ve değerlendirmesi gerekir.

Akkültürasyon

Göçmenlerin kendi kültürlerinden baskın kültürün etkileri altına girmeleri ile birlikte, göçmen ülkesindeki değer yargılarını ve kurallarını almaları- benimsemeleri sürecine akkültürasyon deniliyor. Artık bu kültür ne geleneklerine sahiptir ne de egemen kültürün formlarina…

Akkültürasyon kendini bireylerde değişik şekilde gösterir. Bunlar; asimilasyon, entegrasyon, segrasyon, separasyon, marginalizasyon olarak başlıklandirilabilir;

Asimilasyon

Asimilasyon sürecinde göçmenler kendi kültürel kimliklerini ve değer yargılarını kaybederler. Bunun yanında baskın olan kültür tarafından emilirler. Kişi kültürel kimliğini kaybettiği için yönünü de kaybeder. Bu süreçte güven kaybı yasayan bireyler, yeni kişiliklerinin tanımlanması ile birlikte korku durumu da yaşarlar. Bunun sonucunda ise kişilerde psikolojik rahatsızlıklar ortaya çıkar.

Entegrasyon

Entegrasyonda göçmenler kendi kültürel davranışlarını ve değer yargılarını korurlarken, geldikleri ülkenin değerlerine de olumlu yaklaşırlar. Ülkenin dilini, kültürünü, değer yargılarını ve tarihini öğrenerek ülkede olan biteni algılar. Göçmenler, içinde yaşadıkları topluma uyum sağlamak isterler.

Bu süreçte yerli toplum tarafından uygulanan dışlama, ayrımcılık, ırkçılık ve toleranssızlık, göçmenlerin bu süreci kesip uyumu yarıda bırakmalarına neden olabilir. Entegrasyon, sistemin bütün parçalarının birbiriyle uyum içinde olması durumunda daha etkili olur.

Bu durumda ilk olarak yerli toplum göçmenlerin ülkeye entegrasyonu için zemin hazırlamalı. Göçmenler ise, entegrasyon için motive olmalı, içinde yaşadıkları toplumun dilini öğrenerek toplum kurallarına saygı duymalıdırlar.

Segregasyon ve Separasyon

Sepregasyon ve separasyon kavramları, azınlık gurubun dıştan gelen baskıyı azaltmak için, baskın olan toplumdan uzak durması ve bu gruba ait bireylerin ilişiklerini sadece kendi aralarında sürdürmesi anlamında kullanılıyor.

Toplumsal baskıdan dolayı çoğunluğun, hakim toplumdan geri çekilip kendi arasında kalmasına sepregasyon, kendi isteğiyle ve bilinçli olarak çoğunluk toplumun kültürel etkisinde kalmamak için geri çekilip kendi aralarında yaşaması durumuna ise seperasyon deniyor.

Göçmenler burada, kendi kültürel değer yargılarını kaybetmekten ve asimile olmaktan korktukları için kendi kabuklarına çekilirler.

Geri çekilme ve kendi aralarında yaşama bir süre sonra gettolaşmaya ve paralel toplumun oluşturmasına sebep olur. Bu durumda grup, okul, alışveriş, yeme-içme gibi tüm ihtiyaçlarını kendi arasında gidermeye çalışır.

isvicre haberleri, isvicre'de oturum, www.haberpodium.ch

Marginasyon

Marginasyonda göçmenler hem kendi kültürüne olan bağları hem de yaşadıkları yerli toplumla olan ilişkileri kaybetmişlerdir. Bunu çatısız bir eve benzetebiliriz. En kötü çatılı ev, çatısız evden daha iyidir.

Burada bireylerde yabancılaşma etkisi ortaya çıkar ve kimlik kaybı yaşanır. Sonuçta da kişilerde, ağır psikotik etkiler, madde bağımlılıkları, ağır kişilik bozuklukları ve sosyal uyum bozuklukları gibi sorunlar ortaya çıkabilir.

Radikal gruplara yönelim

İçinde yaşadığı toplum tarafında kabul görmeyen göçmenler kendilerine bir yön arayışına girerler ve genellikle kendilerini radikal grupların içerisinde bulurlar. Bu radikal gruplar içerisinde, kendilerinde eksik olan kabul ve aidiyet duygusunu tadarlar. Toplum tarafından kabul görmeme, sosyal dışlama ve ayrımcılık gibi etkenlerle karşı karşıya kalan bireyler, içinde yaşadıkları topluma karşı öfke ve nefret geliştirirler.

Radikal gruplar, bu durumda olan göçmenleri çok kolay bir şekilde kendilerine çekerler. Radikal gruplar onlara, “Biz” duygusu üzerinden bir kimlik vererek, kendi amaçları için bu insanları kullanırlar. Buna örnek olarak radikal İslami grupları verebiliriz.

Bu tür radikalleşmelerin önüne geçmek için, göç alan ülkelerin göçmenlere aidiyet duygusunu vermeleri, göçmenlere ayrımcılık yapmamaları ve göçmenleri dışlamamaları gerekir. Göçmenlerin entegre olmaları için gerekli zeminin hazırlanması çok önemlidir. Çünkü entegrasyon, göçmenlerin ve yerli halkın gelecekte birlikte yaşamalarının temel taşıdır.

Bir sonraki yazımda bu kez de göçün psikolojik etkilerine değineceğim.