Futbolun Spartaküs’ü Metin Kurt (1948 – 2012)

158

Mustafa Aktaş

Eski Futbolcu

m.aktasch@gmail.com

 

 

Profesyonel futbol liglerinde oynayan futbolcular, her geçen gün gelişen spor futbol emek piyasasında “Spor İşçileri” olarak adlandırılmaktadır. Ancak işçi statüsünde çalışan her işçinin çalışma düzeyleri ve konumları farklılaşırken, buna paralel olaral aldıkları ücretler de farklılaştırmaktadır. Nasıl ki herhangi bir iş sektöründe çalışan bir işçinin maaşı firmadan firmaya değişebiliyorsa, futbol liglerinde oynayan futbolcuların aldıkları ücretler de, oynadıkları kulüp ve kulüplerinin bulundukları liglerin klasmanına göre değişebilmektedir.

Futbolda Emek-Sermaye İlişkileri, Türk futbolunda işçi ve emek kavramı bağlamında, hak arama mücadelesine girişen ve simgeleşen ilk kişi Galatasaraylı Metin Kurt olarak bilinmektetir.

isvicre gündemi, isvicre gündem, pusula isvicre, post gazetesi isvicre, isvicre haberleri, isvicre, www.haberpodium.ch, isvicre'de egitim
Metin Kurt

Metin Kurt ‘Profesyonel Futbolcular Derneği (PFD)’ ve ‘Amatör Futbolcular Derneği (AFD)’ kurucuları arasında yer aldı. Eser Özaltındere’nin İstanbul başkanlığını yaptığı, Beşiktaş sorumlusunun Mehmet Ekşi, Trabzon sorumlusunun ise Şenol Güneş olduğu AFD, 12 Eylül darbesi sonrası kapatıldı. Askeri darbeyle tıkanan örgütlenme süreci, Metin Kurt’un da kurucuları arasında yer aldığı Spor Emekçileri Sendikası (Spor-Sen) ile yeniden başladı. 28 Aralık 2009’da da kuruluş dilekçesi verilerek, yasal süreç başlatıldı ve sendika, 25-26 Eylül 2010 tarihlerinde ilk genel kurulunu yaptı.

Metin Kurt ise Aralık 2010’da anlaşmazlığa düşerek Spor-Sen’den ayrılırken, mücadelesine, hayatını kaybetmeden kısa süre önce kurduğu ‘Spor Emek-Sen’de devam etti. Sektörde en son ‘örgütlenme çatısı’ olacağını iddia eden sendika ise Futbol Çalışanları Sendikası (Futbol-Sen) oldu.

Metin Kurt, toplamda 37 kere Milli takıma çağrılmış olup 26 Kere A Milli, 9 kere 21 yaş altı, 2 kere de 18 yaş altı Milli Takım forması giydi. 1969 yılında RCD Kupası kazanan ekip içinde yer almıştır. Futbolu bırakmasının ardından aralarında Eyüpspor ve Dikilitaş kulüplerinin de bulunduğu çeşitli takımları çalıştırmıştır.

Metin Kurt 2011 Türkiye genel seçimlerinde TKP listelerinden İstanbul milletvekili adayı olmuş ancak seçilememiştir.

Özetle, Türk futbolunda sendikal mücadeleyi başlatan kişidir Metin Kurt. Bugün hala karşılaşılan, emeğin karşılığı olan ücreti alamama sorunu karşısında sessiz kalmamış ve “Spartaküs İsyanı” olarak bilinen isyanı başlatmıştır. Bunu, tahmin edileceği gibi sosyal ve ekonomik imkânlarını tehlikeye atarak, futbolunun en parlak çağında yapmış olması da, giriştiği mücadelenin düşünsel zeminini göstermekte ve felsefi zeminini anlamlı kılmaktadır.

Metin Kurt ve arkadaşları maç primlerinin akıbetini sorma gibi bir kabahat (?!) işlemiş ve “Komünist” veya “Anarşist” gibi yaftalamalara maruz kalıp, suçlanmışlardı. Bu tavır karşısında gerçekleştirilen, antrenmana yarım saat geç gitme protestosunun ardından ise kendilerini kadro dışı bulmuşlardı. Bunu takip eden süreçte ise bazı futbolcular özür dilemiş ve geri dönmüşlerdi.

isvicre gündemi, isvicre gündem, pusula isvicre, post gazetesi isvicre, isvicre haberleri, isvicre, www.haberpodium.ch, isvicre'de egitim

Bugün benzer sorunları ve bu sorunlar karşısındaki benzer tepkileri halen gözlemlemekteyiz. Elbette bu tip çatışmaların futbol emekçileri olarak değerlendirilen futbolcuların lehine ya da aleyhine sonuçlanmasının altında Türk toplumuna özgü insan yapısından temel toplumsal kurumların işleyiş tarzına, spor kültüründen spor hukukuna, ülkedeki spor politikalarından ülkemizdeki hak arama eğilimlerine, futboldaki patronaj ilişkilerine varıncaya birçok sebep düşünülmektedir.

Ekonomik üretim mekanizması olarak Futbol

Günümüz profesyonel futbolu, hatta amatör futbol bile, ekonomik bir sektör ve bir çalışma alanı haline gelmiştir. Futbolun ürünleri sadece 90 dakikalık bir maç olmaktan çıkmış, kitlesel çekiciliği dolayısıyla giyim, yiyecek-içecek, parfüm, lisanslı ürünler vb. çeşitliliğini arttırarak diğer sektörlerle ilişkisini her geçen gün kuvvetlendirmektedir.

Futbolun diğer ekonomik sektörlerle girdiği bu ilişki, ticari değer kazanması, kapitalist sistem ilişkileri içinde yerini almasını kolaylaştırmıştır. Kulüpler büyük şirketler olarak borsada yerlerini alırken, oyunun asıl üreticileri futbolcuların da bu ticari dönüşümden gönüllü/gönülsüz etkilenmeleri kaçınılmaz olmuştur. Bu süreçte oyuncunun değeri, yeteneğini temsil eden asist yapma, gol atma, pas yapma, iyi savunma yapma, iyi bir şutu çıkarma gibi faktörlerin yanında, bilet ve ürün sattırabilme, reklam ve sponsorluk geliri sağlama etkisi gibi sermayeyi arttıran faktörlerle de belirlenir hale gelmiştir.

Ekonomik üretim mekanizmaları arasında yerini alan futbol, sınıf benzeri ilişkileri de yansıtmaktadır. Ancak Türkiye’deki futbolun örgütleniş biçimi, bu üretim mekanizmaları içinde kendi “kategorilerini” yaratmıştır.  Futbol emek pazarında emekçiler olarak futbolcuları, emekçilerin karşısında konumlanan sermayedarlar olarak ise kulüp yöneticilerini, yönetimlerini görmekteyiz. Başka bir deyişle futbolcular ve yöneticiler, futboldaki işçi ve işveren ilişkilerini yansıtmaktadır. Bu noktada birbirine karşıt olarak konumlanan, rasyonel alacak verecek hesaplarının yapıldığı müzakere masasında birbirinden kar etmeyi asıl amaç olarak belirleyen iki çıkar grubu ya da diğer deyişle sınıf görüntüleri ortaya çıkmaktadır.

İktisadi üretim ilişkilerindeki konumlanışın temel belirleyicisi, bireylerin üretim araçları karşısındaki durumları, diğer bir deyişle üretim araçlarına sahip olup olmamalarıdır. Bireyin toplumsal iş bölümündeki rolü, sahip olunanı elde ediş biçimi ve üretilenden alınan pay, insan gruplarını “sınıf” olarak adlandırdığımız aynı iktisadi ve sosyal koşullara sahip topluluklar olarak karşımıza çıkarır.

Futbolcunun amacı transfer ve sözleşmelerden maksimum kar sağlamak, kulüp başkanının ve yönetimlerin amacıysa kulüp sermayesine maksimum parasal artı değeri kazandırmaktır. Ancak şunu söylemek gerekir ki, futbol her ne kadar kapitalist sistemin döngüsü altında işlese de, Türkiye’de kulüplerin hukuki yapılarından (kısmen dernek/kısmen şirket) dolayı kulüp başkanlarını ya da kulüp yöneticilerini kapitalist ya da üretim araçları sahibi olarak değerlendiremeyiz. Kulüpler birer özel teşebbüs olsaydı kulüp sahibi için kapitalisti temsil ediyor diyebilirdik. Amerikan basketbolunun örgütleniş biçimini buna örnek verebiliriz. Takımlar şirket, şirket sahibi kapitalist, basketbolcular da işçiyi temsil eder. Bu durumda Türkiye futbolunda klasik bir sermaye sahibi veya burjuva-işçi sınıfı ayrımı yapmak zorlaşır. Ancak, Türkiye profesyonel futbolunun, üretim mekanizmaları içerisinde, bir tarafta yönetici, diğer tarafta futbolcu/teknik ekip/idari ekip şeklinde kendi kategorilerini yarattığı söylenebilir. Diğer taraftan, şunu da ayrıca belirtmemiz gerekir ki; -futbol sektöründeki konumları itibarıyla- yöneticileri ve özellikle de kulüp başkanlarını kapitalist olarak tanımlayamasak da onlar çoğunlukla ekonomi dünyasının çeşitli sektörlerinde kapitalisttirler denilebilir. Çünkü bu kişilerin asıl işleri futbol değildir, çoğu başka sektörlerdeki üretim araçlarının sahibidirler. Futbol piyasası içerisinde ücretli emeği temsil eden futbolcu ise kategorinin bir diğer ayağını oluşturmaktadır.

Futbolcular hayatın neresindeler?

www.haberpodium.ch

Futbolcuların işçi sınıfını temsil edip etmediği ise tartışmaya açılabilir. Çünkü diğer toplumsal sınıflardan farklı olan ortak koşulları paylaşıp, bir dayanışma duygusu geliştiremeyip, bir güç oluşturulamıyorsa, yani onu sınıfa dönüştüren bilinçten yoksunsa ve bir yaptırım gücü ortaya çıkaramıyorsa bir sınıftan söz etmek güçleşir. Bu nedenle futbolcular için de “sınıf”tan çok bir “kategori”den bahsedilebilir. Bununla birlikte, hayatını idame ettirmek için başka bir işe sahip olmayan ya da sezonu boş geçirmemek için düşük ücretli sözleşmelere imza atan futbolcular olduğu kadar, sermayeyi arttırıcı diğer özellikleri; örneğin; taraftar (müşteri) çekme kapasitesi yüksek, farklı pazarlara açılmada karlı olabilecek, yıldız futbolcuların varlığı başka bir tartışmanın önünü açmaktadır.

Emeği karşılığı bir bedelle futbol üretim sürecine katılan futbolcuların bir kısmının emek bedelinin çok yüksek miktarlarda olması bu futbolcuların işçi sınıfı veya emekçi olarak tanımlanıp tanımlanamayacağı belirsizliğini yaratır. Tüm futbolcuların aynı sosyal güvenlik (güvensizlik) şartlarına tabi olduğu düşünülürse; sermaye sahibi olabilecek ekonomik güçteki futbolcular işçi sınıfı olarak tanımlanabilir mi? Yani dünyanın en ’pahalı’ futbolcuları olarak anılan Cristiano Ronaldo, Lionel Messi, Neymar gibi futbolcuları işçi olarak tanımlayabilir miyiz? Ülkemizde Süper ligde yer alan üç büyük İstanbul kulübündeki milyon dolarlar kazanan, eğlence ve magazin haberlerine konu olan futbolculara işçi diyebilir miyiz?

Özetle, bir sınıfı temsil edebilmek için belirli özellikleri paylaşmak gerekir. Ortak bir algı, dayanışma, bilinç, ortak ekonomik ve sosyal koşullar, örgütlü hareket gibi sınıfsal refleksleri sıralayabiliriz.

Açıklanmaya çalışıldığı gibi Türkiye’de futbolun kendine özgü özellikleri, karmaşık örgütlenme biçimi, kavramsal tanımlamaya yönelik bulanıklıkları da bünyesinde barındırmaktadır.