Mehmet Meral

Evlilikler ve ilişkiler

www.haberpodium.ch

Mehmet Meral

lic. phil. Psychologe FSP

Systemischer Therapeut

[email protected] 

 

 

 

Terapilerde önümüze en cok gelen insana ait konulardan bir tanesi de evlilikler ya da ilişkilerdir. İnsanlar birbirlerine verdikleri emeklerinin bir karşılığının olması gerekliliğini en çok evlilikler de ya da ilişkilerde sorgulamaktadırlar. Beraberliğin bitirilmesi birçok insana zor gelir. Zor olmasının asıl sebebi, ayrılığın kolay olmamasıyla da ilgilidir.

Her insanda ayrılık aynı anlama gelmez. Bazı insanlara ayrılık kendi kişisel hikeyelerinden dolayı ağır gelirken, bazı insanlarda ayrılık meselesi yine kendi hikayerindeki oluşum koşullarından ve kişilik yapılarından dolayı zor olmamaktadır. Herkesin ilişkilerinde yaşadıkları zorluklardan dolayı neden ayrılamadığını kendine sorması gerekiyor. Ya da ilişkileri kolay tüketiyorsa yine nedenini kendisiyle ilgili boyutunu iredelemelidir.

Terapilerde her ne kadar kadın-erkek ayrımı gözetmeden yaklaşımlar geliştirsek de dikkatimi çeken önemli durumlardan biri kadının erkeğe oranla ilişkiye daha iddialı başlıyor olma iddiası. Kadın, beraber yaşayacağı erkeği değiştirme beklentisi ile ilişkiye daha bir sahiplenerek başlıyor. Bunun sosyolojik, ekonomik, tarihsel, kültürel ve antropolojik arka planı olduğunu dikkate alabiliriz.

Erkeklerde dikkami çeken şey, başlangıçta bütün beklentilere kayıtsız kalmaları, ardından da tavır almalarıdır. Platon der ki: «Kadın evlenmeden önce erkek evlendikten sonra ağlar».

Kadınların hayal kırıklıklarının daha yüksek olması, ilişkilerinde aradıkları derinlikleri bulamamalarındadır. Derinliği bulamayan kadının erkeği suçlaması doğru bir tutum değildir. Neden derinlik aradığını ve bunu kimde bulabileceğini kendisi ancak tecrübe edinerek anlayabilir. Sonuçta herkes yaşadığı koşulların bir ürünü olarak ilişkiye girer. Derinlik arayan kadının derinliği bulmadaki arayışı başka bir yol ile olmalıdır. Kendine yapacağı içsel yolculukta bunu aramalıdır.

İlişkilerde aile belirleyicidir

www.haberpodium.ch

Her ilişkide herkes kendi hikayesi ile gelir. Kendi hikayesi büyüdüğü evindeki anne ve babasıyla kurduğu ve yaşadığı ilişkiler ağıyla doğrudan ilintilidir. Bazen biz terapistlere: «Gelenlerin çocukluğuna iniyor musunuz?» diye takılırlar. Her ne kadar takılma gibi ya da latife olsa da, meselenin ciddi boyutları çocukluktaki yaşanmışlıklarla ilgilidir. Çocuklukta arzulayıp da ulaşamadığınız duygularınızın objesidir. Aslında bilinç altında olan budur.

Sadakati ve bağlılığı insan neden arar? Evlilik ya da beraberlik bir ikrar ise, neden döner insan evladı bu ikrarından? “Zaman adamı bozduğu için“ derdi bir danışanım. Bozan zaman ise bizler neden bozulmaya müsaitiz o zaman?

İlişkilerin kökeninde aileler belirleyici oluyor. Bir kişi içinde büyüdüğü kendi aile modelini iyi tanırsa, bunu bilince çıkarıp farkındalık kazanırsa, hayatına ortak olduğu ötekinin de modelini anlamada ve bilmede istekli olur. İlişkisinde ötekiyle dertleşebiliyorsa, kişi kendini yerini bulmuş biri olarak görmeye başlar. Öteki ile dertleşebilmesi için ona olan güven duygusunun yüksek olması şarttır. Güvenemediğin birine içini dökemezsin bu hayatta. Anlatılanların, paylaşılanların ileride kendine karşı kullanılmayacağını bildiği haysiyetli ilişkiler arar insan evladı. Kendi aile modelini anlamadan ötekini anlayamazsın. Önce kendi hikayenle yüzleşeceksin ki, ilişkide nerede olduğunu, neden olduğunu bilesin.

Terapilerde ilişki zeminine baktığımızda, kadın ve erkek kimliklerinden ziyade, duruma insani bir mesele olak bakmak daha doğrudur. Toplumsal roller ve beklentiler, kişilikler ve kişilik yapıları yaşanılan ilişkilerde belirleyici faktörler oluyor.

Günümüz neslinin durumu

Günümüz nesli, haz odaklı ilişkilerin peşinden gittiği için, ruhsal parçalanmaları daha keskin ve derin yaşıyor. Günümüzün insanı beden odaklı yaşadığı için beden bakımına da bir o kadar önem veriyor. Bedensel olarak kendilerine iyi bakan bu nesil ruhsal açıdan daha fakir kalıyor ve kalabalık içinde yalnızlaşmış ilişkileri yaşamaktan kendini kurtaramıyor. Sık sık tökezliyorlar. Düşe kalka, pişerek gidiyorlar. Bundan dolayı modern ilişkilerin sonucunda narsistik ve borderline kişilik bozuklukları at başı olmuş, almış başını gidiyor.

İlişkilerde ne ararız?

İnsan evladı hayatı tek başına götüremeyeceğini bilir. İlişkiler açısından bakıldığında herkes aslında neden bu ilişkide olduğunu bilse zaten söylenecek söz de kalmaz. Tosltoy’a demişler ki; “Duydun mu Dostoyevski evlenmiş“. Bunun üzerine Tolstoy: “Desenize dostumuz yalnızlığı seçmiş.“ der. Tolstoy’a göre evlilik ya da biriyle beraberlik birazda yalnızlıktır aslında. İnsan evladının yalnız kalamayacağını bilen Yunan Filozof; “Ne olursa olsun evlenin. Eşiniz iyi çıkarsa mutlu, kötü çıkarsa filozof olursunuz.” der.

Hayatımızdaki ilişkilere şöyle bir baktığımızda, üzerimizde en çok etki bırakan, ezip geçen aslında öteki değildir. Herşey kendi aradıklarımız ve bulduklarımız da ya da bulamadıklarımızla ilgilidir.

Geçenlerde ilişkilerde yaşadıkları üzerine bir danışanım şöyle bir tespitte bulunmuştu: “İlişkilerde aşk diye bir şey yok. Aşk geçici görme bozukluğudur. Bu hayatı sadece bir insanla geçirmek zor mesele. Neymiş efendim ilişkide uyumlu olacaksın. Kim atmış bu kavramı önümüze? Aynı olmayı uyumlu olmak olarak anlatıyorlar. Farklı olanlarda uyum olmaz mı? Bence sevişin, bol bol gezin, iyi yemekler yiyin, kitaplar okuyun onlarla dostluk kurun ve yine sevişin”. Burada bir danışan olarak bunları yapabiliyorsan ne ala. Ancak yaparak hala mutsuzsanız mesele o zaman başka bir yerde derim.

”Zorla güzellik olmaz”

İlişkilerin temel gittiği güzergahta, her iki insanın birbiri ile geçinme hususunda gönüllü olması gerekir. Bir taraf gönüllü değilse, öteki taraf onu istediği kadar zorlasın gitmez o ilişki. ”Zorla güzellik olmaz” diye bir söz var bizlerde. İşte tam da bu tür durumlarda zorlayarak birşeyler güzel gitmiyor aslında. Güzellik daima gönüllü olmakla, talip olmakla ilgili bir durumdur. Talip olana talip olunursa, insan evladı neden talip olduğunu bilirse kendine yönelik soruları da az olur.

Herkes kendi ilişkisinde; “Ben, yaşanılan bu durumun neresindeyim ve ne yaptım? Yaşanılanlarda benim etkim ne?“ gibi soruları mutlaka kendine sormalıdır. “Mutsuzluğumun sebebi sensin.“ demek kolay olana kaçmaktır. Kişi; “Neden evlendim ya da beraberim? Bu yaşadıklarımda benim rolüm ne? Ben neden böyle bir insanım?“ sorularını samimi bir şekilde sorgulayıp önüne koyabilirse ve yüzleşebilirse, çıkış yolu bulabilir.

Unutmayalım ki, bazı durumlarda  ihtiyaçlarımız tercihlerimizi belirliyor. İhtiyaçları değişen insanın tercihleri de değişiyor. İnsan öteki ile kurduğu ilişkide kendi ihtiyaçlarının farkındalığını yaratmalıdır. “İlişkimde bana ne sunulsa kendimi iyi hissedebilirim? İstenilen şeyi karşı taraf sunabilir mi?” İşte burada, ötekinden bir şeyler talep ederken hem insaflı hem de merhametli olmak gerek derim.

Bizim terapistler olarak görevimiz, insanlara nasıl yaşayacaklarını tarif etmek değildir. Bizler, insanların kendilerini anlamalarında, yerinde ve doğru sorgulamalar yaparak farkındalık kazanmalarını sağlamrız. Sürece sadece rafakat edebiliriz. İlişkiyi yaşayacak olanlar ise danışanlardır.

Etiketler
devam etmek için tıklayın

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı