Diziisviçreİsviçre

55 yıl İsviçre; Yüksel-Gülşen Altınay çifti

“Göç bizleri çok etkiledi. Hala da etkiliyor...“

“18 Ocak 1939 yılında Manisa’da doğdum. 1948 yılında ailece İstanbul’a taşındık. 1967 yılına kadar İstanbul’da kaldım. 1967 yılı Şubat ayından bu yana da İsviçre’de yaşamaktayım.“

Yüksel Altınay’ın hayatının önemli kesitlerini aktaran bu sözler aslında sürekli göçün ve gurbetin kısa bir özeti, gelip de döneyemeyenlerin, kalıp da gurbet acısı yaşayanların hikayesi…

55 yıldır İsviçre’de yaşayan Yüksel-Gülşen Altınay çifti aynı zamanda 54 yıllık bir evliliğe de sahipler. İkisi kız, biri erkek olmak üzere 3 çocuğu olan çift aynı zamanda 2 torun sahibi.

“Gönül gurbet ele düşme,
ya gelinir ya gelinmez,
her güzele gönül verme,
ya sevilir ya sevilmez.“

İsviçre’ye geliş

1966 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’den mezunu olan Yüksel Altınay, İsviçre’ye ilk olarak fabrika işçisi olarak geldiğini aktarıp geliş nedenlerini şöyle anlatıyor;

“Fakülte bitince İstanbul’da iş aramaya başladım. Neresi olabilir? Devlet sektörü mü, maliye mi, özel sektör mü? derken torpilim olmamasına rağmen Ziraat Bankası’na başvurdum. Bana aylık olarak 900 lira verdiler. O sıra iki abim de İsviçre’de yaşıyorlardı ve ara ara buraya geliyorlardı. Onlara bakıyorum durumları oldukça iyi. Bol para harcıyorlar, altlarında arabaları var. Çok az geldi bu 900 lira bana. Maaşın yüksek olmasının koşulu ise “iyi dil bilmek“ dendi sonra bana. Ben de abimlerin yanına gitmeye karar vedim. Buraya geliş amacım dil öğrenip tekrar Türkiye’ye dönmek ve daha iyi bir maaşla çalışabilmekti. Ancak gelip burayı görünce vazgeçtim gitmekten. İki abim burada kalmam konusunda ısrarcı da oldular. Buraya gelip kalmak kolaydı o zaman. İlk geldiğim zamanlarda, işçi olarak Frauenfeld’de bulunan bir metal fabrikasına girdim. İşletme ve maliye bölmünde okumuştum. Burada ise bambaşka bir işte çalışmaya başladım.”

Gülşen Hanım ile tanışma

Yüksel Bey o sıralar eşi Gülşen Hanım ile de tanışmaya başlıyor. Yüksel Bey’den iki yıl önce İsviçre’ye gelen Gülşen Hanım buraya gelişi ile ilgili şunları söylüyor;

“1945 Sapanca doğumluyum. Ortaokulu Sapanca’da okudum. Sonra İstanbul’a dayımın yanına gittim ve İstanbul Beşiktaş Kız Lisesi’ni okudum. Daha sonra da Sapanca’da ilkokul öğretmeni olarak çalıştım. Öğretmenlik yaptığım sıra, İsviçre’deki ablam doğum yaptı. Eniştemler 1962 yılında gelmişler buraya. Ablam duygusal bir mektup yazdı. Babam da bu ilk torun duygusallığına kaplıp beni kara trene bindirdi ve buraya gönderdi. Beni karşıladılar. Aradan 1 ay geçti “Niye geldim buraya?“ diye kendi kendime sormaya başladım. İstanbul’dan geliyordum, Frauenfeld bana köy gibi geldi. Her yerde ahşap evler, ahşap köprüler ve tarlalar. Frauenfled, kanton Thurgau’nun başkenti. Sonradan gelişmeye başladı oralar. Sıkıldım. Kafamda hayal ettiğim İsviçre yok olmuş, hayal kırıklığına uğramıştım. Sadece Winterthur’a alışverişe geliyorduk o kadar. Sonra eniştem bana çalışıp çalışamayacağımı sordu. Bir tekstil fabrikasında iş buldular bana. Çalışmaya başladım hemen Frauenfeld’de. Alacağım para da çok iyiydi. Türkiye’de 323 TL alıyordum, burayı hesapladım 1400 alıyorum. Çok güzel paraydı. Bir süre sonra Türkiye’deki görevimi dondurdum. Bir-iki sene çalışıp, biraz para biriktirir dönerim diye hesap ettim. 1 sene geçti, alıştım ama sevecek kadar değil. Hala köy gibi geliyordu burası bana. Çatı bir evde kalıyorduk, üzeri hep kar buz, kalorüfer yok, sobalı ev. TV yoktu geldiğim zaman, radyo dinlerdik. 1965 yılında geldi TV. İlk TV’yi alttaki İsviçreli komşumuzda izledik. O sıra tek lüksümüz trenle Winterthur’a gitmekti.”

İsviçre’de yaşam

Yüksel Bey ile karşılaşmanız nasıl oldu peki?

1966’da Türkiye’ye izine gittim. Geri dönerken Yüksel’in abisinin arabası ile gelmiştik İsviçre’ye. Abisi ile Hayrı eniştemin evi aynı binadaydı. Her akşam ailece gider gelirdik birbirimize. Sonra da abisinin evinde Yüksel ile karşılaştık. Yeni gelmiş buraya. Ayrıldık. 6 ay sonra bize abisi geldi, yine karşılaştık. Halbuki alt katta oturuyor o da. Yüksel’in abisinin evine gittiklerinde eniştem benim oraya gitmeme izin vermez; “Otur mektup yaz sen Türkiye’ye, arkadaşların özlemiştir seni“ der aşağıya inmeme engel olurdu. Aşağıda Yüksel var, karşılaşmamızı istemezdi pek.“ (Gülüyorlar)

O kadar sıkı mıydı kontroller?

Çıkıp gezme-tozma yoktu pek burada. İstanbul’da olsa giderdim, burada o imkan yoktu. Çevre küçük, bir laf eden olur, enişteme saygısızlık olur diye düşünürdüm hep. Bu durumda Yüksel beni hiç görmüyordu. O da ona dert olmuş. Bir ara yakaladı beni, “Sen hiç dışarı çıkmaz mısın?” diye sordu bana. Eniştemin evinde tam 3 yıl kaldım. 2, yıl 2 ay sonra Yüksel geldi. Aynı bina içinde 6 ay birbirimizi göremedik.

49 yıllık evlilik

İsviçre’de yaşam

Geri dönüş

Gülşen Hanım 1976 yılbaşında buradaki haklarını öldürüp Türkiye’ye dönüyor. “İşte orada büyük hata yaptım.“ diyor sohbet esnasında.

Gülşen Hanım Türkiye’ye dönünce Yüksel Bey aile büyükleri vasıtasıyla Gülşen Hanım’ı istetiyor. Bu sırada sözü yeniden Yüksel Bey alıp anlatmaya devam ediyor;

“Bu sıra burada isteyemedik, orada istedik. Herkes şaşırdı tabi. Kimse aramızdaki ilişkiyi bilmiyordu, tahmin de etmiyorlardı pek. 68 yılında düğünümüzü yapıp, araba ile tekrar buraya geldik.”

Gülşen Hanım: Sonra evlenip yeniden geldim. Bu kez daha önce hakkımı öldürdüm diye çalışma izni vermediler bana. O sıra Yüksel’de dil kursu vesilesi ile burada görünmüyor. Kaçak bir zaman geçirdik o sıra.

Yüksel Bey: Burada iki yılımı tamamlamıştım, 3 ay kadar çıkmam gerekiyordu İsviçre’den O üç ay oldukça sıkıntılı geçti. Almanya’da Radolfzell’de bulunan Goethe dil okulu vardı. Fırsat bu fırsattır deyip oraya para vedim ve Almanca dili öğrenmeye gittim. O sıra çalışmıyorduk, para da yoktu. Hafta sonu Frauenfeld’e kaçak gelip Pazar günü de dönüyordum Radolfzell’e. Hanım da kaçaktı o sıra. 3 ay sonunda yeniden çalışma izni çıktı bana. Eski fabrikamda bu kez vinç operatörü ve tercüman olarak çalışmaya başladım. Sonra eşime de izin çıkardık. 17 yıl boyunca bir alışveriş merkezinde, kasa bölümünde çalıştı Gülşen.“

THY’de işe başlama

İsviçre’de yaşam

Daha sonra THY’de çalışmaya başladınız? Bu süreç nasıl gelişti?

Yüksel Bey: THY’den bir arkadaşın çıkarıldığını öğrendim. 1974 Ağustosu’nda çalışmak için THY’ye başvurdum. Daha sonra kabul ettiler ve 1975 yılı Şubat ayından itibaren, bilet satış ve rezarvasyon bölümünde çalışmaya başladım. O zamana kadar uçağı bile yakından görmemiş, uçağa bile binmemiştim daha.

Nasıldı o zamanlar uçuş durumları?

Yüksel Bey: Haftada 3 seferimiz vardı o zamanlar. Daha sonra yavaş yavaş gelişmeye başladı. İşçi biletleri çok pahalıydı o sıralar. Bir İsviçre bir de Türk hava yolları vardı. Rekabet yoktu pek. Öyle olunca da fiyatta kolay kolay indirim olmuyordu. Düşünün bir; 1975’te bu işe girdiğimde 1 kişinin İstanbul’a gidiş gelişi 902 franktı. 5 kişilik bir aile bu şekilde Türkiye’ye gittiğinde çok üzülürdüm. Çünkü işçi ücretleri pek fazla değildi. 1967 yılında İsviçre’ye ilk geldiğimde saat ücretim 4.20 Frank idi. Onur Hava Yolları ve başka catrer uçaklar sayesinde fiyatlar düşmeye başladı. Sonradan insanlar uçağa alıştılar. Rekabetten dolayı düşe düşe 55 franka kadar düştü bugün bilet fiyatları. Bir de o zamanlar araba ile çok gidilirdi. Giderlerken de yollarda çok sıkıntılar yaşardı inanlarımız. Çok kazalar, ölümler oluyordu yollarda. Şunu da hep söylerim; Yugoslaya iç savaşı çıktığında THY’nin yaptığı büyük bir hata vardı. Burada, ne olursa olsun bu iç savaştan dolayı arabayla gidemeyecek durumda olan insanlarımıza uçuş kolaylığı sağlanabilir, biletlerde daha ucuz fiyat uygulayabilirdi. Ama bu yapılmadı.

Sosyal ortam nasıldı o zamanlar?

Yüksel Bey: O zamanlar burada fazla kimse yoktu. Almanca bilen kimse de yoktu. Biraz Almanca bilenler sivrilip dernekler kuruyorlardı. O derneklerde de vatandaşlarımız toplanıyor, biraraya geliyorlardı. Yardımlaşmalar oluyordu.

Emeklilik

THY’de 29,5 yıl kesinitisiz çalışan ve 11 müdür eskiten Yüksel Bey, 2004 yılının 31 Ağustos’unda buradan resmi olarak emekli oluyor.

Emeklilik zamanınız nasıl geçiyor?

Yüksel Bey: Sık sık Türkiye’ye gideriz. Neredeyse yılın 5 ayını orada geçiririz. Canımız sıklımıyor, kendimize daha çok zaman ayırıyoruz. İkimizde de IPad var. Gazeteler okuruz, tv’lerde açık oturumlara bakarız, yürüyüş yaparız. Öğle sonrasında yakınımızda bulunan derneğe gider tavla atarım arkadaşlarla.

Emeklilik sonrasında temelli dönüşü düşündünüz mü hiç?

Gülşen Hanım: 2000 yılında İsviçre vatandaşı olduk. Çifte vatandaşız şimdi. İsviçreli olana kadar temelli dönüşü düşünüyorduk. Vatandaş olduktan sonra ise sadece yazlığa gittik. Geri dönmek mümkün değil. Çocuklar, torunlar… Çocuklarımın nefeslerini soludukları yerdir artık benim vatanım.

İsviçre’de yaşam

İsviçre’deki emeklilik standartları nasıl sizce?

Yüksel Bey: Emekliler için her yer aynı. Burası da pek farklı değil doğrusu. Bu emekli maaşı ile yaşamak çok zor. Bizim farklı şeylerimiz var da idare ediyoruz işte.

Pensiyon kasanızı mı çektiniz?

Gülşen Hanım: Evet. Ama kimseye tavsiye etmiyorum bunu. Kimse bu ülkeden pensiyon kasasını almasın. Biz mecbur kaldık da aldık. Alıp değerlendirdik o parayı. Şöyle düşündük; Burada bıraksak bu parayı olduğumuzde İsviçre’ye kalacaktı para, çocuklara değil. Ancak yatırım yaparsak daha farklı olur. Bu yatırımdan her ay bana 1000 dolar geliyor. Bu da bütçemize ek katkı oluyor. Pensiyon kasadan bu para gelmese geçinmemiz neredeyse imkansız. Çocukların da katkıları oluyor tabi, bunu da ifade edelim.

Çocuklarınızın eğitim zamanları nasıl geçti? Sorunlar yaşadınız mı hiç?

Yüksel Bey: Dil eksikliğimiz oldu ama büyük sıkıntılar olmadı pek. Günün birinde döneceğiz diye hep Türkçe konuştuk çocuklarla. Ama çocuklar ana okuluna başlayınca sorunlar çıkmaya başladı. Çocuklara özel dersler verdirmeye başladık. Böylece açıklarını kapattılar. Çocuklarım zorluk çektiği için kendi çocuklarını Almanca dili ile yetiştiriyorlar şimdi. Biz öyle bakmadık, farklı düşündük. Veli olarak toplantılara katılıyorduk ama yetersizdik. Çocuklar kendi kendilerini yetiştirdiler diyebilirim. En küçük kız mesela, Sekundar’a gidecek diye beklerken Real’e düştü. Fıttırdık tabi. Sonra kendi çabası ile yükselmeyi başardı.

THY’de görev yaparken ilginç olaylarla karşılaştığınız oldu mu?

İsviçre’de yaşam

Yüksel Bey: Birçok olayla karşılaştım tabi, şimdilik aklıma gelen bir bebeğin durumu. Anne babası bebeği alıp Türkiye’ye dede-ninesinin götüreceklerdi. Sebep ise burada daha rahat çalışmak, daha çok para biriktirmek… Bilet kesmedim onlara ve o bebeği göndermedim. Bu benim için çok güzel bir sevinç olmuştu. Burada para biriktirecek, mal mülk alacak, o çocuk annesiz babası büyüyecek… Olacak iş mi bu? Bu tür insanlar çok var burada. Sonra da çocukları kötü yollara düşütler. Var çevremizde böyleleri de.

“Nereliyim sizce?”

Yüksel Bey ifadelerinde göçün sarılamayan, geçmişin izlerinde kalan yaraların da bahsediyor kimi zaman. Gidenin gelmediği, gidenin kaybolduğu yaralar… Bunu ise en iyi “Nerelisin?” sorusuna verdiği yanıtla ifade ettiğini söylüyor.

Yüksel Bey: Bizde hep “Nerelisin?“ ile başlar sohbetler. “Nerelisin?“ diye sorduklarında başlıyorum anlatmaya; Annem-babam Selanikli. Oraya da Osmanlı döneminde Konya’dan gittiğimiz söyleniyor. Konyar derlerdi bizimkilere. Konyar, Konya’dan göç edenler manasına gelirmiş. Selanik tarafları fethedilince, yeni bir iskan kanunu ile oralara yerleştirilmişler. Yoksa kim yerini yurdunu bırakıp da ta oralara gider. Her fethedilen yerlere birilerini getirip koymuş Osmanlı. Büyük mübadelede de, annem ile babam Selanik’ten Türkiye’ye gönderiliyorlar. Annem – babam Selanik’te ayrı köydenlermiş. Annemler Kırklareli’nin bir köyüne iskan edilmiş. Babamları ise Kırklareli içinde 5 odalı bir eve vermişler. Annemle babam 1929’da evlenmişler.

İsviçre’de yaşam

1938 yılında Hitler Bulgar hududuna yanaşınca bizimkiler korkup Kırklareli’den, daha önceden akrabalarının bir kısmının yerleştirildiği Manisa’ya göç etmişler. İşte ben 1938 yılında Manisa’da doğuyorum. Ailem 1940’a kadar orada kalmış. Sonra da İstanbul’a gelmişler. 1967’ye kadar İstanbul’da kaldım. 1967’den bu yana da, ömrümün yarısından fazlasının geçtiği İsviçre’de yaşıyorum. Siz söyleyin şimdi; nereliyim sizce?

“Gurbet ve Emrah“

Büyük mübadelede annemin öz dayısını Tokat’ın Niksar ilçesine veriyorlar. 1957 yılında, tanıdıklar aracılığı ile dayımın yerini öğreniyorlar. Bizimkiler oraya gidiyor sonra, karşılaşınca bir cümbüş, bir sevinç… Sonra ben de gitim dayımın yanına, buldum. Aynı duygular. Orada gezerken mezarlıkta bir yazı ilişti gözüme. Şöyle yazıyordu;

“Gönül gurbet ele düşme,
ya gelinir ya gelinmez,
her güzele gönül verme,
ya sevilir ya sevilmez.“

Altında da Erzurumlu Emrah… Sonra Niksar’daki mezarlıka yazılı olan bu beyitin sahibinin ismini oğluma koydum.

Göç bizleri çok etkiledi. Hala da etkiliyor…

Aydın Yıldırım/Zürich

AD Consultancy

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı