Editörün Notu

116

Aydın Yıldırım

Genel Yayın Yönetmeni

a.yildirim@haberpodium.com

 

 

 

Eğitim konusunu sıklıkla işleriz. Bu konuda yazan yazarlarımızın çabaları da göz ardı edilemez. Bugüne kadar yazılanlardan yola çıkarsak; eğitimin, İsviçre’de en zayıf olduğumuz konuların başında geldiğini söyleyebiliriz.

Göçmen kökenli olmaktan kaynaklı çeşitli sorunlar ortaya çıkabiliyorken, bu sorunların aşılması önemli çabalar gerektiriyor.

Eğitim konusunda çalışmalar yürüten sevgili Fuat Köçer ile sevgili Deniz Çetin, yaşadıklarından ve deneyimlerinden yola çıkarak bu ayki sayımıza birer yazı hazırladılar. Yazılardaki ortak payda ise, göçmen kökenli olmaktan kaynaklı yaşanan sorunlar. Dileyenler bu yazıları içerikte okuyabilirler.

Bu konunun, çocuğu belli bir eğitim düzeyini yakalamış her ailenin gündeminde olduğunu söyleyebiliriz.

Zaman zaman okuyucularımızla yaptığımız sohbetlerde ya da bize gönderilen maillerdeki temel vurgu; okullardaki öğretmenlerin, çocuklarına hak ettikleri notları vermedikleri, çocuklarının okumalarının önünde engel teşkil ettikleri şeklinde.

Aslında ailelerin dile getirdikleri hiç de yanlış değil. İsviçre eğitim sistemi içerisinde, notlandırmalarda ve öğrencinin nasıl yönlendirileceğine çoğunlukla öğretmenler karar verir. Yani uygulama öğretmenin keyfiyetine açık kapı bırakıyor. Eğitiminden mahrum bırakılan genç bu durumda hak ettiği yere gelemiyor ve yaşamı başka türlü şekilleniyor.

İsviçre’ye gelen ilk kuşak için, çocuklarının birer meslek eğitimi almaları en ideali idi.Çocuklarının herhangi bir üniversite ya da yüksek okula gidebileceklerine pek ihtimal vermiyordu ilk kuşak.

Aradan geçen 50 yıldan sonra, bu kez de üçüncü kuşak eğitim sorunları ile gündemde. Her ne kadar bu kesim burada doğmuş, büyümüş olsa da, genellikle öğretmenleri tarafından ilk etapta hala mesleklere yönlendiriliyorlar. Bu yüzden de göçmen kökenlilerin üniversite ya da yüksek okul okuma oranları oldukça az.

Burada ailelere, derneklere, eğitim konusunda çalışma yürüten sosyal danışmanlara ve eğitim kurumlarına büyük görevler düşüyor.

Yaşamlarının en kritik noktalarında, ebeveynlerin çocuklarının yanlarında olmaları, onların eğitimsel, kültürel, sosyal ve ekonomik gelişimleri açısından hayati önem taşıyor.  Ebeveynlerin, dil eksiklikleri olmasına rağmen çocuklarının eğitim süreçlerini takip etmeleri, öğretmenlerle görüşmeleri ve veli toplantılarına katılmaları önemli.

Çocuklarının öğretmenleri tarafından engellendiğini ve hak etmediği notlara maruz bırakıldığını düşünen ailelerin başvuracakları sağlıklı bir kurum mevcut değil maalesef. Bu aşamada buradaki kurumlara ve derneklere düşen görev bu alanda çalışmalar yürütmek olmalıdır.

Gençlerin eğitimsel boyutu ile desteklenmeleri ileriki süreçte yeni jenerasyonların toplumsal-kültürel sorunları daha az yaşamalarına etki edecek, buradaki yaşama dahil olma adına önemli adımlara vesile olacaktır.

Sevgiyle…