Dil Tembelliği: “Anne, Lehrer Yarın Schule Yok Dedi!“

150

Fuat Köçer

Eğitimci

 

 

 

İnsan, bedenini dinç tutabilmesi için sürekli eksersizler yapmak zorundadır. Hareket etmeyen vücut, zamanla hantallaşacak, kilo alacak ve hareket etmekte her geçen gün daha da zorlanacak, haliyle de tembelliğe alışacaktır. Konuştuğumuz dil de bu noktada büyük paraleller göstermektedir. Başlıkta verilen “Anne Lehrer yarın Schule yok dedi!“ gibi cümleleri bilerek ya da bilmeyerek çoğumuz kurmaktayız. Hangi dilde söylemek istediğimiz kelime aklımıza ilk geliyorsa, cümleye o kelimeyi yerleştiriyoruz. Sonucunda da yarı Almanca, yarı Türkçe cümleler türetiyoruz. Gündelik hayatta birbirimizi bu şekilde anladığımız için, farkına bile varmıyoruz. Sorun, Türkiye’deki akraba ve yakınlarımızla iletişim kurduğumuzda ortaya çıkıyor. Örneğin memleketteki amcamıza    “Bugün yeni bir iş görüşmesi için terminim var“ dediğimizde, “termin“ kelimesinin ana dilimizde yeri olmadığını, ancak amcamızın bizi anlamadığını söylediğinde fark edebiliyoruz. Ardından da amcamıza “yeni iş için görüşmem var“ dediğimizde, sorun ortadan kalkıyor. İki dilde de bu kelimeye hakim ve kendini ifade edebilen bireyler için bu bağlamda bir sorun yok. Asıl tehlike, i̇sviçre’de doğup büyüyen, gündelik cümle kurumunda yarı Almanca yarı Türkçe kendini ifade eden çocuklar ve gençlerimizde ortaya çıkıyor.

Eğitim bilimcilerin bu tehlikenin farkına varması uzun yıllar aldı. İsviçre gibi göç alan ülkelerdeki ortak payda, çocukların öncelikli olarak o ülkenin dilini öğrenmeleriydi. Halbuki ikinci bir dili öğrenebilmenin ön koşulu, bireyin tam anlamıyla ana diline hakim olabilmesidir. Bilim dünyası günümüzde bunu ispatlamaktadır. Ana diline hakim bireylerin ikinci bir dil öğrenmeleri daha da kolaydır. Özellikle yeni bir dili öğrenmeye başlayan bireylerde, yeni öğrenilen dilde tanımlanamayan kelimeler, ana dile çevrilerek, transfer yoluyla öğrenilir. Ana dil ile öğrenilen dillerin birbirine dil yapısındaki benzerlikleri ne kadar fazla İse, i̇kinci dili öğrenmek`de o denli kolaylaşacaktır. Yani, ana dilini bir çocuk ne kadar iyi öğrenirse, diğer dilleri öğrenmesi de daha basit bir hal alır.

www.haberpodium.ch

Peki bir çocuk iki dilli yetişemez mi? Yetişirse burada ebeveynler neye dikkat etmelidirler?  Pekala çocuklar iki dilli yetişebilir ve bu anne – baba tarafından iyi bir şekilde yönetilebilir. Özellikle farklı kültür ve dilden insanların birbirleriyle yaptıkları evliliklerin geçmişe oranla giderek artması, bu gerçeği daha da doğruluyor. Asıl olan,iki dilli yetişen çocukların, kiminle ne ne zaman hangi dili konuşacağını bilmeleri ve “dil tembelliği“ diye adlandırdığımız yarı Almanca yarı Türkçe ikilemine düşmemeleridir. Evde sadece anadilde, dışarıda ise ikinci dilde konuşulabilir. Aile bireylerine düşen görev, bunu iyi kontrol etmek ve “dil tembelliğine“ düşüldüğünde, çocuğu uyarıp kendini bir dilde ifade etmesi noktasında yönlendirmektir. Önemli olan, 0 – 6 yaş arası, dil yapısı oturana kadar çocukla ana dilinde iletişim kurmak ve bu dil yapısının zihinde oturmasını sağlamaktır. Özellikle bu dönemde çocuklara ana dilinde hikaye ve masallar anlatmak, dinlediğini ona tekrar ettirmek, hislerini anadilde ifade etmesini sağlamak ve ilerleyen yaşlarda ana dilinde mektup ya da kartpostal yazdırmak, bu dilde kitap okutmak,  anadil gelişimine büyük katkı sağlar.

Dilin bu gelişimsel boyutunun dışında, kültürel etkisi de küçümsenemez. Bazı kelimeler içinde yaşadıkları kültüre özgüdür ve başka dile çevrilmesi mümkün değildir. Mesela “gurbet“ kelimesinin Almanca karşılığını bulamazsınız. Bu söz, göç vermiş ve “sıla“ya duyulan hasreti ifade etmek isteyen bir toplumun lugatına yerleşmiştir. Ya da “hüzün“ diye adlandırdığımız, i̇nsanın içini bir sis perdesi ile bürüyen, yürek burkan hissi Almanca anlatmaya çalıştığınızda, dolaylı yollardan ancak bir anlatım şekli bulabileceğinizi hemen anlarsınız.

Çocuklarınızı dil tembelliğini alıştıramayın ki, ileride gurbet`de evlat yetiştirmiş olmak, size hüzün olarak dönmesin!