Mehmet Meral

Depresyon ve kadın

Mehmet Meral

Mehmet Meral

lic. phil. Psychologe FSP

Systemischer Therapeut

[email protected]

 

 

 

Neden psikoterapiye giden kadınların oranı erkeklerden daha fazladır? Ya da neden psikoterapiye giden erkeklerin sayısı kadınlara göre daha azdır? Bu oran Avrupalılarda ve göçmenlerde de değişmemektedir. Terapiye gelenlerin çoğunluğunu kadınların teşkil etmesiyle beraber, Zürich’te erkekler (eşi ya da oğlu) için terapi randevusu alan kadınların sayısıda oldukça yüksek.

Çok sık yaşadığım durumlardır. Telefonda bir kadın, eşi için randevu istediğinde, “Neden eşiniz arayıp kendisi bu randevuyu almıyor?“ diye sorduğumda, en sık aldığım cevaplar: “O çalışıyor”, “Onun zamanı yok”,O randevuyu benim almamı istedi” ya da “Sen randevuyu al ben giderim dedi”. şeklinde oluyor. Bu cevaplarda da aslında çözümü arayan ya da çözümü üstlenenler istisnalar dışında çoğunlukla kadınlar oluyor.

“Erkekler kadınlara göre terapiye neden daha az giderler“ meselesini başka bir yazıda ele alacağım. Bu yazım, “Neden daha çok kadınlar terapiye giderler“ üzerine olacak.

Kadın ve onun hayata dair şikayetleri yeni bir olgu değil. Antik Yunan eserlerinde kadına atfedilmiş özelliklerden birisi de, kadının erkeğe göre daha histerik olduğudur. Millattan önceki bu yaklaşımlarda kadının histerik yapısı onun biyolojik bir özelliği gibi kabul görmüş, erkeğin kadına göre daha az histerik davranışlar sergilediğini belirtmişlerdir. Yüzyılımızda kadının bu histerik özelliğinin yerini daha çok depresyonla ya da kadının depresif tepkisi ile vurgulandığı dikkatimizi çekmektedir.

Depresyonda olan kadınların oranı erkeklere göre iki kat daha fazla

Son yıllarda yapılan araştırmalar, depresyonda olan kadınların oranının erkeklere göre iki kat daha fazla olması ve kadınların yaşadıkları koşullara sıklıkla depresyonla tepki vermeleri üzerinedir.

Bu araştırmalar kadın ve erkek arasındaki bu farkın sebeplerini; kadının ekonomik ve duygusal bağımlılığına, kadınların erkekler kadar hırslı olmamalarına, kendilerini değersiz görme tutumlarına ve alışkanlıklarına, sosyal eşitsizlik ve adaletsizliğin olmasına, diğer psikososyal parametrelere ve kadının biyolojik farklılıklarına bağlamışlardır. Özellikle de modern kapitalist ülkelerde kadın, yaşadığımız çağda ve koşullarda yaşamın bir çok alanında mücadele vermekle yüzyüze bırakılmıştır. Ayrılıktan sonra çocuklarını yalnız büyüten annelerin yaşadığı sıkıntılar, onların ruh sağlığını da olumsuz etkilemektedir.

Günümüzde kapitalizmin gelişmediği ya da daha az geliştiği ülkelerde kadınlarda depresyon oranının düşüklüğü uzmanların dikkatini çekmektedir. Bundan iki yıl önce Laos’a altı aylığına gönüllü hizmet için giden bir hekim arkadaşımız, oradaki psikiyatri polikliniğinde hiç bir depresyon vakası ile karşılaşmadığını şaşkınlıkla ifade etmişti. Sebebini sorduğumuda ise, “galiba oradakilerin depresyona girecek sebepleri ve zamanları yok“ demesi, benim için ilginç bir cevap olmuştu.

Kadınların yaşadıkları sıkıntıları atlatmada ya da başetmede erkeklere göre daha girişken olmaları onların hayatla ilgili meseleleri daha fazla konuşarak, paylaşarak, içini dökerek bellemeleri sanki tesadüf de değil. Günümüzde erkekler kadınların “çenelerinden“ şikayetçi iken, kadınlar da erkeklerin “iletişimsizliğinden“ şikayetçiler. İşte böyle bir durumda iletişimin sağlandığı mecralardan bir yer olan psikoterapi her iki tarafa bu meselenin doğru anlaşılması ve irdelenmesinde bulunmaz bir fırsat sunmaktadır.

Kadına “depresif olan cinsiyet” ya da “depresyonlu varlık” gibi yaftaların konulması, toplumsal açıdan kendi içinde ciddi bir riski ve önyargıyı da barındırmaktadır. Depresyon maalesef öcü gibi gösterilip, “çağın hastalığı” gibi tanımlamlarla lanetlenmiş bir ruh hali gibi gösterilmeyede çalışılmıyor değil hani.

Bana göre depresyon, yaşamda olup bitenlere verilen çok insani bir tepkidir. Bundan dolayı günümüzde benzer tepkiyi veren erkekler de vadır. Soru ya da sorun kadınların sayısının neden daha fazla olma meselesindedir. Kadınlar canları acıdığı için, kadınlar bastırmadıkları için, kadınlar daha fazla “canım yandı“ dedikleri için kalabalık gözükmektedirler.

Acaba erkekler depresyon geçirdiklerinde daha az yardım aldıkları için mi sayıları daha düşük gözükmektedir? Bu soruyu da kendime sormuyor değilim.

Günümüzde “depresyon geçirmek“ ya da “depresyonda olmak“ vebalı olmakla eş anlamlı gibi yanlış algılansa da, benim anlayışıma göre özünde depresyon kötü bir şey değildir. Depresyon kapımı çalıp iç dünyama girmiş ise bana mutlaka bir şey anlatmak istiyordur. Mesela yolunda gitmeyen bir şeyler var demek istiyordur.

Kişi, “Depresyonum bana ne anlatmak istiyor” ya da „Depresyonum bende ne anlama geliyor“ gibi soruların cevabını bulursa, işte o zaman depresyon kişide bir “uyanışa“da sebep olabilir, zihnindeki perdeyi kaldırmış olur. Biz buna yeni bir “bilinç oluşumu“ ya da “yeni bir farkındalık“ diyebiliriz. Tabii ki bahsettiğim bu durum ağır kronik bir depresyon durumunda geçerli değildir. Bu durum daha çok depresyon teşhisi geçikmemiş ve uzman yardımını zamanında almış olanlar için geçerlidir.

Geç kalmamanız dileğiyle, sağlıcakla kalınız …

Etiketler
devam etmek için tıklayın

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı