Dizi

CENEVRE’DEKİ YARDIM KURULUŞLARININ ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜ

Dünya’nın en pahalı şehirlerinden biri olan Cenevre, aynı zamanda insani yardım kurumlarının da merkezi. Burası sadece milyonerlerin Cenevre Gölü’nde yelken açtıkları bir şehir değil, aynı zamanda hemen hemen bütün uluslararası yardım kuruluşları ofislerinin bulunduğu bir yer de. Şehir, adeta yardıma muhtaç insanlara hizmet eden kuruluşlarla kaynıyor.

Uzunca bir mesafe  yürümeye gerek yok. Uluslararası Kızıl Haç Komitesi’nin bulunduğu görkemli eski bir otelden, Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Koordinasyon ofisinin bahçesine göz atabilirsiniz. Tepe yolunu izlediğinizdeyse kendinizi hemen Dünya Sağlık Örgütü’nün kriz odasında bulursunuz. Geri dönüşte, tepenin eteğinde bulunan üçgen şeklindeki binada Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği bulunuyor.  Burası dünyanın “insani” kalbidir.

Özetle Cenevre

Park halindeki diplomat plakalı bir Porsche’nin arkasında bulunan büyük bir posterde, Suriyeli bir mülteci annenin kucağında bulunan kir-pas içindeki bir çocuğun “Donnez maintenant”, (Şimdi bağış yap) çağrısı…

“Acil Yardım” ile “Kalkınma ve Geliştirme Yardımı”

Bu iki yardım türünü birbirinden ayırdetmek önemli.

Acil veya insanı yardım, hayat kurtarmak adına tasarlanmış kısa vadeli bir yardım türüdür. Bu yardım doğal afet, kıtlık durumu veya savaşın yol açtığı insanı krizlerde devreye giriyor.

Kalkınma ve Geliştirme yardımıise düzenlidir ve yoksul ülkelerin gelişmesini içerir. Burada, iyi işleyen bir hükümet, hukuk sistemi, ekonomi, eğitim vs. gibi uzun vadeli hedefler konuluyor. Çoğu zaman acil yardım, belli bir süre sonra bölgenin yeninden inşası sırasında, kalkınma ve geliştirme yardımına da dönüşebiliyor.

Peki yardımlarda temel sistem nasıl işler?  Birçok kez eleştiri konusu olmuş yardım sisteminde yanlış nerede?

Acil yardımın anası: Kızıl Haç

Gerçek anlamda ilk yardım örgütü Uluslararası Kızıl Haç komitesidir. Kızıl Haç 1863 yılında İşadamı Henry Dunant’ın çabaları ile   Cenevre’de kuruluyor. Dunant’ın çabaları Uluslararası Kızıl Haç Komitesi (İCRC)’nin kuruluşuna ve 1. Cenevre Sözleşmesi’ne (1864) yol açtı.

Bu sözleşmeyle birlikte acil yardımın temeli de atılıyor. Bu temel “insanı ilkeler” üzerine kuruludur: Acil yardım, insani, tarafsız, ve bağımsız olmalıdır.

Acil yardım sistemin kendisi de yardıma muhtaç

Cenevre merkezli yardım sistemi o kadar çok karmaşık hale gelmiş ki, şu halde yardım kurumlarının yardıma ihtiyaç duyduklarını söylemek abartı olmaz.

Kuruluş patlaması

Yardım kuruluşları arasında Kızıl Haç en büyüğü kabul ediliyor. Ancak günümüzde acil yardım yapan tek kuruluş Kızıl Haç değil artık. Bugün Dünya çapında onbinlerce acil yardım kuruluşu bulunuyor. Bunlar kabaca iki ana kategoriye ayrılyor;

Uluslararası Sivil Toplum Kuruluşları (NGO)ve Uluslararası Kuruluşlar.

NGO’lar

hükümetlerden bağımsız çalışıyorlar ve her NGO’nun kendine özgü bir çalışma şekli var. Şu an itibarı ile genel olarak 250 Uluslararası Sivil Toplum Örgütü’nün (NGO) ya da  Federasyon’un olduğu tahmin ediliyor.

Çok uluslu olan bu kuruluşlarda farklı ülkeler birlikte çalışıyorlar. Bu bölgesel de olabiliyor. Bu kuruluşlar çalışmalarını genellikle Birleşmiş Milletler’in bir parçası olarak sürdürüyorlar.

BM bünyesinde, temel görev olarak acil yardım sunan 10 örgüt şöyle:

UNHCR: Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği, tehlike altında olan mültecilere yardım ediyor.

UNICEF: Çocuklara yardım ediyor.

WFP ve FAO: Dünya Gıda Programı ve Gıda ve Tarım Örgütü, açlıkta olan insanlara yardım ediyor.

IOM: Uluslararası Göç Örgütü, göçmenlere yardım ediyor.

WHO: Dünya Sağlık Örgütü, hastalara yardım ediyor.

UNDP: Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, yeniden inşa ya yardım sunuyor.

UNFPA: Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu, hamile kadınlar ve cinsel şiddet mağdurlarına yardım ediyor.

UNRWA: Birleşmiş Milletler Yardım ve Çalışma Örgütü, Filistinli mültecilere yardım ediyor.

OCHA: İnsanı Yardım Koordinasyon Örgütü, koordinasyonda yardımcı oluyor.

Çalışma şekli

Genellikle bir mağdur, bütün bu kuruluşlarla ilişkilendiriliyor. Tam olarak kaç kurumun aynı anda felaket bölgesinde bulunduğunu ise kimse tam olarak bilemiyor. Kurulu düzenin dışında felaket bölgesine binlerce Mongo’lar (My own ngo’s= Benim Kendi Sivil Toplum Örgütüm) da akın ediyor. Bunlar, felaket bölgesine yardım amaçlı gelen ancak uzman olmayan sıradan vatandaş, doktor, elinde oyuncak dolusu kutular olan ev hanımları da olabiliyor.

Buna ek olarak, mağdurlar için birşeyler yapmak isteyen özel şirketlerin sayısı da sürekli artıyor.  Yani acil yardım sistemi, “küçük küçük parçalardan”bir araya gelmiş mimarı bir yapı.

Kızıl Haç’ın, herhangi bir felakette, ortalama bin kadar ulusal ve uluslararası yardım kuruluşunu hazır hale getirdiği tahmin ediliyor.

Yardım Kaosu ve Yeni Yapılanma

Kaos halindeki felaket bölgesinde olan farklı çalışma grupları çoğu zaman düzensizliğe yol açabiliyor. Bu durum özellikle 2004 yılında Güney Asya’da yaşanan Tsunami sonrasında çok belirgin bir şekilde gözlemlendi.

O zaman 39 BM Kuruluşu, yüzlerce uluslararası NGO, 30’dan fazla Hükümet, 60’tan fazla uluslararası şirket ve binlerce Mongo yardım amacıyla afet bölgesine gittiler.

Yaşanan bu yardım kaosundan dolayı, 2005 yılında İnsani Reform Süreci başlatıldı. Bu süreçte ilk büyük adım BM bünyesinde “Küme Sistemi” oluşturmak oldu.

Bu yeni yapılanma ile acil yardım paketi, koordineli bir şeklide birlikte çalışılacak 11 faaliyet kümesine bölündü. Buna göre her faaliyet kümesinde bulunan bir BM temsilcisi, o kümede acil yardım sağlayan tüm kuruluşların koordinasyonundan sorumlu kılındı. Bu hem global düzeyde hem de yerel düzeyde (hangi kuruluşun, hangi alanda yardım edeceği organizesi) hayata geçirildi.

Bu koordine gruplarının da üst koordineleri bulunuyor. İşleyişe göre, küme başında bulunan temsilci ne kadar paraya ihtiyaç olunduğunu, nereye evlerin yapılacağını, yemeklerin nerde dağıtılacağını gibi konuları bütün küme başkanlarına bildiriyor.

Buna ek olarak, Hükümetleri birinci elden bilgilendirmek için “Üst Koordine” de oluşturuldu.

Bu yeni yapılanmadaki amaç, küme sistemi ile eksikleri tamamlamak ve kimin nerede, ne zaman ne yaptığını bilmek.

En Büyük Felaket Rekabet

Teorik olarak küme sistemi oldukça güzel denebilir ancak işleyişte birçok sorun ortaya çıkıyor.

Yardım kuruluşlarının koordine edilmeye ihtiyaçları oldukları kesin. Çünkü hiçbir kuruluş, kamyonlarla dolu eşyaları getirdiğinde, başka bir kuruluşun oraya bir gün önceden yardım ettiğini görmek istemiyor. Yani pratikte birçok sorunla karşılaşılıyor.

Peki bunun sebepleri neler?

Birincisi; herkesin yardımcı olduğunu söylemek zor. Örneğin iki büyük kurum olan Kızıl Haç ve Sınır Tanımayan Doktorlar kümelere bilgi verip ve toplantılara düzenli olarak katılsalar da, tarafsızlıklarını korumak adına isimlerinin küme raporlarında yer almasını istemiyorlar.

Kızıl Haç ve Sınır Tanımayan Doktorlar çatışma bölgelerinde isimlerinin Birlemiş Milletler ile birlikte anılmasını da istemiyorlar, çünkü BM çatışmalarda askeri müdalede de bulunuyor.

BM İnsanı Yardım Örgütü’nden Jens Laerke şu anda acil yardım aktivitelerinin yaklaşık yüzde 75’inin kümeler tarafından koordine edildiğini söylüyor. Yani yüzde 25’i hala dağınık ve organizesiz.

İkinci sorun daha da büyük. Küme şeklinde çalışan kurumlar, birbirlerinin rakipleri de olabiliyorlar.

Laerke:”Ne istediğimiz ile gerçekte olanlar arasında büyük bir fark var. Bir şekilde rekabet var ve her kurum kendilerine bağış yapanlara ne kadar iyi işler yaptıklarını göstermek istiyor. Bir kurumun aldığı parayı, diğer bir kurum almıyor. Yani bir herşey ya da hiç oyunu”.

En çok parayı kim alıyor?

Kurumların parası tam olarak nereden geliyor?

2012 yılında uluslararası yardım kuruluşlarına 13,02 milyar Euro aktarıldı. Bu rakamın 3,64 milyarı (% 28) özel şahıslardan, diğer 9,38 milyar (% 72) ise hükümetler tarafından aktarıldı.

Gelişen ekonomik güçlerin ve Arap ülkelerinin burdaki payları gün geçtikçe daha da artıyor. Bazı ülkeler, uluslararası sistem dışında, ikili anlaşmalar altında da acil yardımlar sunuyor. Örneğin Katar kendi inisiyatifini kullanarak 2011 yılındaki Libya krizinden sonra Tunus’ta bir mülteci kampı kurdu.

Bağış yapan hükümetler, acil yardımı genellikle kendileri sunmuyorlar. Ancak yine de acil yardım sistemin üzerinde etkili güçleri var. Örneğin paranın hangi kuruma ve nereye harcanacağını kararlaştırabiliyorlar.

BM’ye en çok bağış yapan ülkeler:

ABD:         2,76  milyar Euro

AB:  1,38 milyar Euro

İngiltere: 0,87 milyar Euro      

Türkiye: 0,73 milyar Euro

İsveç: 0,57  milyar Euro

Uluslararası acil yardım verenler:

Uluslararası kuruluşlar:  % 56

NGO’S:  % 26

Özel kurumlar:  % 7

Kızıl Haç :  % 6

Tüm kuruluşların amacı aynı olmasına rağmen, hepsi aynı kaynaktan, bağışlarla besleniyor.

Cenevre’de her “koordinasyon” kelimesi sonrasında mutlaka “rekabet” konuşulmakta. Her ne kadar kuruluşlar gözler önünde birlikte çalışsalar da, aslında bağış paralarını almak için kendi kurumlarını ön planda tutma çabasındalar ve örgütsel egolarının batağına saplanmış durumdalar.

Bağış parası rekabeti, görünürlük için bir dürtü yaratıyor. Çünkü hükümetler de kamu dikkati çeken felaketler için vergi parasını harcamak istiyorlar.

Uluslararası Kızıl Haç Federasyonu’nun, Acil Müdahale Birimleri Sorumlusu De Rijke: “Birçok kurum, medyanın gelebileceği bölgelerde çalışmak istiyor. Mesela Filipinler’de herkes Tacloban’a gitmek istedi, çünkü oraya uçakla gazeteciler geliyordu” diyor.

Bir de çabuk başarı elde etmek önemli. En kolay başarı yakalanabilinecek bölgeler çok seviliyor. Küme toplantıları da pazarlık yarışmaları gibi. Felaket bölgelerinde bulunan memurlar, hangi kurumun hangi bölgeye yardım sunabilecekleri konusunda yetkili ve bilgi sahibiler. Ancak pratikte koordinasyonu yardım kuruluşları ele alıyor, çünkü felaket bölgesi memuru kümelerin ne olduğunu konusunda hiç  bilgiye sahibi değil.

Yardım siyasettir

Insani ilkeler ortadan kalkıyor

Örneğin insanı yardım kuruluşları, 2011 yılında NATO’nun Libya bombardımanında, aynı ülkelerden destek almaktan rahatsız olmuşlardı.

İnsani Yardım İlkeleri:

İnsancıllık: İnsan hayatına saygı duyumak, korumak ve insani acılarını dindirmek.

Tarafsızlık: İnsani yardım kuruluşları çatışmalar sırasında taraf olamazlar. İnsanı yardım, o kişini kimliği ne olursa olsun en çok ihtiyacı olanlara verilmelidir.

Bağımsızlık: İnsani yardım, siyasi, ekonomik ve askeri hedeflerden ayrı tutulmalıdır.

Sektörde var olan rekabet sorunlu, ancak mevcut acil yardım siteminde başka bir sürtüşme daha var; İnsani ilkelere dayanan sistem tehlike altında…

Yapılan yardımlar politik bir içeriğe sahip ve bu durum giderek daha da siyasileşiyor.

Yardım kuruluşlarının ihtiyacı olan bağış paraları büyük ölçüde hükümetler tarafından temin ediliyor. Hükümetlerin belirli felaketlere yardım ver(me)mek için kendilerine göre nedenleri de olabiliyor. 11 Eylül 2001 saldırılar sonrası başlatılan “Terörle Mücadele” ile birlikte, siyaset ve yardım arasındaki sınırlar da kaybolmaya başladı.

Birçok ülke acil yardımlarını Dışişler Bakanlığı Sorumluluğu altına aldı. Böylelikle yardımlar iyice siyasallaştı ve yurt dışı politikasına destek adına kullanılmaya başlandı. Ayrıca bağışta bulunanlar bir süre sonra dayatmacı oldular ve sürekli olarak yardım kurumlarından istihbarat niteliğinde bilgi isteme başladılar. Sonuç olarak insanı yardım kuruluşları bağımsızlıklarını git gide yitirmekten yakınmaya başladılar.

İnsani İlişkiler Koordinasyon Birimi Başkanı Valerie Amos, BM Güvenlik Konseyi’nden Suriye ye girmek için lobi çalışmaları yürütüyor. Lobi çalışmalarının başarısı konusunda şüpheli olan Amos: “Sonuç olarak bu siyasi bir durum ve bir şekilde tarafsınız.” diyor.

BM insani yardım kuruluşunun birçok yöneticisi eski siyasetçilerden oluşuyor. Bunlardan bazıları şöyle;

İnsani İlişkiler Koordinasyon Birimi Başkanı Valerie Amos, İngiltere Parlamentosu’nun eski Başkanlarından biri ve Avustralya’da İngiltere’nin temsilciliğini yaptı.  UNDP Başkanı Helen Clark, Yeni Zelanda eski başbakanlarından. UNHCR Başkanı Antonio Guterres, Portekiz’in eski Başkanı.

Birçok yardım sever, insani ilkeleri hiçbir şekilde temel almıyor. BM İnsani Yardım Örgütü temsilcisi Jens Laerke: “Dünya artık siyasi görüşler ile yönetiliyor, insanı düşünceler ile değil. Biz siyasi karmaşa arasında, insanı bir alan yaratmak zorundayız. Ancak bu ne ücretsiz ne de kolay.”diyor

Hüsran ve çözümsüzlük

Cenevre’de hayal kırıklığı hissediliyor ve sistem basarsız. Ne yazık ki henüz çözüm de bulunamadı. Ancak acil yardım sisteminin yeniden inşa edilmesi şart. Bunun için bütün kurumsal aktörlerin aynı masa etrafında buluşmaları gerekiyor.

Bu arada bu zaman süresince, insanlara yardım etmek adına kurumlara paralar bağışlanmaya devam ediliyor.

İlk adım “Yardım etmek” olmalı.

 

Hazırlayan : Derya Özgül  LL.M

Hukukçu

[email protected]

devam etmek için tıklayın

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı