Haşim Sancar

Brexit ve İsviçre

Hasim Sancar-www.haberpodium.ch

Haşim Sancar

Yeşiller Partisi Bern Kanton Milletvekili

[email protected]

 

 

 

Exit kelimesi ingilizce’de çıkış anlamına geliyor. Otobanlarda, tren peronlarında, binalarda, aynı zamanda refakatlı yaşamı terk etmede, yani ölümlerde de exit terimi kullanılıyor.

Britain, bildiğimiz sömürgecilik döneminde “Üzerinde güneş batmayan ülke” olan İngiltere’nin ingilizcesi. İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden (AB) ayrılması tartışma ve halkoylamasında kullanılan Brexit, Britain-exit (British-exit) kelimelerin kısaltılıp birleştirilmesinden geliyor. Bildiğimiz İngiltere aslında Birleşik Krallık (United Kingdom: UK) İngiltere, Wales, İskoçya ve Kuzey İrlanda’dan oluşuyor ve bugün Britanya olarak da isimlendiriliyor.

İkinci dünya savaşından hemen sonra, 1946 yılında Winston Churchill Zürich Üniversitesi’nde genç öğrencilere yönelik yaptığı bir konuşmasında barış, güvenlik ve özgürlük için, “Avrupa Birleşik Devletleri”nin oluşması gerektiğini savunur. İngiltere’nin 23 Haziran’daki AB’den ayrılma kararının çıktığı halk oylaması (Brexit-Referandumu) ile bugün içinde bulunduğu durum karşısında, herhalde Churchill’in kemikleri sızlıyordur.

Son gelişmeleri kısaca özetlemeye çalışalım. Britanya’nın AB’den ayrılması ile ilgili halkoylaması, Muhafazakâr Parti’nin (Tories) 2015 yılındaki genel seçimlerinde verdiği sözden kaynaklanıyor. Bazı memnuniyetsizliklerden dolayı, Başbakan ve Muhafazakar Parti Başkanı David Cameron, AB’de kalmanın bir referandumla halka sorulacağının sözünü vermişti, ki bu söz daha sonra yenilgisine ve istifasına mal oldu. Çünkü Cameron referandum öncesi mücadelede Britanya’nın AB’de kalmasından yana tavır almış ve bunun için oldukça çaba sarfetmiştir. Iskoçya’nın 2014 yılında, Britanya’nın bir parçası olarak kalıp kalmaması ile ilgili yapılan halk oylamasında da, Cameron birliktelik için oldukça uğraş vermiştir. İskoçlar’ın AB’den ayrılma ile ilgili korkuları için de, Britanya’nın AB’de kalacağının bir nevi teminatını vermiştir. Biraz da bu teminattan dolayı, İskoçlar halk oylamasında Britanya ile birlikte kalmadan yana oy kullanmıştır. Brexit halk oylamasında ise, İskoçlar büyük bir çoğunlukla Brexit’e karşı ve AB’de kalmadan yana oy kullanmışlardır. Hatta halk oylamasının genel olumsuz sonucundan sonra, İskoçya kamuoyunda yine ayrılık konusu yoğun tartışmalara sahne oldu. Çünkü halk oylamasında Britanya ile birlikte kalma lehinde çıkan sonuç, AB’nin bir parçası olarak çıkan bir sonuçtu ve İskoçya’da bunun tekrar gözden geçirilmesi gerekirtiği savunuluyor. Kısacası, İskoçlar AB’de kalmak için gerekirse Britanya’dan kopmayı da göze alıyorlar. İşkoçya’nın Britanya’da kalması veya ayrılması konusunun nasıl çözüleceği ise henüz muğlak.

Brexit ve Isvicre-www.haberpodium.ch

Brexit halkoylamasından önce, Cameron AB’den birkaç konuda (sosyal yardım, çocukları yurtdışında yaşayan AB üyesi yabancılara ödenen çocuk parasının azaltılması gibi) değişiklikler kopartmıştı. Ama bu değişikler Brexit’i engelleyemedi.

Brexit’ciler neden AB’den ayrılmak istiyorlar?

Bunun temel nedenlerden biri, Britanya’ya AB’nin olmazsa olmaz ilkesini oluşturan serbest dolaşım ile birlikte Doğu Avupa ülkelerinden yoğun göçün olması. Brexit’ciler AB’den çıkarak sorunu çözüp bu göçü durdurabileceklerini düşünüyorlar.

Tabii ki ekonomik konular da önemli bir rol oynuyor burada. Ekonomini son yıllarda yeterince büyüyememesi ve ticaretin diğer ülkelere (Çin, Hindistan vs.) kaydırılması, AB ile olan ticaretteki ithalat (291 milyar sterlin) ile ihracat (223 milyar sterlin) arasındaki cari açığın olması ve AB’den çıkılınca, sterlinin değer kaybetmesi ile birlikte, ihracatın artması sağlanılıp cari açığın bu şekilde kapatılacağı savunuluyordu. Britanya yılda net olarak AB’ye 10 milyar sterlin ödemede bulunmakta (projeler, eğitim yatırımları, ekonomisi zayıf olan ülkelere destek vs. için). AB’den çıkması ile bu miktar kasasında kalmış olacak.

AB, ürün, hizmet, insan ve sermayenin serbest dolaşımı üzerine kurulmuş bir devletler birliğidir. Britanya ise uluslararası sermayenin yoğunlaştığı bir ülke. “Brexit’ten sonra sermaye Londra’da kalmaya devam edecek mi?” sorusunu olumlu yanıtlamak oldukça güç görünüyor. Bundan dolayı Britanya Merkez Bankası, AB’den ayrılmanın ekonomiye ve finans sektörüne ağır bir darbe indireceğini, işsizliğin artıracağını, enflasyonu etkileyeceğini ve ülkeyi durgunluğa iteceğini belirterek Brexit ile ilgili uyarılarda bulunmuştu. Brexit’ten sonra Britanya’nın AB pazarından nasıl yararlanabileceği ve gümrük vergilerinin yükünün ne olacağı henüz belli değil. Bu konular, yapılacak anlaşmalara bağlı.

Tekrar vurgulamakta yarar var. AB, ürün, hizmet, insan ve sermayenin serbest dolaşımını birbirinden ayırmıyor. AB ülkesi vatandaşları, AB içinde iş bulukları taktirde başka bir ülkede çalışıp yaşayabiliyor ve aynı zamanda o ülkenin sosyal sigortalarından oldukça iyi şartlarda yararlanabiliyorlar. AB’nin bu tavrı doğru bir tavır. “Ben size ürünümü serbest bir şekilde satayım, sermayeniz bana gelsin ama insanların serbest dolaşımını istemiyorum” tavrı, kabullenecek nitelikte değil ve AB’nin bunu kabulleneceğini aklım almıyor. Britanya’nın AB’den çıkması ile birlikte İsviçre gibi ikili anlaşmalar yapar mı, yoksa başka bir çözüm yolu mu bulur, bunlar şimdilik muğlak konular. Çıkış ile birlikte, artık üyesi olmadığı için AB’nin şekillenmesinde ve alınacak kararlarda Britanya (ikili anlaşmalar olsa bile) sözsahibi olamayacaktır. Belki de Britanya uzaktaki pirinç için evdeki bulgurdan da oldu. Çıkış için parlamentonun bir karar alması ve resmi bir müraacatın olması gerekiyor. Çıkış tarihi için ortak biz uzatma kararı alınmazsa, Lizbon Anlaşması’na göre Britanya’nın iki yıl içersinde AB’den çıkması gerekiyor.

23 Haziran’daki ayrılık halk oylamasında Brexit’ten yana yüzde 51.9 oranında oy çıkmıştı. Brexit için çalışan politikacıların başında, Londra’nın popüler ve Muhafazakar Parti’den, eski Büyükşehir Belediye Başkanı Boris Johnson geliyor. Herkes halk oylamasından sonra Johnson’un partinin başına geçip, başbakan olacağını düşüyordu. Ancak öyle olmadı. Muhafazakar Parti Başkanlığına ve Başbakanlığa, kısa bir iç mücadeleden sonra halk oylaması sırasında Britanya’nın AB’de kalması için uğraş veren, Cameron hükümetinde İçişleri Bakanı olan, özel okullarda okumayan, yeni Demir Lady Therasa May getirildi. Therasa May, hemen hükümeti kurup, “çıkış, çıkıştır” diyerek, çıkışı hayata geçireceğini belirtti. Ancak bunu nasıl yapacağını şimdilik o da bilmiyor! Brexit için yeni bir Bakanlık kurarak David Davis’i bu bakanlığa atadı. Sanki “ayıkla pirincin taşını” demek istiyormuşçasına da Dışişleri Bakanlığı’na Boris Johnson’u getirdi. Başbakan May, AB’den çıkışı, bunu isteyenlerin ve eldeki olanakların ölçüsünde, mümkün oldukça acı çekmeksizin hayata geçmek istiyor. Bu tavır elbetteki parti içersindeki dağınıklığı ve ikiye bölünmüşlüğü engelleyip, partideki birlikteliği sağlamaya yönelik de bir girişimdir.

AB hangi şartlarla Britanya ile ilişkilerini sürdürecek henüz bilinmiyor. Sermaye, ürün ve insanın serbest dolaşımını birbirinden ayırarak, Biritanya’ya insanların serbest dolaşımına engel koymasını kabul edeceği hiç sanılmıyor. Çünkü böylesi bir durum, AB’nin ruhuna aykırı bir durum teşkil eder ve AB’nin fazla bir anlamı kalmaz ve de yeni çıkışlara bir nevi ön prim verilmiş olunacak. Brexit ile birlikte, zaten bir ada olan Britanya, daha da yalnızlaşacağa benziyor. Halkın bir kısmı ne için oy kullandıklarını bilmediklerini belirtti. Çıkış gelecek ile ilgili olmasına karşın, yaşlı kesimin büyük çoğunluğu çıkıştan, gençlik ise AB’de kalmadan yana oy kullanmışlardı. Çıkış süresi uzatılarak, yeni bir hükümet aracılığı ile tekrar bir halkoylamasına gidilir mi? Sorusunu şu anda yanıtlamak olanaklı görünmüyor.

AB, üçüncü ülkelerden gelen kişilere karşı bir nevi kale duvarı oluşturması açısından olumsuz bir girişim ve eleştirdiğim konu. Bunun dışındaki konularda, bazı eksikliklere karşın, demokratik hak ve hukuk, eğitim (öğrenci değiştirme proğramları Erasmus), akademik araştırma projeleri (Horizon 2020) ve temel haklar konularında oldukça olumlu yönler içermekte. Özellikle milliyetçiliğe fazla oyun sahası bırakmadığı için, Avrupa aşırı sağ partileri, AB’ye karşı tavır almaktalar. Aşırı sağ partiler, ülkelerinin bağımsızlıkların kaybettiğini ve dışarıdan kendilerine müdahale edildiğini iddia ediyorlar. Her ne kadar Brexit oylamasından sonra Avrupa’nın bazı aşırı sağ parti yöneticilerinden birkaç cılız ses çıkmış ise de, reaksiyonlar oldukça temkinli oldu. Tahminen, Brexit, sağ ve yabancı karşıtı partiler üzerinde bir korku etkisi bırakarak, AB’den çıkışın faturasının ne kadar yüksek olabileceğini gösterdi.

Brexit, İsviçre için ne ifade ediyor?

Brexit ve Isvicre-www.haberpodium.ch

Finans sektörü için cazibesini kaybetmiş Britanya’daki sermayenin bir kısmının, AB ile ikili antlaşmaları olan ve sağlam bir zemin oluşturan İsviçre’ye kayacağı yönünde ciddi beklentiler mevcut. Bu sermaye güvenirli bir ülke, iyi bir altyapı ve sağlanacak vergi indirimi arar. Serbest dolaşımın kısıtlanması, bu sermaye için bir engellilik teşkil eder. Halk bu sermayeden az yararlanır, çünkü az insan çok sermayeyi elinde tutar ve tüketim yolu ile ekonomiye fazla bir yansıması görünmez. Kendilerinden az vergi alındığından, daha çok bu azınlık kesim kârlı çıkar. Bu sermaye bir kan emici gibidir. Ama, bu sermayeninin bankalarda olması ol ülkeye krediler yolu ile bazı zengillikler kazandırır.

SVP’nin “Toplu Göçe Karşı” inisiyatifi uygulanmaya nasıl girecek?

Bu dönemde merak edilen diğer bir konu ise, İsviçre’de halk oylamasında kabul edilen SVP’nin “Toplu Göçe Karşı” (Masseneinwanderung) inisiyatifinin nasıl uygulanmaya gireceği. Bu inisiyatif Şubat 2104 yılında halk oylamasına sunulmuştu ve İsviçre’ye gelen göçmenlerin sayısının azaltılmasını içeriyordu. AB ile İsviçre arasındaki ikili antlaşmalar; karşılıklı, ürün, hizmet, insan ve sermayenin serbest dolaşımını içermekte. İnisiyatifin kabul edilmesinden bu güne kadar yürütülen görüşmelerde AB, İsviçre’nin insan serbest dolaşımını kısıtlamaya olanak verebilecek yönünde hiç bir yumuşama göstermedi ve göstermesi de düşünülemez. Bu gerçeklik oylamadan önce de sürekli olarak vurgulandı. Brexit oylamasından sonra bu konuda anlaşmanın olabileceği yönünde bazı beklentiler olsa da, büyük bir mutabakatın sağlanacağını beklemek biraz hayalci bir yaklaşım olur. Ekonomisinin iyi gitmesi ve ihtiyaç duyduğu kalifiye elemanı, serbest dolaşım sayesinde karşılayan işveren de durumundan memnun ve kısıtlamadan yana değil.

 “Toplu Göçe Karşı” inisiyatifine karşı alternatif ne?

AB adı geçen İnisiyatifin ugulanmaya alınabilmesi için, İsviçre’ye karşı kozmetik ve göstermelik bir-iki değişikliği kabul edebilir. Örneğin işe alınmalarda ülkede bulunan işçilere öncelik verilmesi veya yabancı işçilerin yoğun olduğu Tessin gibi kantonlarda (sınır kantonu olmasından kaynaklanıyor) yabancılara kısmı bir sınır getirme durumu olabilir. Ya da bazı Avrupa yanlısı çevrelerin de istediği gibi; ikili anlaşmaların zemin bulması ve SVP’nin inisiyatinin bertaraf edilmesi amacı ile, ikili anlaşmalar için yeniden bir halk oylamasına gidilmesi yolu seçilebilir. Bunun için de kısaca adı “Rasa” olan “Raus aus der Sackgasse! Versicht auf die Wiedereinführung von Zuwanderungskontingenten” yeni bir inisiyatifin (Çıkmaz sokaktan çık! Göçmenlerin tekrar kontenjenla alınmasına hayır) imzası toplanmış ve Federal Hükümet’e verilmiş bulunuyor.

“Rasa” göçmenler için serbest dolaşımın devam etmesini ve göçmen işçilerin sayısının kontrol altında tutulması yönündeki kotalara karşı çıkıyor. Hükümet bu inisiyatif ile ilgili tavrını bu yılın sonbaharı ile 2017 ilkbaharı arasında açıklayacak. Tabii ki bu inisiyatifin halk oylamasında kabul edilmesi ile birlikte, SVP’nin initiyatifi bertaraf edilmiş ve işin en temiz yolu tutulmuş olunacak. Brexit’ten sonra, AB ile ikili anlaşmaların iptal edilmesi durumunda, çıkacak sonuçların ciddiyetinin herkes tarafından kavrandığı ve bu sebeple yeni bir halk oylamasının, ikili antlaşmalar lehinde sonuçlanacağı beklentisi yanlış bir beklenti değil.

Bu arada Hırvatların İsviçre’de de serbest dolaşımının imzadan geçip yürürlüğe girmesi gerekiyor. İsviçre, AB’nin, “Toplu Göçe Karşı” inisiyatifinin nispi de olsa, uygulanması konusunda hiçbir esneklik göstermemesinden dolayı, Hırvatların serbest dolaşımını imzalamayacağı yönünde bir blöfe kalkıştı. AB de, İsviçre’nin akademik araştırma projesi “Horizon 2020” den yararlanamayacağı yönde tavrını ortaya koydu. Bu anlaşmazlığı gidermek için, İsviçre biraz zaman dilenmek zorunda kaldı.

Her halükârda göçmenlik konusu AB’nin temel konularından biri. Brexit ile birlikte Britanya, AB’den ayrılma yolunu seçti. İsviçre, 2014’ten beri halk oylamasında kabul edilen göçmen sayısının düşülülmesi inisiyatifinden dolayı, AB ile çözüm aramakta. İşveren kesimi kısıtlamaya karşı olmasına karşın, son dönemlerde kapitalizmin neo-liberal teorisyenleri, ayrımcı ve kabul edilemez yeni düşünceler piyasaya sürüyorlar. (Göçmen sayısını düşürmek için, yeni gelen göçmenlerden ilk beş yılda ek bir verginin alınması gibi.)

Tüm bu gelişmeler, AB, vatandaşlarının serbest dolaşım hakkını süre içersinde kısıtlama yoluna gidip, şimdiye kadar ki olmazsa olmaz kıstasına bir darbe vurur mu? Bu kısıtlama, her şeyden önce ekonomisi zayıf ülke vatandaşlarına karşı bir girişim olacağı için, bu ülkeler böylesi bir girişime karşı direnip veto hakkını kullanacaklardır. Bu ülkelerin ağızlarına bir parmak bal çalınıp, insanların AB içersinde serbest dolaşımına bir darbe indirilir mi? Şimdilik hayır. Ama bu direnmenin ne zamana kadar süreceğini kestirmek zor.

Etiketler
devam etmek için tıklayın

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı