Bir Yoga Dersinden İzlenimler

845

Dr. med. Yasemin Schreiber-Pekin

Kadın Doǧum Uzmanı, Psikoterapist

y.schreiber@bluewin.ch

 

 

Aslında bu yazının bașlığı șiddetsizlik veya kendini sevmek olacaktı. Geçenlerde katıldığım yoga dersinin konusu buydu. Fakat, yaz tatili, sonbahar depresyonu, kıș uykusu, bahar yorgunluğu derken, uzun bir süreden sonra yogaya katıldıysanız, ders sırasında, șiddetsizlikten çok uzak düșünceleriniz de çıkıveriyor gün ıșığına. Fırsat bulmușken bunları da paylașalım.

Șiddetsizlik, yoga ilminde “ahimsa” diye adlandırılır. Felsefenin bașlıca prensibi, hiçbir canlıya fiziksel, ruhsal ya da duygusal olarak zarar vermemek, düșünceler, sözler ve hareketlerde șiddetten kaçınmak. Hiçbir canlı deyince, kendimizi de dahil etmemiz gerekiyor zarar verilmeyeceklere. Șiddetsizliğin ilk adımı kendini sevmek.

www.haberpodium.chGözlerimiz kapalı, bașparmaklarla orta parmaklar birbirine bitișik, eller dizde, oturuyoruz yoga matlarında. Becerebilenler lotus pozisyonunda, bacaklarını yeteri kadar kıvıramayanlar da, bağdaș kurma pozisyonunda, hocanın “ahimsa” konusuna yönelik öyküsünü dinlemeye bașlıyoruz;

Bir grup sporcu parașütle atlarlar. Yere sağ salim indikten sonra, herkes parașütünü katlar, iplerini, bantlarını kontrol eder, toplar, parașütü bir dahaki atlayıșa hazır hale getirir. Bu, çok dikkatle yapılması gereken bir iștir. Ufak bir hata, parașütün düzgün açılmayıp, parașütçünün yaralanmasına, hatta ölümüne neden olabilir. Derken bir kamyon gelir, tüm parașütleri yükleyip depoya götürür. O anda herkes, kendisi için değil, bir bașkasının ilerde kullanması için parașütü hazırlamıș olduğunu fark eder. Gruptakiler birbirlerine emanet etmișlerdir yașamlarını. “Bunu bașından bilseydim bașka türlü mü davranırdım ya da aynı özeni gösterir miydim?” diye sorar parașütçüler kendilerine.

Bu sorunun cevabı kolay aslında. Hayati önemi olan konularda, aynı özeni gösteririz, sen, ben diye ayırt etmeden. En azından, normal düșünen insanlar, sizin, benim gibiler böyle yapar. Gruptaki bütün parașütçülerin vicdanı rahattır.

Ben, parașüt katlama sınavını geçtiğim için kendimden memnun, tam uyușmaya bașlayan bacaklarımı açacakken, “Peki, șimdi de bașka bir durum düșünün. Parașütçülük gibi ölüm kalım meselesi olmayan, her günlük bir durum,” diye sözlerine devam ediyor yoga hocası. “Misafirler için yemek yapıyorsunuz. Özenle hazırladığınız leziz yemekleri, dekoratif tabaklarda, iștah açıcı düzenliyor, peçeteler, çiçekler, mumlarla süslüyorsunuz sofrayı. Saatlerce uğraștım ama, misafirlerim için değer tüm emeklerime, diye düșünüyorsunuz. Gerçekten de, keyifle, hep beraber tadı çıkarılıyor yemeklerin. Ertesi gün oluyor. Evde yalnızsınız. Dünkü șölen sofrasından yemek artıkları kalmıș. Masa süslemeyi bırakın, tabak kirletmeye bile deymez bir tek kendim için diyerek, tencere tava diplerinden kașıklayarak yiyiyorsunuz artanları.” Kısa bir sessizlikten sonra, “Ben hiç böyle bir șey yapmam diyenler șimdi dıșarı çıksın, onlara bu ders gerekmiyor,” diyor hocamız. Birkaç kıkırdama dıșında bir kıpırtı yok sınıfta, kimse kalkıp gitmiyor.

www.haberpodium.chBir az sonra yoga hareketlerine geçiyoruz. Hem kas gücü, hem de esneklik gerektiren pozisyonlar peșpeșe birbirini kovalamaya bașlıyor. Arada bir gözüm sağa sola kayıyor, bașkalarıyla karșılaștırıyorum kendimi ister istemez. Yoga yaptığımız yer, Zürich Üniversitesi’nin spor salonu. Ben zamanında burada okuduğum için, spor imkanlarından yararlanabiliyorum. İșin kötüsü, etraftakilerin hemen hepsi gencecik üniversite öğrencileri. Sanki, esnek bedenleriyle doğduklarından beri yoga yapıyorlar sanırsınız. Anlașılan bu ders zor olacak.

Kendine karșı merhamet göstermek zor bir sanat olabiliyor. Kendimizden bașka kimseye karșı söylemeyeceğimiz ne acımasız sözlerimiz, katı yürekli yargılarımız vardır bazan. İçinizdeki eleștiricinin sizi așağılamasına izin vermeyin. Kendini sevmek, yașam boyu sürecek bir așk hikayesinin bașlangıcıdır demiș Oscar Wilde. Yine bir bașka bilge kiși de, “Sen, dünyanın en tatlı, en lezzetli, en olgun șeftalisi olabilirsin ama, șeftali sevmeyen bir insanla karșılașırsın birgün,” demiș.

Budistlerin, “ikinci ok” diye tanımladığı bir olay var. Bir kișinin attığı bir ok gelip sizi vuruyor. Bir an önce iyileșmeye bakacağınıza, kafanızda olayı sürekli evirip çevirerek acınızı kat kat arttırıyor, yani ikinci oku da siz atıyorsunuz kendinize. Bir çocuk düșünün, saatlerce çalıșıp ezberlediği bir șiiri, heyecandan sınıf karșısında okuyamamıș, öğretmeninden azar ișitmiș, kırık not almıș. Ağlayarak eve gelen çocuk, aldığı notu gören babasından bir tokat yiyiyor. Çocuğunuza yapmayacağınız gibi, kendinize de tokatlar, oklar atmayın, özellikle yașam sizi zaten sınamıșsa.

Kendini sevmekle bencilliği karıștırmamak gerek. Ruh bilimine insancıl yaklașımlı psikoanalist ve filozof Erich Fromm, bencilliğin, kendini sevmenin tam tersi olduğunu söyler. “Bencil kişi kendini çok fazla değil, çok az sever. Kendisine bilinç dışı engeller koyarak, ulaşamadığıdoygunlukları öfkeyle, yaşamdan kopartıp almaya çabalar,” der.

www.haberpodium.ch

Bu arada, ben bu derin düșüncelere dalmıșken, bir taraftan da hep birlikte eğilip kalkıyor, az veya çok zarif hareketler yapıyoruz. Omurgalar suyu sıkılan çamașır gibi buruluyor, zorlanan kaslar ateș gibi yanmaya, titremeye bașlıyor. Derken, fazlaca iddialı bir pozisyon sırasında, bir katılımcı pat diye poposunun üstüne düșüveriyor. İlk șașkınlığı geçince gülmeye bașlıyor arkadaș. Hep birlikte gülüyoruz. Kendisiyle sabırlı olmak, yașamı öyle çok ciddiye almamak da kendini sevmenin bir yolu.

Dersin sonuna geldik. Ben haftaya yine gideceğim yogaya, çok iyi geldi. Sizi de beklerim.

 

www.praxis-schreiber.ch