Bir Metafor Olarak ‘İçimizdeki Çocuk’ Bize Ne Anlatıyor?

572

Mehmet Meral

lic. phil. Psychologe FSP

Systemischer Therapeut

mehmetmeral@gmx.ch 

 

 

İnsan çocukken büyümek ister, büyüdükten sonra da çocuk olmak ister. Ne tuhaf değil mi? Ya da çocuklar küçükken anne ve babalar onların hem fiziksel ihtiyaçlarını hem de duygusal ihtiyaçlarını gidermek için çabalarken, arada bir ‘keratalar büyüse de bizler de şöyle bir rahat etsek’ derler. Gel ki, çocuklar büyüdüğünde durum değişir ve ‘keşke büyümeselerdi keratalar. Baksana artık bizimle bir yere gelmiyor ve bizleri hiç arayıp sormuyorlar’ diye hayıflanırlar.

Dünya hali işte. İnsan asla içinde olduğu halden memnun değil nedense! Büyümek ve erişkin olmak sadece yılları geride bırakmak değil ve hayatta birçok şeyi halletmiş olmak hiç değil aslında. İnsanın olgunlaşmaya ihtiyacı vardır, olgunlaşmadan insan hayatı pek anlayamaz. Yunus bundan yedi yüz yıl evvel Risalesinde; ‘İnsanın yaşamındaki asli gayesi ruhunu olgunlaştırmaktır’ der.

İnsanın yapısındaki kişilik gelişiminin temeli çocuklukta atılır. Çocuklukta yaşanılanlar ileriki hayatımızda karşımıza bir şekli ile çıkar. Her yetişkin insanın içinde bir çocuk yatar. Kendine ait çocukluğunun hayalleri, kırılmaları ve tecrübeleri kişiliğin oluşmasında önemli rol oynar. Bu bilinç yapısının bir kısmı bilince çıkmış iken bir kısmı da bilinç altındadır. Bilinç altında kalanları içerde yatan çocuğun kendi deneyimlerinin toplamıdır. ‘İçimizdeki Çocuk’ bir metafor olarak kişiliğimizin bilinç altını oluşturur. Bu kısım daha çok duygularla yoğrulmuş ve duyguların taşıyıcısı olan kısmıdır: Korkular, kaygılar, öfkeler, hayal kırıklıkları, sevgi ya da şefkat ve diğer aklımıza gelebilecek bütün duyguların yeridir. Çocukluğun hem olumlu hem de olumsuz bıraktığı ve yaşadığı her şeydir. ‘Yetişkin-Ben’ daha çok rasyonel yani mantıklı olan yanımızdır. Düşüncelerimizin oluştuğu ve zihin denilen yapının oluştuğu yapının kendisidir ve taşıyıcısıdır. ‘Yetişkin-Ben’ hayatla ilgili planlar yapan, sorumluluk alan, neden-sonuç bağlantılarını muhakeme eden ve anlamaya çalışan kısımdır. ‘Yetişkin-Ben’ eylemini bilinçli yapan ve niyetin net olduğu katmandır. Terapilerde ‘Yetişkin-Ben’ dile gelirken farkına varmadan ‘içindeki çocuk’ dile gelir ve bilinç altının kapısı aralanır. Terapiler bilinç altına kapıların açılmasını ve onların anlaşılmasının sağlandığı görüşmelerdir.

www.haberpodium.ch. İsviçre gündemi, haberpodium, isvicre vatandasligi, isvicre haberleri

Hayatta ne dörtdörtlük bir ebeveyn var ne de dört dörtlük bir çocukluk vardır. Ve unutmayalım ki anne ve babalar ellerinden ne kadar geliyorsa sadece onu verebilirler. Onlar açısından hayat onların kendi içinde yetiştiği koşullarda nasıl şekillenmiş ise onlar da o şekilde düşünür, hisseder ve aktarırlar. Onların deneyimleri ve kazanımları belki bir sonraki neslin zamanını anlamaya yetmeyebilir ya da gelişen hayatın temposuna ayak uydurmakta zorlanabilirler. Mesele daha çok bilişsel yapılarının ya da zihinlerinin tutucu mu ya da ilerici mi olduğuyla ilgilidir. Bilişsel yapıları (kognitif) açık ve rahat olan yetişkinleri zamanı anlamakta ve zamana yetişmekte sıkıntı duymazlar.

Güven duygusunun önemi

Her insanın kendini güvende ve emniyette hissedeceği bir yere/mekâna ihtiyacı vardır. Her insan kendini rahat ve iyi hissedecek bir yaşantıya ve kendini gerçekleştirebilecek bir hayata gereksinimi var. Bunun olabileceği en iyi mekân insanın kendi büyüdüğü evidir ya da içinde yetiştiği modelidir. Büyüdüğü evde insan sevmiş ve sevilmiş ise, kabul ve değer görmüş ise aynı duygu durumunu ve yaşam halini her yere götürür. Çocukluğunda kabul görmüş, “adam” yerine konulmuş ve fikrine ve varlığına önem verilmiş bireyler olumlu duygularla hayata adımını atarlar ve yaşarlar. Donanımlı yetişkinlerin refakatçiliğinde sürdürülen hayat kişiye özgüven verir ve kişi kendinden emin bir şekilde etrafıyla etkileşim kurar. Özgüveni olan insanlar etrafındakilere de güven verir. Güven duygusu insan evladında doğuştan gelen ve beyinde olan temel bir duygudur, Almanca buna Urvertrauen (=temel güven) denilmektedir. Bu ‘temel güven’ duygusunu insan evladı ilk annesinde tanır ve yaşar. Bu güven duygusu sarsılırsa insan daha bebekken bu eksikliği giderecek tepkiler vermeye başlar. Sığınacak ve güvenecek birini arar yetiştiği model içinde. İçimizdeki çocuk daha bebek ve küçük yaşta iken sunulamamış ya da yarıda bırakılmış duygulara hasret kalmış ve bunların eksikliği ile yetişkin hayata geçerken, bilinç altına attığı bu duygularını ileriki yaşantısında beraber yaşayacağı insanlara yansıtır ve beklentileri genellikle giderilmemiş arzu ve isteklerin objesi haline getirdiği ötekinden gidermesini bekler ve ister. İşte eşler arasında yaşanılan en çok tartışmalar ya da uyumsuzluklarda bu çocukluk dönemlerine inmek oldukça faydalı bir yöntem olarak terapilerde izlenmektedir. İnsanın anlamın en temeli onun hikayesini can kulağı ile dinlemek ve anlamakla başlar.

Bilinç altı

Yetişkin dönemde bilinç düzeyinde her şeyi planlayan ve mantıklı düşünüp karar veren bir insan varken, içinde taşıdığı çocuk bu durumu bilinç altı haliyle etkiler, kişinin algılama, hissetme, düşünme ve davranışını oldukça etki altına alabilir. Hatta mantığımızın tahmininden daha güçlü bir şekilde etkiler. Birçok çiftin hayatında beraberliklerinde yaşadıkları çatışmaların zemininde her ikisinde bilinç altına attıkları duygularının kapışmaları vardır. O bitmeyen beklentiler, giderilemeyen arzuların objesi haline getirilmiş yetişkin karşıtınız çocukluğunuzda yaşatılmış olanların üstesinden gelemediği zaman kendinizi yarı yolda bırakılmış bir yolcu ya da ‘tamamlanmamış’ bir varlık gibi hissedebilirsiniz. Terapilerde terapistlerin etkileşim gücü dile gelen yetişkine kendisini anlamasında yol göstermesi ve refakat etmesidir.

İçinizdeki çocuğun sesine kulak verin

www.haberpodium.ch. İsviçre gündemi, haberpodium, isvicre vatandasligi, isvicre haberleri

Yetişkin yaşta insanlarla olan ilişkilerde içsel çatışmaların içerisinde boğuşurken kendini anlamakta zorlanabilir insan. Özellikle de hayatını paylaştığı insanlarla zaman zaman daralır ve terk etmek ister adeta. Birçok çatışmanın temelinde çocuklukta yarım kalmış ya da bırakılmış arzular ve gereksinimler yatmaktadır. Günlük hayatın içinde küçük şeylerle mutlu olamayan bir insan yaşama karşı duyduğu hevesini de kaybeder. Daha çok sevmeyi, daha çok önemsenmeyi, yetişkin hayatın getirdiği hüznü terk etmeyi, kendinize daha az eziyet etmenizi, biraz sakinleşerek yaşamınızdaki basit güzelliklere odaklanmanızı, sevip sevilmeyi, şefkati sunmayı ve almayı, içinizden geldiği yaşamanızı ve yaşamak istediğiniz hiçbir şeyi ertelememenizi ister ‘içimizdeki çocuk’. O çocuğun sesine kulak vermek ve onu hatırlayarak yaşamak bir farkındalıktır.

Çocukluğunuzun iyi geçmeyen yerlerine takılıp kalarak anı kurtaramayacağımıza göre, aydınlık tarafına bakarak anda olmak en doğru karardır. Kendini kandırmaca değildir bu önerilen, kişinin kendi edinimlerine odaklanarak yapabileceklerine ve becerilerine yönelmesi ona özgüven verir ve yaşamda daha cesaretli olmasını sağlar.