Beyin Unutsa Bile Beden Unutmuyor …

1589

Mehmet Meral

lic. phil. Psychologe FSP

Systemischer Therapeut

mehmetmeral@gmx.ch 

 

 

 

 

Yaşanılan travmaların insanlarda bıraktıkları olumsuz etkiler herkeste aynı olmuyor. Kimi insanlar daha dayanıklılık gösterirken, kimilerinde de kırılmış ruhlarının çektikleri ızdıraplar yıllarca sürebiliyor.

İnsan beyni unutmuyor, hele bir de yaşanılanlar çok derin acılarsa asla unutmuyor. Beyin unutsa bile beden unutmuyor.

Nöro-bilimciler, bedende unutmayan en önemli bölge olarak karın bölgesini tarif etmektedirler. Özelikle bazı olaylar karşısında, mesela korku, üzüntü gibi duygular neden karın bölgesinde bir tepki olarak kendini gösterir?

Bu yazıyı kaleme alırken nedense Bosnalı 16 yaşındaki İvo geldi aklıma. Hiç unutmuyorum; üniversite yıllarımda öğrenci olarak mülteci kampında çalışırken İvo, 1992 Bosna savaşından sığınmacı olarak Zürich’e gelen bu genç adam sürekli karnını tutuyordu. Sancıları o kadar çoktu ki, haftalarca kliniklerde tetkik kontroller yapıldı. Ancak hiçbir şey bulunamadı.

İkinci beyin sanki düşünüyor ve hissediyordu, hatırlıyor ve acı çekiyordu. İvo bu savaşta babasını ve annesini kaybetmişti. İki kardeşinden de haber alamamıştı.

“İkinci beyin” olarak karın bölgemiz

www.haberpodium.ch

1998 yılında ABD’nin Columbia Üniversitesin’de Michael Gerson adlı bir araştırmacı Gastoenteroloji alanında yaptığı bir çalışmasını “İkinci Beyin” adlı kitabında bağırsaklarda sinir hücrelerinin işleyişi üzerine biligileri kamoyu ile paylaştı. Bağırsaklarda beyinden sonra en çok sinir hücrelerinin olduğunu vurgulayan ve sayısının 200 milyon civarında olduğunu tespit eden araştırmacı, beyinden sonra iletişime geçen ikinci bölge olarak burayı gösterdi.  Gerson, bu kitabında insanın karın bölgesinde 100 milyar bakterinin bulunduğunu ve bunların beyin bölgesindeki hücrelere etki yaptığını, bunun da halk dilinde mesela “midem zil çalıyor” demesi ile doğrudan bağlantısı olduğunu da söylüyor. Aynı zamanda”İkinci beyin”in edebiyat ya da felsefe gibi konularda etkisiz olduğunu belirten Gerson, insanların neşe, üzüntü, stres gibi duygularında karın bölgesinin etkili olduğunu söylemektedir.

Eskiden beri hep düşünürdüm; neden batı toplumlarında sözkonusu mesele intihar olduğunda tercih edilen organ kafa iken, mesela kafaya bir kurşun sıkmak iken, doğu toplumlarında seçilen organ çoğunlukla bağırsaklardır? Japonların hara-kiri yapmaları gibi.

Mutlaka her iki organında insan bedeninde çok etkin bir yere sahip olması ile ilgilidir diye düşünüyorum. Sanki batı düşünen organ olarak kafayı tarif ederken, doğu hisseden organ olarak karın böşgesini tarif etmiş. Almanlarda bir söz vardır: “Aus dem Bauch heraus möchte ich sagen”. Yani “içimden (karın bölgesi olarak) gelen bir sesle şöyle demek isterim”… Karın, sezgiler ve hislerin bölgesi olarak tarif edilmiştir. Alman anatomist Leopold Auerbach 1876 yılında yaptığı bir çalışmada bağırsak bölgesindeki nöronlarda bahsetmiş, ama bunu ispatlayacak tezleri olmadığından bu nöronların kendi içinde işleyen bir beyin olduğunu söylemiştir. Bazı uzak doğu teknikleri olan Yoga ve Çigong gibi meditasyon çalışmalarında yine bakırsakların uyarıldığı gözlenmiştir.

Travmalarda bedenin dili

Evet, bazı acıları beyin unutsa bile beden unutmuyor. Bazı insanlarda yaşanılan acılar bedensel tepkiler olarak dışarı vuruluyor. Kimilerinde bir migren ağrısı, kimilerinde de gögüs kafesinde sürekli bir baskılanma duygusu. Ama birçoğunda bedensel tepki olarak mide ve bağırsak sıkıntıları olarak kendini göstermektedir.

Özellikle de işkence görmüş insanların bir kısmında, ileriki yıllarda kronik mide ve bağırsak sorunlarının gözlenmesi aslında yaşanılanların sonucunda olası bir durumdur. Travma sadece zihinde, davranışta ya da duygularda iz bırakmıyor, aynı zamanda bedensel bazı organlarda da kalıcı izler bırakarak kendini göstermektedir.

Nöropsikiyatri, beyin üzerine yağtığı incelemelerde sosyal hafızanın davranış ve duygularımız üzerine yaptığı etkileri incelerken, bazı bilgilerin silinebildiğini ve silinemeyen bazı bilgilerin özellikle bağırsaktaki hücrelere kaydedildiğini söylemektedir. Bir anlamda “ikinci bir beyin” işlevi gördüğü söylenebilir.

Bazı durumlarda zihnimiz tarafından bastırılmış ya da hatırlamakta zorlandığımız bilgiler bedenimiz tarafından hatırlanır. Bedenimizin verdiği tepkileri yakından inceleyerek travma esnasında ya da sonrasında farkında olduğumuz ya da olmadığımız birçok olaylar zinciri bilinçaltına kayıt edilir. İleriki zamanlarda sosyal hafıza dediğimiz bu kısma kaydedilmiş bilgiler bir şekliyle herkeste farklı bir şekilde kendini dışa vurur. Kimisinde depresif bozukluk, kimisinde panik atak, kimisinde kötü bir hafıza ya da bellek, kimisinde travma sonrası bozukluk, kimisinde de sürekli baş ağrısı ya da hazım sorunları olarak kendini açığa vurur.

www.haberpodium.ch

Bağırsaklar ve mide organları sosyal hafıza ile doğrudan tepkiler verebilir. Mesela işkence görmüş bir kişi her seferinde bunu hatırlatan bir durumla ilgili mide ve bağırsak fonksiyon bozuklukları yaşayabilir. Özellikle gideceği bir randevu öncesinde yaşadığı travmayı doğurdan ya da dolaylı hatırlatan bir mekân, bir koku ya da bir ses ile çağrıştırırsa, bu durumlarda da mide ve bağırsaklarda sancılar, kabızlık, ishal vb. bozukluklar olarak kendini gösterebilir. Randevu stres olarak yaşanılıyorsa, kaçınılmaz bir sonuç olarak bazı durumlarda mide ve bağırsak yerine kalp çaprıntısı, el, kol ve bacakların titreme, kan basıncında yükseliş veya düşüş olarak karşımıza çıkabilir. Bu şikayetler günlerce devam edebilir. Bu gibi durumlarda mutlaka hekim desteği almak gerekir. Yaşanılan durum psikosomatikbir tepkidir. Ruhsal sıkıntıların bedensel dışa vurumudur. Kimi vakalarda karşımıza panik ataklar olarak kendini gösterebilir. Kişi böyle durumlarda kalp krizi geçirdiğini, mide kanaması ya da felç geçirdiğini zannedebilir. Ama bunun altında yatan temel sebep kişinin yaşadığı olaylar yatmaktadır.

Geçmişte yaşanılan travmalar bazen unutlumuş gibi ya da geçmişte kalmış gibi görünse de, ruhsal dünyamızın merkezi olan sol frontal lobtaki hafızaya kayıt edilmiş bilgilerdir. Buradan hiç beklenmedik bir şekilde olaylar karışında ani bedensel tepkiler vererek, hastalıklarla uğraşan bir kişi olarak yaşarız. Böyle durumlarda genellikle somatik tetkiklerin yapılıp teşhis konulmasını isteriz. Somatik bir teşhis konulamadığında mesele artık ruhsaldır, pskiyatik ve psikolojik destek almak gerekir. Somatik tetkikler kişinin rahatlaması için önemlidir. Somatik hiçbir bulgunun olmaması biz psikolojik tedavi yapanların işini de kolaylaştırır. Böylece yaşanılan durumun ruhsal yorumunu yapmakta daha rahat davranırız.

İnsanlar genellikle yaşadıkları bedensel tepkilerin ruhsal yorumlarına karşı tepkilidirler, başlangıçta kabullenmezler. Ama yapılan görüşmelerde farkındalık kazananlar artık meselenin ruhsal boyutunun da olduğunu kabullenirler. Bu kabulleniş terapideki önemli bir engeli de ortadan kaldırır.

Sadece aklınıza değil, içinizdeki sese de kulak vermeniz dileğiyle.