www.haberpodium.ch

Aygül Pala ve Berfim Pala

 

İnsan nerede yaşarsa yaşasın, içinde bulunduğu toplumsal yapıya bir şekilde uyum sağlıyor. Bu uyum süreci çoğunlukla zorlu ve yorucu olabiliyorken, kişi kimi zaman psikolojik travmalar da yaşayabiliyor.

Hele de göçü ve göçmenlik duygusunu yaşamışsa… Bavulundan ve umutlarından başka birşeyi olmayan göçmen, gittiği yerde güçlü olmak zorundadır.

Göçmenlerin yaşadıkları bu zorlukları biraz olsun işlemek adına “ Bavulumda Umutlar“ isimli yeni bir bölüm oluşturduk. Bu bölümde, İsviçre’de yaşayan farklı kuşaktaki göçmenleri konu edineceğiz.

Daha çok aile ilişkileri çerçevesinde hazırlanacak olan bu dizinde, İsviçre’de yaşayan farklı kuşaklar arasındaki sosyo-kültürel ve eğitsel farkları irdeleyecek, burada doğan ve büyüyen kuşaklar üzerinden “İsviçre’ye ait olma“ konusunu ele alacağız.

Bu kapsamda ilk görüşmemizi Aygül Pala ve Berfim Pala ile yaptık.

Aygül Pala İsviçre’ye gelen ilk kuşağı, kızı Berfim Pala ise burada doğan, büyüyen, eğitim alan ikinci kuşağı temsil ediyor.

Kuşkusuz her iki kuşağın da sosyal, kültürel ve eğitimsel yönleriyle kendilerine özgü zorlukları bulunuyor. Ancak anne-kızın yaşadıkları,

zorluklara rağmen başarılı olunabileceğini anlatıyor bize.

Aygül Pala

www.haberpodium.ch

Aygül Pala 1989 yılının sonunda İsviçre’ye mülteci olarak geliyor. Buraya eşiyle birlikte gelen Aygül Pala o sıralar 19 yaşında ve kızı Berfim’e hamile…

Aygül Pala buraya ilk geldiği zamanlarda yaşadıklarını şöyle anlatıyor bize;

“Zor bir süreçti. Sıfırdan değil eksilerden başladık yaşama. Dil bilmemek bu süreci oldukça zorlaştırdı. Bir süre sonra oturumumuzu aldık.  1990’ın Mayıs ayında da Berfim doğdu.

Yaşadığımız köyde kendimi hep yabancı ve dışlanmış hissettim. Temizlik işçisi olarak çalışıyordum. İşe bebeğimle birlikte gidiyordum ve saat ücreti 12 frank alıyordum. Bu dönemde dilin önemini daha iyi anladım. Bir taraftan temizlik işi yaparken diğer taraftan da dil kursu yapıyordum. “

Ne yapmak istemiştiniz o dönem?

Türkiye’deyken iki sömestr üniveriste okumuştum. Üniversiteye burada da devam etmek, sosyal danışmanlık bölümü okumak istemiştim. Ancak bunun için dilimin daha iyi olması gerekiyordu. Başvurduğum kurumlar o dönem destek vermediler. Temizlik, restoran gibi alanlarda çalışmam gerektiğini söylediler hep. “Çocuğun var, başaramazsın, yapamazsın“ diyorlardı.

Siz ne yaptınız?

www.haberpodium.chSonraki zamanda, 8 ay boyunca bir kurumda gönüllü olarak çalışmaya başladım. Burada danışmanlık yapıyordum ve yavaş yavaş kendimi daha iyi hissetmeye başladım. Burada edindiğim deneyimler sonradan yaptığım işlerde çok etkili oldu. Bilgisayar kullanmayı ve İsviçre yasalarını öğrenmiş dilimi daha da geliştirmiştim. 8 ayın sonunda tercüman olarak çalışmaya başladım bu kez. 10 yıl kadar HEKS kurumu adına psikiyatri polikliniklerinde ve kadın hastanesinde tercümanlık yaptım. Kendi alanımda kurslar yapmaya devam ettim. İyi para kazanıyordum ama diğer taraftan iş yaşamında zorluklar da yaşadım. Çoğu zaman günde 12 saat çalışıyordum ve bu çalışma şekli ağır geliyordu bana. Çocuklarımı ihmal ettiğim zamanlar bile oluyordu. Bir süre ara vermek zorunda kaldım.

“Hedefime uzun sürmesine rağmen eriştim“

Daha sonra eş ve aile terapisi okuyup 2006’da mezun oldum.

2008’de yeniden okula başvurdum. Sosyal Danışmanlık okumak istiyordum. Okul kabul etti ama gerekli desteği bulamadım. www.haberpodium.chTüm gün çalışamıyordum da. Okul yaptıkça çevrenin sana bakış açısı değişiyor, iş olanakların, paylaşımların, deneyimlerin artıyor. Ben okumaya devam etmekte kararlıydım. Bu nedenle 2011’de okula başladım. O sıra 43 yaşındaydım. Bu yaştan sonra derslere ve okula konsantre olmak zordur ve bu beni korkuttu. Buna rağmen, geleceğim için yapmam gerektiğini düşündüm.  Aksi takdirde hep belirsiz bir durumda yaşayacaktım ve bu durum beni ve çocuklarımı olumsuz etkileyecekti. Bu dönemde staj parası alıyordum. Sağlık sigortası ve kira yardımı da. Birkaç ay sonra sosyal bir kurumda iş buldum ve ailelere sosyal-pedagojik destek vermeye başladım. Akşamları, hafta sonları ve bütün tatillerde çalışıyor, gündüzleri de hem okula gidip hem de stajımı yapıyordum. Sonunda 2014’ün Nisan ayında, FHNW Basel, Bachelor in sozialer Arbeit bölümünden mezun oldum.

Uzun sürmesine rağmen hedefime eriştim ve bundan dolayı çok mutluyum. Aksi takdirde bu içimde hep bir ukde olarak kalacaktı.

Şimdi ne yapıyorsunuz peki?

2015 yılında kendi işimi kurdum. Ailelere sosyal pedagoji desteği ve, danışmanlık hizmetleri sunuyorum.

Sizce buradaki göçmenlerin temel sorunu nedir?

www.haberpodium.chBana göre başta eğitim. Çocuk ve okul eğitimi en sorunlu konular. Bunun dışında; kültürel etkenler, beklentiler, evde var olan eğitim türü ile dışarıdaki arasındaki çatışmalar, dil eksikliği, sistemi tanımama gibi birçok etken sıralanabilir.

Bunca şeyden sonra kendinizi ne kadar buraya ait hissediyorsunuz?

Kendimi buraya tam olarak ait hissediyorum diyemem ama sevdiğim bir işi yapabilmem, sistemi tanımam, çocuklarımın burada kendilerini iyi hissetmeleri ve istedikleri dallarda meslek edinmeleri beni mutlu ediyor. Kendimi iyi hissediyorum.

Türkiye’ye dönüşü düşündünüz mü hiç?

Evet, 3-4 yıl önce Türkiye’ye dönmeyi düşündüm.Fakat yukarıda bahsettiğim gelişimden dolayı vazgeçtim.    

Berfim Pala

www.haberpodium.ch

Birinci kuşak zorlukları göğüsler de ikinci kuşak hep eksiklerle büyür. Okulda arkadaşları akıcı bir şekilde Almanca konuşurken, kimi zaman öğretmeniyle göz göze gelmekten, öğretmenin kendisine soru soracak olmasından çekinir.

Birinci nesil için üniversiteye gitmek, doktor, mühendis ya da öğretmen olmak hayal iken, ikinci nesil eksiklerine rağmen bu hedeflerine erişti. Tıpkı Berfim Pala gibi.

Peki artık kendini ifade etmekte zorluk çekmeyen bu ikinci nesil, kendini göçmenlik psikolojisinden ne derece kurtarabildi? Günümüzde İsviçrelilerin ikinci nesil göçmenler için kullandıkları “Secondos“ kavramına nasıl bakıyor bu kuşak? İki kültürle şekillenmek ne tür avantajlar sunuyor?

İkinci kuşak temsilcisi olan Berfim bu sorulara yanıt verirken, ilk olarak eğitimsel süreçte karşılaştığı zorlukları anlatıyor bize;

“Ortaokulu bitirdim ve liseye başlayacağım, ancak yarım puan nedeniyle beni liseye almadılar. Çok zor bir dönemdi bu. Eksiğimi tamamlamak için Fribourg’da yatılı bir okula gittim. Burası sadece kızlar içindi. Bu arada Fransızcamı geliştirme imkanım da oldu. Hafta sonları eve geliyordum. Bu süreçte, aldığım yardımlarla derslerimi düzelttim.”

Okulda kendini dışlanmış hissettiğin zamanlar oldu mu hiç?

Yaşadım diyebilirim. Göçmen kökenli birçok çocuk bu duyguyu yaşar. Ortaokulda öğretmenlerim liseye gitmemi istemiyorlardı. Bana yabancılık hissi yaşattılar kimi zaman. Bazı öğretmenler bu duyguyu lisede de verdi bana. Kimi zaman “Yanlış yerdesin“ diyorlardı bana.

Okul hayatında daha çok öğretmene bağlı herşey, o belirleyici oluyor. Burada öğretmenin yol göstermesi çok önemli. Öğretmenin çocuğa söylediği herhangi bir olumsuz söz hep çocuğun aklında kalıyor ve unutmuyor. Bunu ben de yaşadım. İngilizce öğretmenim bana hep “Sen başaramazsın” derdi. Bu sözü hala unutmam.  Ama beni destekleyen öğretmenler de karşıma çıktı ve bu bana zorluklarla mücadele etmemde ve başarıya ulaşmamda çok yardım etti. Bu dönemde ailemin, özellikle de annemin desteğini yadsıyamam.

Hala kızgın mısın?

Artık olan oldu ama yarım puanla liseye gitmeme engel olan öğretmen isteseydi verebilirdi o puanı. Sonunda okula girdim ama zaman kaybım oldu. Ama bu dönemde de çok şey öğrendim. O yüzden zaman kaybımı o kadar da olumsuz görmüyorum.  Sonra yeniden okula yazıldım. Ekonomi okumaya başladım. Daha sonra da bu bölümü bırakıp öğretmenlik okudum.

Neden vermedi o puanı sence?

Bana okula severek gelmediğimi söylemişti. Ama gerçek sebep bu muydu ya da göçmen olduğum için miydi onu bilemiyorum. Herşeye rağmen bu ülkede okumak için olanaklar var, onu anladım. Meslek olarak başlayıp üniversite okuyabilirsiniz. Zorluklara rağmen olabiliyor.

Şu anda ne yapıyorsun?

Şu an uluslararası bir okulda öğretmen olarak çalışıyorum. 12 ile 15 yaş arasındaki çocuklara Almanca ve ev ekonomisi dersleri veriyorum.

Bir öğretmen olarak İsviçre’deki okul sistemini nasıl değerlendiriyorsun peki? Nasıl olmalı sence?

Başka ülkelerle kıyaslarsak İsviçre’nin okul sistemi çok iyi. Benim sınıfımda 20 çocuk var. Sistem 20 değişik düşünen çocuğu bir arada tutuyor ve hepsinin tek tip, tek düşünce sahibi olmasını istiyor. Herkes kendine göre algılar anlayışından hareketle değişik düşüncelere yer verilmiyor pek.

Oysa çocuğun düşüncesine de önem verilmeli. Verdiğim bir kompozisyon ödevinde sadece benim fikrimi yazarsa sorun bence. Kendi fikrini de yazmalı çocuk. Tabii ki bunu belli bir mantığa dayandırabilmeli ve düşüncesini de savunabilmeli. Öğretmenlik normal bir büro işi değil. Bir çocuk haftada 40 saatini okulda geçiriyor. Sen yetiştiriyorsun, sen nasıl düşüneceği konusunda etkili oluyorsun. Çocuğun en küçük bir sorusunu bile dikkate almadığında ya da onunla dalga geçtiğinde bu onun başarı düzeyine hemen etki yapıyor.

Ortaokulda yarım puandan dolayı okulunun uzadığını söyledin. Senin not uygulaman nasıl peki?

Ben çocuklara karşı biraz daha toleranslıyım. Kendi okul dönemimde yaşadıklarım yol gösteriyor bana. İlişkilerim oldukça iyi çocuklarla.

İsviçre’deki okullarda, öğrencilere not verme ile ilgili bir denetim var mı?

Bu bir tek Matura sınavlarında var. Diğer okullarda da daha çok öğretmene bağlı. Bazı öğretmenler kriterlerini öğrencileri ile önceden  paylaşır. Böylece öğrenciler neye dikkat etmeleri gerektiğini bilirler.

www.haberpodium.chPeki haksızlığa uğradığını düşünen gençler bu konuda ne yapmalı?

Haklarını arasınlar. İsviçre’de bunu yapabilmeleri için birçok kurum var. Gidip sorsunlar. Göçmen kökenliler pek yapmıyor bunu.

 Ailelere önerilerin ne olur?

Aileler sürekli sorsunlar, sorgulasınlar. “En iyi öğretmen bilir“ diye düşünmemek gerekiyor.

“Entegrasyon“ söylemini nasıl değerlendiriyorsun?

Bana göre bütünleşme anlamına geliyor. Göçmenler ve İsviçreliler arasında tamamlayıcı bir ilişki olmalı. Her iki tarafında kendine has özellikleri var ve bunlar birleştirildiğinde güzel bir bütün oluşuyor. Hepimiz insanız, ihtiyaçlarımız, yeteneklerimiz çok farklı.

“Secondos“ kavramına nasıl bakıyorsun? Hala göçmen kökenli biri olduğunu hatırlatıyor mu sana?

İsviçre’de yaşayan ikinci kuşak anlamında kullanılıyor bu. Benim için her iki kültürü tanımak ve her iki kültürle de özdeşleşebilmek anlamına geliyor. Bunu bir avantaj olarak görüyorum. Birçok kişinin bunu ayırıcı bir kavram olarak görüyor olmasına rağmen…

Ya politika? Aynı zamanda politika ile de uğraşıyorsun.

Ailemden dolayı politika ile hep ilgiliydim ben. Bu nedenle SP’ye üye oldum ve iki seçim için adaylığımı koydum. Böyle bir deneyim edinmek ve seçim çalışmaları yapmak benim için oldukça ilginçti. Fakat eleştirel düşünen, sorgulayan, kendine güvenen insancıl öğrenciler yetiştirmek daha gerçekçi geliyor bana. Bu şekilde etrafımdaki dünyayı değiştirmeye az da olsa katkı sunabileceğimi düşünüyorum.

Son bir soru; Şu an kendini nerede görüyorsun? Kendini buraya ait hissediyor musun?

Üniversiteyi bitirdim, mastırıma başladım. Çok sevdigim bir işim var şu an. Bu toplumda kendi yerimi buldum. Buralıyım ben. Bu süreçte şunu öğrendim; birşeyi istersen yaparsın. Zorluklar engeller mutlaka her yerde vardır. Ancak doğru yere gittiğimize inanıyorum. Verdiğin mücadeleyle hakkını arayabiliyorsun. Daha önceleri kendimi yetersiz görürdüm ama şimdi onları avantaja dönüştürdüm. İsviçreli bir birey tek bir kültürü, ben ise iki kültürü tanıyorum. Burada ben daha avantajlıyım. Dünyaya farklı pencerelerden bakabiliyorum. Sistemi sürekli eleştirmek de işe yaramıyor tabi. Sistem kötü, şartlar kötü diyebiliriz sürekli ama bazı şeyleri değiştirmek için çaba da sarf etmek gerekiyor. Bu önemli bence, hep eleştirmek de olmaz.

Diğer yandan kendimizi İsviçrelilerin yerine de koyalım bir. Onlar için de zor bir durum. Tanımıyorlar ve bu korku yaratıyor. Onlar da haklı. Anlamaya çalışıyorlar daha. Bunu seçim döneminde insanlarla konuştuğumda daha iyi anladım. Kimi İsviçreliler de göçmenler için uğraşıyor, onlara yardım ediyor. Hayat siyah-beyaz değil, başka tonlar da var arada.