Bağımlılık

534

Dr.Phil. Özgür Tamcan

otamcan@gmail.com

 

 

Bir önceki yazımda alışkanlıkların nasıl oluştuğuna değinmiştim. Alışkanlıklar ister yaşamımızı kolaylaştıran ve renk katan, isterse de bize yük olup, yaşamımızı tehlikeye atan davranışlar olsun, onlar artık vazgeçemeyeceğiniz rutinler haline gelecektir.

Yeni alışkanlıkları yakalamanın formülü kolay, yapması zor olsa da yeni alışkanlıkları edinmek yoğun bir çabayla mümkündür. Peki ya başımızdan atmak, kurtulmak istediğimiz alışkanlıklar? Alkol, sigara, internet, oyun, kumar, kilolarımız, televizyon…

İstenmeyen alışkanlıklarda tamamen aynı mekanizma üzerinden gelişir; uyarıcı-davranış-ödül. Peki istediğimiz, hedeflediğimiz alışkanlıklarla, kurtulmak istediklerimiz arasındaki fark nedir ve onlardan kurtulmak nasıl mümkündür?

Yeni bir alışkanlığı kazanmaktan daha zoru eski ve istenmeyen bir alışkanlıktan kurtulmaktır. Çünkü bugün nörobilim sayesinde bilinmektedir ki, var olan davranışların silinmesi mümkün değildir. Beyinde bir silinme ancak Alzheimer veya beyin kanaması gibi hastalıklar sonucunda oluşacak ciddi bir dejenerasyon ile mümkündür.

Peki sonuçları ile sosyal, ekonomik ve psikolojik yaşamı yok edebilecek derecedeki alkol, uyuşturucu, kumar gibi alışkanlıklardan kurtulmanın yolu yok mudur?

Bu sorunun yanıtını gelmezden önce iki alışkanlık arasındaki farkı anlayalım.

Alışkanlıklar ve Bağımlılıklar

www.haberpodium.ch

Bir davranışın alışkanlık değil de artık bir bağımlılık haline geldiğinin belirtileri şunlardır;

Davranış üzerinde kontrol kaybı (kendi istemi dışında yapıyor olma hissi), ileri derecede istek (craving), uzun süre davranıştan vazgeçememe ve davranış yüzünden iş, sosyal ve aile hayatında zarar verici aksamalara rağmen davranışı devam ettirmede ısrarlı olma.

Bağımlılıkları anlama ve üstesinden gelmede görülen en büyük yanılgılardan biri, bağımlılıklardan kurtulmanın ‘istemekle’ olabileceğine olan inançtır. Diğeri ise alkol, kumar, uyuşturucu gibi bağımlılıkların ahlaki bir sorun olduğu ve bunun bağımlı kişinin karakteri ile ilgili olduğunun düşünülmesidir. Bu yüzden birçok bağımlı insan bu baskı ve beklentiyle, maddeye duyulan isteğin düşük olduğu anlarda, bu davranışı bir daha yapmayacaklarına dair yüzlerce kez tövbe ederler. Ama çok geçmeden bu tövbelerini bozup, aynı davranışı tekrarlarlar. Çünkü tövbe etmeleri iradi olsa da bağımlılık iradelerdışında işleyen beyinsel bir süreçtir.

Nasıl her türlü alışkanlık bilinç ya da irade dışına çıkıp otomatikleşiyorsa, bağımlıklar da aynı şekilde irademiz dışında harekete geçerler. Bağımlılık hastalıklarının tedavilerinin çok zor olmasının ve bu hastalıklardaki tedavi edilememezlikoranın yüksekliğinin nedeni de budur. Bu yüzden bağımlılıklardan vazgeçmek birçok kez sadece geçici bir süre için mümkündür. Bunlardan kurtulmanın asıl yolu, bağımlılığı tetikleyen uyarıcı durumlarına alternatif davranışlar geliştirmektir.

Bağımlılıkları tek bir yöne giden tren hattı olarak düşünebilirsiniz. Tren istasyonda durduğu sürece hiçbir sorun yoktur. Ama hareket ettiği an gideceği yol bellidir. Bu yüzden trenin başka bir yola girmesi ve başka bir hedefe ulaşması ancak ikinci bir ray hattının kurulması ile mümkün olacaktır. Diğer bir alegori ise çimenlik olabilir. Çimenlik üzerinde aynı istikamette ne kadar çok yürürseniz, üzerinde açılacak yol da o kadar belirgin olacaktır (bağımlılığın oluşması). Kullanmadıkça üzerinde yavaş yavaş yeni otlar yükselip yol kapanır gibi olur (bağımlılığı bırakmak). Kapandığını sandığımız yol üzerinde tekrar yüründüğü zaman çok çabuk eski halini bulacaktır (bağımlılığa geri dönme). Yeni alışkanlıkları ise bu çimenliğin üzerinde daha gidilmemiş, yeni açılacak bir yol olarak düşünebilirsiniz. Bu yeni yolu hangi sıklıkla kullandığınız, o yolun ne kadar güçlü ve belirgin olacağını belirleyecektir.

İnanç ve bağımlılık; Din, bağımlılıklardan kurtulmak için bir yol olabilir mi?

www.haberpodium.ch

Beyin yapısı ve onun çalışması hakkında tüm bu bilinenlere rağmen bağımlılıklardan kesin olarak kurtulmak dünyanın en zorlu işlerinden biri olmaya devam ediyor. Bağımlılıklardan kesin olarak kurtulmaya etken olan nedenler hakkında en önemli ipuçları ise adsız alkolikler üzerinde yapılan araştırmalarda ortaya çıkmıştır.

Adsız alkolikler1930’lu yıllarda kurulan, arkasında dini motiflerin olduğu, içki içmemeye yemin etmiş eski alkoliklerin kendi başlarına örgütlendikleri ve düzenli olarak buluşup birbirlerini destekledikleri bir sivil toplum yapılanmasıdır. Bu insanlar üzerinde yapılan çalışmalar insanların alkol bağımlılığı döneminden alkol kullanmadıkları döneme geçişlerinde özellikle dini inançlarında derin bir değişiklik yaşadıklarını gösteriyor. Bu insanlar alkolü bıraktıklarında aynı zamanda kendilerini dine verdiklerini ifade etmişlerdir. Bununla yaşamlarına ilahi bir güç katarak, onları hayatta tutan bir anlam yakaladıklarını belirtmişlerdir. Onları alkolden uzaklaştıran şeyin de bu inançları olduğunu söylerler. Diğer yandan böyle bir kendini dine vermeden uzak olan alkolikler ise gerçekten çok daha sıklıkla tekrar alkol bağımlılığına geri dönmüşlerdir.

Peki bu insanların dini bağ ile iç dünyalarında geliştirdikleri şey ne olabilir? Dini inancı, insanları zararlı alışkanlıklardan koruyan bir etken olarak görebilir miyiz?

Bu gözlemler doğru olsa da dini inanış ile bağımlılıklardan kurtulma arasında birebir ilişki kurmak doğru olmayacaktır. Buna rağmen alkol, kumar, uyuşturucu biçimi ne olursa olsun, bağımlılıklarından kurtulan insanların yaşamlarında benzer bir şeyler gördüğümüzü söyleyebiliriz; ister dini inanç, ister başka bir olay, bağımlılıktan kurtulan insanların yaşamlarında, deyim yerindeyse 180 derece bir dönüşe neden olur. Örneğin o güne kadar çalışmayıp sorumluluk sahibi olmayan insanlar, birdenbire evlenip aile kurup, çalışmaya başlarlar. Ya da dini bir cemaatin, bir hayır kurumunun etkin bir elemanıhaline gelebilirler. Aşırı derecede spor yapmaya ya da benzer yoğun aktivitelere sarılırlar.

www.haberpodium.chYeni yaşam biçiminin içeriği ister dini, ister sportif ne olursa olsun bu 180 derece dönüşlerdeki dikkati çeken ortak nokta ise, bu dönüşle birlikte eski sosyal ve fiziki çevreden kopup yeni bir dünyanın içine katılmalarıdır. Unutmayılım ki bağımlılıklar gibi her türlü alışkanlığın tetikleyicisi bilinç dışında bizim artık farkında olmadığımız uyarıcılardır. Bu insanlar dini inanç, evlilik, iş gibi nedenlerle çevrelerinin, yaşadıkları ortamın, günlük rutinlerinin değişmesi ile geçmişte onları bağımlılığa iten uyarıcılardan da otomatik olarak uzaklaşırlar.

İnsanları bağımlılıklarından kurtaran diğer bir etkenin ise dini bir inancın varlığından öte; ister aile, iş, sosyal sorumluluk, ister dini ya da politik bir cemaate katılım olsun, yaşamlarında sarılabilecekleri ve yaşamlarına anlam katan yüce/yüksek bir inancın ve değerin varlığıdır. Çünkü daha derinden baktığımızda madde, kumar ve benzeri bağımlılıkların arkasında insanın yalnızlık, değersizlik, terk edilmişlik gibi temel ve varoluşsal krizini, bağımlı olunan şeyin verdiği haz ile giderme çabası vardır. Onun üstesinden gelmek de yeni alışkanlıkların yanı sıra yaşamımıza pusula olacak, bizim için önemli olduğuna kanaat getirdiğimiz yeni bir değerler sistemini kurmakla daha fazla mümkün olacaktır.