AYIN FiLMLERi: Once Upon a time in Hollywood (Bir zamanlar Hollywood’da) – Maradona

148

Ayhan Demirden

Sinema Eleştirmeni

a.demirden@gmx.de

 

 

 

Once Upon a time in Hollywood– (Bir zamanlar Hollywood’da)

www.haberpodium.ch, isvicre gündemi, isvicre gündem, pusula isvicre, post gazetesi isvicre, isvicre haberleri, isvicre, www.haberpodium.ch, isvicre'de egitim

Tarantino’nun 9’uncu filmi, her zamanki gibi yine bir film fanatiğinin bakışı ile bu kez 68/69 yıllarındaki Hollywood’un durumunu, görünüşünü konu ediyor.

Bilindiği gibi bu yıllarda Amerika Vietnam ile savaş halindeydi. Amerikalı politikacılar çoktan kaybedilmiş bir savaşı durdurmayı göze alamıyor ve bu politikalar sonucu binlerce insan-asker hayatını kaybediyordu. Bu politikalara karşı barış hareketi günden güne büyüyor ve çiçek çocukları hippiler de bu savaşın anlamsızlığını anlatmaya çalışıyorlardı.

Charles Manson müzikçi olarak kariyer yapmak istiyor, bunda pek başarılı olamıyor ama diğer yandan patolojik psikolojik ruh bozukluğunun etkisiyle insanları büyüleyen söylevler vererek çevresinde bir hale oluşturarak onları etkilemeyi başarıyor ve akıl almaz eylemlere yöneltebiliyordu.

Rosemarry’s Baybie filmini henüz bitirmiş yönetmen Roman Polanski ve eşi Sharon Tate (Margot Robbie) harika saçlarını rüzgâra bırakmış bir üstü açık araba ile malikanelerine doğru yol alıyorlar. Çok mutlular. Bol güneşli Los Angeles’in tepelerindeki evlerinin komşusu Rick Dalton (Leonardo DiCaprio) ise onlar kadar şanslı değil artık. Bounty Law adlı seri sona ermiş, Hollywood’un ucuz yapımlarında kötü adam rollerini üstlenmeye başlamış olan Rick bu mutlu çifte imrenerek bakıyor aynı anda komşu olması sebebiyle belki yeni bir şansı olabileceğini arkadaşı, hizmetlisi, dublorü Cliff  Booth’a(Brad Pitt) anlatıyor.

Charles Manson çetesinin gerçekte ünlü film yıldızı Sharon Tate ve dört arkadaşını öldürdüğünü ve bu sırada Sharon Tate’in 8,5 aylık hamile olduğunu bilen herkes heyecanla, kalp çarpıntılarıyla zaten konunun eninde sonunda oraya geleceğini bekleyenleri Tarantino yaklaşık 2 saatten fazla germeyi başarıyor ve bu arada o zamanki Hollywood’u, Los Angeles’i büyük bir özenle bize gösteriyor.

Hani her çocuk kaybettiği bir oyundan sonra, oyun sırasındaki hamlelerden birinin değişmesi, değiştirmesi ile oyunun galibi olacağı üzerine hayal kurması gibi, Tarantino da hayal fabrikası Hollywood’un belki de ciddiye alınabilecek son yönetmeni sıfatıyla bu alternatif gerçekleri büyük bir zevkle buna uygun estetikle sunmasını sahnelemesini, dile getirmesini her zaman bilmiş bir yönetmen.

Diğer filmlerinde harika işleyen bu metot maalesef bu kez o kadar rahat işlemiyor. Bunun çeşitli nedenleri var, şöyle diyelim; Manson çetesi olayları Amerika dışında pek bilinmiyor bundan dolayı seyircinin Sharon Tate ile identifikasyonu sekteye uğradığından intikam duyguları ve absürtlüğe kadar giden şiddet yerini bulamıyor. İkinci olarak daha önce absürt şiddet gösterimi politik olarak ezilen taraftan geldiği için (Kill Bill’de  erkeklere karşı kadın, Inglourious Basterd’ta Nazilere karşı Yahudiler vs.) kabullenmesi mümkün olabiliyordu, ancak bu kez bütün hippi hareketi barışçıl mücadeleleri ile tanınırken kendini hippilere benzeten Manson ve çetesi bir gecede bütün hippi hareketinin masumiyetini yitirmesine neden olduğunu ve aslında bu insanlarında kaybedenlerden olduğu bilindiğinden, bu kez olanlar boğazımızda kılçık gibi takılıyor.

Diğer bir neden; filmin Me Too hareketi zamanında gerçekleştiğini biliyoruz. Filmde Cliff Booth (Pitt) Manson çetesinden genç bir kızı çetenin yaşadığı çiftliğe götürdüğü sahnede genç kız Cliff’in aklını çelmeye çalışıyor. Gerçi Cliff tuzağa düşmüyor ve kızın yaşını sorarak düzgün davranmasını biliyor ama bu akıl çelme gösterisi bile ağzımızda kekre bir tat bırakıyor. Zira bundan önceki bütün filmlerinin yapımcılığını Weinstein üstlenmişti, yani Me Too hareketinin doğmasına neden olan yapımcı.

Harika bir kamera, mükemmel bir sanat yönetimi, dekor ve kostüm ve birinci sınıf oyunculukla bezeli bu film Tarantino’nun yavaşça yorulduğunun izlerini taşıyor. 10 film çekeceğini sıklıkla dile getiren yönetmen 9’uncu filminde bütün beklentilerimizi karşılamasa da bir Tarantino filmi her zaman izlenmeyi hak ediyor.

 

Maradona

www.haberpodium.ch, isvicre gündemi, isvicre gündem, pusula isvicre, post gazetesi isvicre, isvicre haberleri, isvicre, www.haberpodium.ch, isvicre'de egitim

Asaf Kapadia, ünlü genial kişilere yönelik üçlemesini Maradona ile tamamlıyor.

Daha önce oto yarışçısı Sena ve Amy Winehouse üzerine çektiği dokümanterler ile tanınan yönetmen bu kez Arjantinli Maradona’yı büyüteç altına yatırıyor.

Diego Armando Maradona Arjantin’den İtalya’ya transfer olduğunda, büyük kulüpler olan Juventua Turin ya da Milano’yu değil, ortalarda dolaşan Napoli kulübünü seçiyor.

İki sezon sonra Avrupa FİFA kupasının kazanılmasını neredeyse tek başına sağlayan, müthiş çalımları ve oyun zekasıyla haklı bir şöhrete ulaşan Maradona, neredeyse kutsal bir kişiliğe 1986 yılında dünya kupasında çeyrek final maçında İngiltere’ye karşı oynadıkları maçla ulaşıyor. Bu maçta attığı golde elini karıştırdığı iddialarına karşı söylediği unutulmaz replik dünya spor literatürüne geçiyor; “O benim değil Tanrı’nın eliydi.“

Çok fakir bir çevrede büyüyen Maradona, ünü arttıkça ezilenlerden yana olan tavrını hiç değiştirmiyor. Küba’ya karşı propagandanın alıp başını gittiği dönemde Che Guevera’lı dövmesiyle poz veriyor ya da Küba’yı ziyaret ediyor. Ancak bu kadar ünlü olmanın bedelleri de oluyor tabi. Örneğin Napoli’de oynarken hamile bıraktığı bir kadından olan çocuğunu kabul etmeye yanaşmazken, 2018 yılında tribünlerde Arjantin maçı sırasında yaptıkları ile de daha önceki Maradona anılarımızı zedeliyor.

Rejisör Asaf Kapadia’nın çok büyük emeklerle, 500 saatlik bir materyal tarayıp düzenleyerek; belli bir ayar ve ahenk içinde oluşturduğu ve ayrıca arka bilgilendirmeler için onu tanıyanlardan, arkadaşlarından aldığı çekimler ile bize tam bir Maradona portresi sunuyor.

Bu unutulmaz genial kişiliğe perdelerini açan sinemada, kendisini asla yalnız bırakmayın ve bu fırsatı kaçırmayın.