Ayhan Demirden

Ayın filmleri: Menashe ve Anna Karenina Vronsky’s Story

Ayhan Demirden-www.haberpodium.ch

Ayhan Demirden

Sinema Eleştirmeni

[email protected]

 

 

Menashe

isvicre gündemi, www.haberpodium.ch

Rejisör Joshua Weinstein’ın ilk filmi olan Menashe New York’ta yaşayan Ortodoks Yahudilerin yaşamına içten bir bakışı olanaklı kılıyor. Bu o kadar kolay da birşey değil. Zira, Khassidi tarikatına bağlı olan Yahudiler modern iletişim araçlarını kullanmıyorlar. Televizyon vs. yok hükmünde yani.

Çekimlerde çok zorlanan Weinstein, örneğin bir süpermarket sahnesini çekebilmek için 4 ayrı markette çekim yapmak zorunda kaldığını, çünkü bütün marketlerin sadece kısa sürelerle çekim yapmasına müsade ettiklerini anlatıyor.

Menashe Lustig bu tarikattan olan biri. Eşini kaybettikten sonra oğlunu kaynına vermek zorunda kalıyor. Tarikatın itikadına göre; küçük bir çocuk ancak ebeveynin olduğu bir evde büyüyebilir. Bundan dolayı evlenmesi için Menashe’e bekar kadınlar bulunuyor ama zaten daha önceki zoraki evlilikten sıtkı sıyrılmış olan kahramanımız işi yokuşa sürüyor.

Oğlunu haftada bir alma hakkı var, Oğlu tabii ki tarikatın bütün etkilerini üzerinde taşıyor ve babasına soruyor: “Baba sen niye diğerleri gibi yüksek şapka ve ceket giymiyorsun?“

Menashe kesinlikle tarikata başkaldırmış biri filan değil. Sadece bütün kuralları uygulayamayan, biraz sersek biraz da beceriksiz biri. Patronu yerleri iyi temizlemediği için ona fırça atıyor. Kazancı da yetersiz ama büyük istemleri de yok zaten. Tek istediği oğluna tek başına bakabilmek. Bu konuda da pek yeterli olduğu söylenemez. Sabah kahvaltısı olarak pasta ve kola veriyor oğluna örneğin.

Bu filmi bu kadar önemli kılan, bu tarikatın dünyanın en modern kentinin ortasında yaklaşık 200 yıl öncesinin kuralları ile paralel bir hayatı oluşturmuş olmaları ve hiç üstten bakmayan bir biçimde, bu varoluş biçimini yargılamadan bireyin sorunlarının sergileniyor olması. Bize hem içten bir bakışı sağlayıp hem de ideolojik yapıların bireyin hayatını belirlemede ne kadar etkili olduğunu çok güzel resimlerle anlatmayı beceren Joshua Weinstein, sıklıkla teleobjektif kullanıyor. Bu da bize olaya yakından bakarken fiziki olarak da mesafemizi korumamızı sağlıyor.

Ben sıklıkla Takva filmini ve sevgili dostum büyük oyuncu Erkan Can’ı hatırladım bu filmle. Menashe Lustig de rolünü çok iyi oynuyor burada. Almanca bilenler, aynı zamanda jiddish’in Almanca’ya ne kadar yakın olduğunu da keşfedecekler. Kaçırmayın!

 

Anna Karenina Vronsky’s Story

isvicre gündemi, www.haberpodium.ch

Ünlü Rus Yönetmen Karen Schachnasarow, Leo Tolstoy’un Anna Karenina romanını filmleştirirken hikayeyi Vronski’nin perspektifinden anlatmayı seçmiş.

Öykü, Mançurya’da Japonlarla savaşan bir Rus birliğinin bir köyde seyyar hastahane kurmasıyla başlıyor. Burada cerrah olarak çalışan Sergey uyarılıyor: “İçeride yaralı olan önemli bir şahıs var; Kont Aleksey Kiriloviç Vronski.“ Birbirlerinin ismini duyan Sergey Karenin ve Vronski ilk buluşmalarında:

– Siz Anna’nın oğlusunuz değil mi?

– Evet, onun oğluyum.

– Beni pek sevmiyorsunuz herhalde?

– Pek sayılmaz.

– Açıkça söylemem gerekirse, bir zamanlar sizi öldürmeye niyetlenmiştim. Hatta bir revolver bile satın aldım.

– Benden ne istiyorsunuz?

– Annemin niçin kendini öldürdüğünü anlamak istiyorum…

Ve Vronski anlatmaya başlıyor. Aşklarının başlangıcını ve sonrasını…

Anna Karenina, Tolstoy’un aristokratların yaşamlarını ve ahlaklarını en ince ayrıntısına kadar anlattığı, bu konuda şimdiye değin yazılmış en iyi roman. Nabokow şöyle demişti: “Eğer Turgenyew okuyorsanız Turgenyew okuduğunuzu bilirsiniz. Eğer Tolstoy okuyorsanız, okursunuz çünkü okumayı bırakamazsınız.“

Anna Karenina şimdiye kadar 60 kez filme çekilmiş.

Kısaca özetlemek gerekirse; evli ve bir oğlu olan Anna Karenina ve subay Vronski birbirlerine deli gibi aşık olurlar. Bunu farkeden Anna’nın kocası boşanmayı kabul etmeyerek sanki hiç birşey olmamış gibi hayatlarına devam etmeyi ve dışarıya karşı böyle bir resim vermeyi tercih edince zavallı Anna Karenina’nın sonu hazırlanmış olur.

Film, o dönemi yansıtan çok güzel mekanlarda çekilmiş. Ancak rejisör, sanırım mekanların albenisine kendisini fazla kaptırdığından olacak, oyunculuklarla pek fazla ilgilenmemiş. Örneğin birbirlerine aşık oldukları sahneler hiçbir şekilde inandırıcı olamıyor.  Anna’nın kendini yediği, çeliştiği sahneler de öyle. Belki cast problemi ya da birbirlerine çekici gelmeyen oyunculuk sorun. Bunun dışında Mançuray’daki çinli gencin üzerinden betimlemelere çalışmalar filan çok gereksiz gibi.

Filmde, hislerin yoğunluğunun pek yansıtılamadığı, daha çok epizodik bir yapının tercih edildiğini söyleyebiliriz. Edebiyat uyarlamalarına ilgisi olan okurlarımızın dikkatine.

Etiketler
devam etmek için tıklayın

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı