AYIN FiLMLERi: Mackie Messer (Üç Kuruşluk Opera) ve Shoplifters (Arakçılar- Bir aile meselesi)

287

Ayhan Demirden

Sinema Eleştirmeni

a.demirden@gmx.de

 

 

 

Mackie Messer – Üç Kuruşluk Opera

www.haberpodium.ch

Rejisör Joachim A. Lang bir Bertolt Brecht uzmanı. Üç Kuruşluk Opera’nın ilk kez filme çekilmesi sırasında Brecht, Produktör ile anlaşamamış ama daha önce imzaladığı mukavele dolayısıyla filmin Produktörün istediği şekilde çekilmesine de engel olamamıştı. Uzun süren mahkeme sürecinde Lang doktora çalışması yapmıştı. Lang, Brecht üzerine dokümanter film çekmiş ve Augsburger Brecht Günlerinin de organizatörü olarak görev almıştı.

Üç Kuruşluk Opera’yı Brecht’in hayal ettiği gibi çekmeyi hedefleyen Lang, Alman sinemasının ünlü aktörü Lars Eidingeri Brecht’i oynamakla görevlendirmiş. Kesinlikle doğru bir seçim olduğunu söyleyebiliriz, çünkü Eidinger gibi enerjik ve seksi bir aktör tarafından canlandırılmak Brecht’in de kesinlikle çok hoşuna giderdi. Lang, ama fazla ambisyon dolayısıyla Brecht’in bütün repliklerini onun hayattayken yaptığı röportajlardan yazılardan oluşturunca sürekli son derece düzenli parlak keskin cümleler söylemek zorunda kalıyor. Maalesef Lars Eidinger çok iyi bir oyuncu olduğundan bunu karaktere yediriyor. Ancak Brecht sonuç olarak yazı diliyle konuşan, can sıkıcı bir tipe dönüşüyor. Herhalde öyle olsaydı Brecht’e hiçbir kadın yanaşmazdı. Oysa biliyoruz ki Brecht, sevgilileri ve kadınları ile de nam yapmış biri.

Film içinde film formuyla bir yandan Üç Kuruşluk Opera’nın tiyatroda sahnelenmesi, Brecht’in Produktörlerle savaşımını izlerken Yabancılaştırma Effekti için de bir alan yaratılmış oluyor.

Çete lideri Mackie Macheat rolünde Tobias Moretti biraz fazla burjuvavari oynasa da – ki bu Brecht’in istemiydi- sevgilisi Penny rolünde Hannah Herzsprung parlıyor. Peachum rolünü Joachim Kroll her zamanki gibi muntazam oynuyor. Kurt Weill’i Robert Stadlober üstlenmiş. Müzikler biraz modern hale getirilmiş. Bazı eleştirmenler öteden beri müzik parçalarının istenilenden daha alımlı ve çekici olduğundan epik tiyatronun yapısına uymadığından söz ediyorlar. Oyuncular oyununu bırakıp rampaya doğru yürüdüklerinde ve şarkılarını söylemeye başladıklarında seyirciler büyük bir istekle şarkılara katılıyorlar. Brecht seyircilerin kendilerinden geçmelerini hiç istemediğini defalarca dile getirmiş, doğru değerlendirme ve yargılamaların ekstase sırasında olamayacağını vurgulamıştı.

Dünyanın en tanınan Alman oyunu olan Üç Kuruşluk Opera her zaman seyretmeye değer. Oyun bu kez de uzun zamandır çekilmeyen film versiyonu ile karşımızda. Brecht fanları zaten kaçırmayacaktır ama Brecht’i ve epik tiyatroyu merak edenlere de bu filmi şiddetle tavsiye ederim.

 

 Shoplifters – Arakçılar- Bir aile meselesi

www.haberpodium.ch

Önce orta yaşlı bir adam -Osamu (Lily Frank) el işaretleri, akabinde 12- 13 yaşlarında bir çocuğun Shota (Jyo Kari) el çabukluğuyla bir şeyleri çabucak çantasına atıp süpermarketi hızla terk edişi…

Birgün işten dönerken küçük bir kızın -Yuri (Miyu Sasaki)- balkonda ağladığını ve soğuktan neredeyse donmak üzere olduğunu görünce onu da alıp eve dönerler. Evde büyükanne Hatsue (Kirin Kiki) ve eşi Noboyu ((Sakura Ando) tarafından el bebek gül bebek doyurulan ısıtılan Yuri’yi tekrar evine geri götürdüklerinde içeriye girmeden Yuri’nin ailesinin kavgasına kulak misafiri olurlar. Yuri sevilmeyen ve istenmeyen bir çocuktur. Tabii ki Yuri’yi bu sevgisiz ortama bırakmayıp, küçük herkesin neredeyse üst üste yaşadığı evlerine  geri dönerler.

Rejisör Hirokazu Koreeada bizi yine bir aile ile sınıyor. Daha önceki filmleriyle de Cannes’da çeşitli ödüllere layık görülen Koreeada bu kez büyük ödülü Altın Palmiye’yi sonuna kadar hak ederek kazanmasını biliyor. Küçücük mekânda büyük dramları şahane resimlerle bize sunuyor. Çok kolay melodrama dönüşme tehlikesi taşıyan öyküsünü zarif bir anlatımla usulca, sakin akan bir ırmak gibi kalplerimize mühürlüyor.

Osamu inşaatlarda, eşi ise büyük bir çamaşırhanede çalışmasına rağmen, kazandıkları geçinmelerine yetmeyen bir aile. Açıklarını ufak tefek aşırmalarla kapatmaya çalışmaktadırlar. Yani Japon toplumunun dışına bir şekilde ilişmiş zor hayatlarından fazla şikayetçi gibi görünmezler. Hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Rejisör bizi sonunda “biyolojik bir aile mi, yoksa seçilmiş bir aile mi?“ sorusunun yanında “Acaba aile denilen bu yapı gerçekten nasıl bir konstrüksiyon?“ “Yoksa olmasa mı?“ felsefi önermelerini de tartışmaya sunuyor.

Sonunda Yuri televizyon spotları aracılığı ile aranmaya başlar. Fidye için kaçırmadıklarını, aslında kızı anne ve babasının sevgisizliğinden koruduklarını anlatmaya çabalasalar da, duymayan kulaklara, çarpmayan kalplere karşı hiçbir şansları yoktur. Psikolog Yuri’den resim yapmasını ister. Kızın kötü muameleye tabi kaldığından emindir. Yuri, Osamu ve ailesiyle birlikte gittikleri sahili çizer. Orada ve o zamanda çok mutludur.