AYIN FiLMLERi; La Belle Epoque (En Güzel Zaman) ve Lighthouse (Deniz Feneri)

169

Ayhan Demirden

Sinema Eleştirmeni

a.demirden@gmx.de

 

 

La Belle Epoque (En Güzel Zaman)

türkiye'den_avrupa'ya-gelen_siginmacilar_haberpodium

Çizgi roman çizeri Victor (Daniel Auteeuil) artık yaşlanmış ve etrafındaki her şeyi sadece eleştiren ortamın modunu yerlerde sürükleyen, artık kimsenin dırdırına ve söylediklerine ehemmiyet vermeyen biri haline gelmiştir. Sonunda karısı (Marianne: Fanny Ardant)  onu kapının önüne koyarken, o ise zamanı geçmiş kırgın biri olarak, bir zamandır karısını en yakın arkadaşı ile aldattığı kadının evine sığınır.

Kimsenin başına gelenleri hak etmediğini düşünmediği, bu kırık kalpli adama oğlu dayanamaz ve ona hayatının en güzel zamanına yolculuk fırsatı veren bir hediye verir. Okuldan arkadaşı zenginler için onların istediği çağda ve onların istediği özelliklerde gösteri organizeleri düzenlemektedir. Büyük film firmalarının yardımıyla şaşaalı kostümlerle, dekorlarla gerçekleştirilen bu organizeler artık büyük bir iş kolu olmaya doğru yol almıştır. Karısı ile ile karşılaşmaları devrini tekrar yaşamak isteyen Victor, genç tiyatrocuyu (Margot:Doria Tillier) karısının gençliği rolünde görünce -biz de kendisine aşık olduk-, gerçek ve sanal dünya arasında bocalamaya başlar.

Nicolas Bedos’in ikinci filmi olan bu çalışma ilk gösterimini Cannes Film Festivali’nde yapmıştı. Bu film bana, David Fincher’in 1997 yapımı olan ve Michael Douglas’ın da oynadığı “The Game“ adlı filmi hatırlattı. Sanırım Douglas’ın oynadığı en iyi filmdi bu.

Birinci sınıf oyuncularla bezeli “La belle Epoque“; güzel zamanlarımızın geçici olabileceğini, anların bu tatsız sakızı çiğnerken ikide bir tatlı hoş kokulu ilk lezzeti tekrar bulma umudunu verdiğini bilerek, nalet bir ihtiyara dönüşmekten kendimizi ancak bu güzellikleri devam ettirme enerjisini bularak koruyabileceğimizi vurguluyor.

Türkiye sinemasında sözde komediden geçilmiyor bu sıralar. Umarım onlar da bu filmi izleyip biraz kendilerine gelirler.

Noel dönemi için çok severek önerdiğim bu filme mutlaka gidin derim. Havalar soğuk ama, sizi sımsıcak bir sinema ve çok güzel bir komedi bekliyor.

Lighthouse – Deniz Feneri

türkiye'den_avrupa'ya-gelen_siginmacilar_haberpodium

Bazı söylenceler gerçekleşip hayatımız olur. Ephraim Winslaw (Robert Pattinson) orman işçiliğinden çok kısa bir eğitim sonunda küçücük bir adaya, kayalığa deniz fenerinde çalışmak üzere gönderilir. Görev emri gereği nöbetleşe deniz fenerini işletecekleri Thomas Wake (Willem Dafoe) ise eski bir denizci, eski bir kaptan olarak hiç de aynı fikirde değildir. Ephraime fenerin üstüne çıkmayı yasaklar. Bir tanrı, bir Zeus gibi o üsttedir. Ephraime’e ise sadece Prometheus olmak düşer. Bu küçücük adada; dalgaların kayaları dövdüğü, sürekli çalan sis sirenlerinin, kapalı tehdit dolu bir göğün tekinsiz bir atmosferine hapsolmuş bu iki erkek, sanki fallik sembol fenere sahip olunca tüm istemlerinin gerçekleşebileceği yanılgısı ile meşgul iken, diğer taraftan deniz kızları aracılığıyla dişil bir tehdit onların bu varlığını sürekli sorgulamaktadır.

Yönetmen Robert Eggers, ilk filmi The Witch ile korku filmleri içinde apayrı yapısıyla dikkatleri üzerinde toplamış, film ekonomik olarak ta başarılı olmuştu. Kardeşi Max Eggers ile birlikte senaryosunu yazdığı bu ikinci filminde en baştan ciddiye almamız gereken şey, bir yönetmenle karşı karşıya olduğumuzu anlamamız. Siyah-beyaz filme alınan öykü sadece rengiyle değil formatıyla da ayrı bir yerde duruyor. Neredeyse kareye yakın formatıyla bir sıkışıklık yaratmayı başaran yönetmen; seyircinin bu dar alanda kendini de rahatsız hissetmesini sağladığı gibi, onları yolculuğun içine katıp her an gerçekleşebilecek bir uğursuzluğun neredeyse fiziksel esiri yapıyor.

Estetiğiyle eski sürrealist filmleri anımsatan ve bunu günümüze aktaran Eggers, sizi filmin sonuna kadar nefessiz seyredeceğiniz kimi kısa rahatlama anlarının ardından, temponun ve tekinsizliğin bir üst düzeye çıkarılan temposu ve yoğunluğuyla bir sinemasal visüel vurguna tabii tutuyor.

Robert Pattinson ve Willem Dafoe’nin harika bir oyunculuk ile; erkeklik fanusunun içinde kıstırılmış tüm sarhoşlukları, ele geçirip hükmetme istekleri, yok etme ve kirletme dürtüleri, tükürükleri, spermaları, osurukları ve çaresizlikleri sergilediği bu sıra dışı eserin tüylerinizi diken diken etmesine izin verin ve bu sinemasal deneyimi kaçırmayın.