AYIN FiLMLERi- Female Pleasure (Kadınların Zevki) ve Girl (Kız)

75

Ayhan Demirden

Sinema Eleştirmeni

a.demirden@gmx.de

 

 

 

 

Female Pleasure (Kadınların Zevki)

www.haberpodium.ch

Bu ay izleyicilerimize-okurlarımıza iki kadın filmi öneriyorum. Özellikle Türkiye’de yoğunlaşan kadın düşmanı politikalara ve şiddete karşı küçük bir nefes olması dileğimizle sorunun sadece Türkiye’de değil, neredeyse her yerde değişik biçimlerde ortaya çıktığına yönelik en aktüel katkı rejisör Barbara Miller’den geliyor.

Female Pleasure beş kadının mücadelesine yoğunlaşıyor. Topluma ve dinsel arkaik-patriarkal yapılanmalara karşı beş kıtadan beş cesur, zeki ve kendine güvenli kadının- Deborah Feldman, Leyla Hüssein, Rokudenashiko, Doris Wagner- sarsılmaz mücadelelerini takip eden film aslında toplum ya da dinsel yapılar değişse de hepsinde ortak özellikleri ortaya koyuyor.

Yönetmen Barbara Miller bütün olumsuzluklara karşı kadın mücadelesinin enerji dolu neşeli ve umutlu yanını bu harika kadınları kamerayla kaydederken şu mesajı yollamayı önemli buluyor; “Durum neredeyse bütün dünyada ve sistemlerde kötü. Ancak bu yapıları değiştirme şansına da bu harika kadınlar olduğu sürece sahibiz.“

Toplumun, dinsel yapıların kadınların varlığını cinsiyetlerini sınırlayıcı, reddedici yönüne karşı mücadeleyi yükselten kadınların birçok şeyi göze almak zorunda kaldıklarına vurgu yapıyor film.

Kadınlar bu yapıları reddettiğinde önce çevrelerinden dışlanıyorlar, halkın gözünde küçük düşürülüyorlar, karalanıyorlar, izleniyor, ceza tehditleri alıyorlar ve hatta ölümle tehdit ediliyorlar.

Bütün bunlara karşı mücadelelerinde yaşam enerjilerini ve neşelerini yitirmeden cesurca fikirlerini savunan kadınları bu beş örnekle dile getiren Miller çağımızın utanılacak çok önemli bir sorununa dikkati çekiyor ve onlar adına bir anıt dikiyor.

Girl (Kız)

www.haberpodium.ch

Rejisör Lukas Dhonte ilk filmiyle haklı biçimde Cannes ile ödüllendirildi. Konunun taşıdığı bütün tuzaklardan filmini korumasını bildiğini gösterdi. Trans bir gencin kavuşmak istediği cinsiyete dönüşümünün anlatıldığı filmde, çevresinin tepkilerini problem olarak göstermekten kaçınan Rejisör, böylece Lara’nın (Victor Polster) içsel yolculuğuna yoğunlaşmamızı sağlıyor.

Film 16 yaşındaki Lara ve ailesinin büyük bir kente (Belçika) taşınmasıyla başlıyor. Taşınmalarının nedeni ise Lara’nın ülkenin en önemli Bale okuluna kabul edilmesi. Bu arada babasını tanıyoruz, taksi şoförlüğü yapıyor ve küçük bir kardeşi var Lara’nın. Babası son derece anlayışlı bir adam ve Lara yine bunalımlar içindeyken kızına şöyle sesleniyor; “Bana göre sen zaten çok güzel bir kızsın, ama tam bir kadın olmak için henüz çok gençsin. “

Evet her şey yolunda gibi görünse de Lara için yeterince hızlı değil. O bir an önce hormonal tedaviye başlamak istiyor. Başladığında da çabucak göğüslerinin çıkmasını bekliyor, bir an önce erkeklik organının kaybolmasını diliyor, hemen tam bir kadın olmak istiyor, bu gerçekleşmeyince kederleniyor ve kimseye göstermediği melankolisini odasında tek başına yaşıyor.

Dhont akıllı bir rejisör. Sadece trans birinin sorunlarının filmine sıkıştırılmasına izin vermiyor. Kahramanımız aynı zamanda balerin de olmak istediği için bütün balerinlerin çektiği çileyi Lara da misliyle çekiyor. Diğer kızlar vücutlarını esnetme çalışmalarında ondan daha az acı çekiyorlar. Ne de olsa Lara diğerlerinden daha büyük bir vücuda sahip.

Lara bir yandan kafasındaki kız cinsiyetine ulaşmaya çalışırken diğer yandan da vücudunu bir balerinin olması gereken forma sokmaya çabalıyor. Burada ayak parmaklarının kanaması değil sadece sorun olan, Lara tam dönüşü sağlamaya çalışırken düşüyor kalkıp tekrar deniyor, tekrar ve tekrar deniyor. Vücuduyla bu savaşımının sadece fiziksel olmadığını seziyor ve sezdiriyor bize bu karakteri mükemmel bir biçimde canlandıran Victor Polster.

Diğer balerin kızları rahatsız etmemesi hem de fiziksel cinsiyetinin belli olmaması için erkeklik organını bantlarla yapıştıran Lara, bu bantları çıkarırken çok büyük bir acı çekiyor ve vücudunda bundan dolayı yaralar açılıyor. Ancak doktorunun ikazlarına rağmen Lara kendini bantlamaktan vazgeçemiyor.

Küçük kardeşi onu kızdırmak için önceki adı ile -Victor- diye seslenmesi dışında çevresindeki insanlardan olumsuz bir tepki görmüyor Lara. Bir de pijama partisinde diğer kızlar ondan erkeklik organını göstermesini istiyorlar ama bu aslında hemen her çocuğun yaşayabileceği ergenlik çağındaki çocukların diğerlerinin duygularını pek de iplemedikleri anlamında bir şey, tabii Lara için etkisi daha çok yıkıcı oluyor. Çünkü o böyle bir şeye hiç hazırlıklı değil.

Son sahnesini anlatarak bütün zevkinizi almak istemiyorum ama buranın filmin en zayıf noktası olduğunu belirtmeden geçmeyelim. Filmin duygu bütünlüğünü, nedenselliğini ve karakteri hiçe sayan bir son keşke tercih edilmeseydi. Özellikle de balerinlerin sahnelerinde, çok başarılı bir kamera yönetimi filmi daha da parlak hale getiriyor. Bu güzel filmi sakın kaçırmayın!