AYIN FiLMLERi; Dolor y Gloria (Acı ve Görkem),God exist, her name ist Petrunya (Kim bilir belki Tanrı kadındır)

107

Ayhan Demirden

Sinema Eleştirmeni

a.demirden@gmx.de

 

 

Dolor y Gloria – Acı ve Görkem

isvicre'de kültür-sanat, isvicre sinemasi, isvicre gündemi, isvicre haberleri., www.haberpodium.ch

Pedro Almodovar en çok sevdiğim, değer verdiğim rejisörlerden biri. Bu son filmi ile yine bizi büyülemeye devam ediyor. Yaşını başını almış rejisör Salvador Mallo (Antonio Banderas) hazırlığına başladığı bir retrospektive için hayatını şöyle bir gözden geçirmeye başlayınca, onu acılara gark eden olayları, bu acılarla baş edebilmek uğruna yaratmaya başlamasını, bütün bunlara rağmen içinde kalan sızıyı, çökeltiyi, ulaştığı görkemin ardındaki serüveni hep bildiğimiz ve sadece Almodovar’ın yapabileceği resimler ile zihinlerimize nakşediyor.

Daha küçük bir çocukken küçük bir köye taşınmalarını, annesini (Penelope Cruz) ve acılarını, yaralarını, sonra büyük kente taşınmasını ilk aşkını ve ardından, ayrılık acılarını unutulmaz olanı unutabilmek için sanatla hemhal oluşunu, tam iyileştim derken ikinci aşkını düşünürken bir şeyi keşfediyor; günlük gerçekle yaratımı artık öyle bir iç içe geçmiş durumdaki hangisinin gerçek hangisinin kendi yaratımı ayırmak imkânsız.

Otobiyografik birçok yanı olan bu filmde Almodovar bir hayat bilançosu yapmaya çalışıyor.

Almodovar ilkokulunu bir Hristiyan okulunda, sonraki eğitimini de Hristiyanlığın bir mezhebi olan Fransiskanların bir okulunda alıyor. Ve bu eğitimler sonucunda Ateist oluyor. Onunla yapılan bir röportajda; “Papazın söyledikleri benim hayatımla ve hayat bilgimle hiç uyuşmuyordu. Daha o zaman papazların bana söyleyebilecek bir şeyleri olmadığını anlamıştım, Kızgın Damdaki Kedi isimli Tenesse Williams’ın oyunundan uyarlanan Richard Brooks’un filmini görünce günahkarlar ve kilise arasındaki ilişkiyi kavradım “diyor.

Almodovarın hayatından kesitler taşıyan film ayrıca yaratımını nasıl gerçekleştiğine dair bilgilerle zevklerinin nasıl oluştuğu ile ilgili sırlarına vakıf olmamıza izin veriyor. Penolope Cruz’un beni neden hep çok etkilediğini arkasındaki sırrı merak etmişimdir. Bu filmle bunu da keşfettim. Cruz, bütün duruşlarıyla ve gestikleriyle Sophia Loren’i andırıyor. Sanıyorum bu yüzden Almodovar ondan aynen bizim gibi hiç vazgeçemiyor.

Müziklerini Alberto İglesias’ın yaptığı bu filmde bir de sürpriz var. Ünlü Katalan pop yıldızı Rosalio ilk kez oyuncu olarak bu filmde rol alıyor.

Cannes Film Festivali yarışmalı bölümüne seçilen bu filmi okuyucularıma hararetle tavsiye ediyorum.

 

God exist, her name ist Petrunya -Kim bilir belki Tanrı kadındır

isvicre'de kültür-sanat, isvicre sinemasi, isvicre gündemi, isvicre haberleri., www.haberpodium.ch

Rejisör Teona Strugar Mitevka’nın ilk filmi Berlin Film Festivali yarışmalı bölümüne seçilerek dikkatleri üzerine topladı. Makedonya’da başkent Üsküp’e 100 km uzaklıkta Stip adlı küçük bir kasabada yaşayan Petrunya, tarih eğitimi almış ama ülkesinde tarihçi ihtiyacı görülmediğinden işsiz kalmış, anne babasının yanında yaşamak zorunda kalan 31 yaşında bir genç kadındır. İş bulamadığından, can sıkıntısından kendini yemeğe biraz fazla kaptırınca kilolar artmış. Kilolar arttıkça da hayal kırıklığından daha çok yemeye başlamış olan genç kadın yine ümitsiz bir iş görüşmesine hazırlanırken annesinin uyarısı ile karşılaşır; “Yaşını sorarlarsa 24 de, sakın gerçek yaşını söyleme! “

Bir tekstil fabrikasındaki iş görüşmesinde dikişçi olarak onu işe alacak yetkili ona sarkıntılık yapıp onunla hakaret edercesine konuşunca apar topar eve doğru yola koyulur. Yolda üstü çıplak genç erkeklerin nehre doğru gittiğini görünce peşlerine takılır. Ortodoks Hristiyanların her yıl kutladığı 3 kral günü münasebetiyle papaz takdis edilmiş bir haçı akarsuya atmaktadır. Haçı sudan ilk çıkaran ve bir gün elinde tutan kişinin yıl boyunca mutlu olacağına inanılır. Petrunya da tam pek anlamadan suya dalar ve haçı yakalar. Erkekler ona saldırarak elinden almak istemesine rağmen haçı bırakmaz. Ancak geleneklere göre bu törene sadece erkekler katılabildiğinden, Petrunya elinden alınmak istenen haç yüzünden kendisini polis merkezinde bulur.

Polis merkezinin şefi ve papaz bazen tatlı bazen acı Perunya’yı ikna etmeye çalışsalar da Petrunya eline geçen haçı bırakmaya hiç yanaşmaz. Bu hayatı boyunca eline geçmiş olan ilk başarıdır.

Bütün bunlardan Mekodonya’nın bir portresini çıkarmak için fırsat gören televizyoncu, biraz da abartarak meseleyi gündeme taşıyınca toplumun bütün kesimleri bu olayı tartışmaya başlar. Televizyoncu kadının attığı başlıkla; “Kimbilir tanrı belki de bir kadındır” mottosu sonunda Petrunya için dezavantaja dönüşebilecekken, galeyana gelen genç erkekler polis merkezini basarak isteklerini dile getirdikleri sırada, Petrunja onlara hep sessizce ve kızgınca bakarak kendisini ifade eder. Sonunda kimsenin fark etmediği ama onun için önemli olan küçük bir zaferle evine döner Petrunya.

Sarkastik bir dile çabukça dönüşebilecek olaylar dizisine rağmen, buna gönül eğdirmeyen yönetmen Mitevka kahramanlarını ve olayları ayrıntılı olarak anlatmayı seçince, ortaya gerçek bir toplum portresinin yanında, kadının bu toplumdaki yerini de ustaca yansıtmış oluyor. Genç amatör oyuncu Zorica Nusheva parlak ve çok inandırıcı oyun stiliyle bizlerin gözünü, gönlünü alıyor.

Gelenekten moderne geçişte doğru yolu bulamamış bir toplumun kararsız yapısının, yeni dönem için taşıdığı tehlikeleri ve şansları bize olduğu gibi yansıtıyor bu film. Berlinale’de izlediğim ve beğendiğim bu film kesinlikle görülmeye değer.