Ayın Filmi; Joker

209

Ayhan Demirden

Sinema Eleştirmeni

a.demirden@gmx.de

 

 

 

Rejisör Todd Phlipps daha önce Hangover filmlerini çeken biri olarak çok da ilgimize mazhar olan biri değilken, Batman’ın karşı kutbu kötülük simgesi Jokeri çekeceği söylentisi çıkınca inanmakta zorlandık.

Joker, Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan ödülünü alınca filme yakından bakmak da kaçınılmaz oldu tabii.

Joaquin Phoenix’in canlandırdığı Joker, yani Arthur Fleck bir reklam firması için Palyaçoluk yaparak geçimini sağlamaya çalışmakta, annesi Mutter Penny’le (Frances Conroy) birlikte yaşamakta ve akşamları Murray Franklin (Robert De Niro) şov programını izlemektedir. Kendisi de tıpkı Murray Franklin gibi bir stand up komedyeni olma hayali içindedir. Maalesef içinde yaşadığı hayat ona bu fırsatları vermez.

Elindeki reklam panosunu alan kişilerin peşinden koştuğunda küçük sokakta sıkıştırılıp bunlar tarafından üstüne üstlük bir de dövülür. Patronu tarafından azarlanır, arkadaşları tarafından hor görülür. Bunların yanında psikolojik olarak da zor durumdadır. İlgisiz ve olmaması gereken yerlerde ve zamanlarda histerik kahkahalarını tutamadığından çok zor durumlara düşmektedir. Yıllardır gördüğü psikolojik tedavi yeni harcamaları kısma politikaları gereği durdurulmak üzeredir. Günde 7 ayrı ilaç alarak yaşayan Joker suratındaki zoraki gülümsemeyi oturtmaya uğraşırken aynı anda gözyaşlarını tutamaz.

isvicre gündemi, isvicre haberleri, geride_birakilan_almanci_cocuklar_isvicre_haberpodium, almanci cocuklar, www.haberpodium.ch

Wall Street’ten çıkmış bankacı tipli herifler bir kadına sarkıntılık yapıp, Jokere de saldırınca, daha önce arkadaşının Jokere verdiği silahı kullanması ipleri koparır.

Martin Scorsese’nin yönettiği ve Robert De Niro’nun mükemmel oynadığı Taksi Driver filminin kahramanı gibi bütün karakterin değişimlerinin anlatmaya çalışan Todd Philipps, çizgi film karakterlerinin çok yalın iyi kötü ayrımından ayrılarak, bir karşı kahraman üzerinden psikolojik karakter analizi yapmaya kalkınca, en çok da burada tekliyor. Freudvari sahneler filmde sırıtırken filmin ritmini de sekteye uğratıyor.

Joaquin Phoenix ise rolüyle büyülüyor. Bu rol için 26 kilo veren, vücudunun üstü göründüğünde kaburgaları sayılabilir hale gelen Phoenix, Jokeri ete tırnağa büründürmek, içindeki duygu fırtınalarını, beynindeki uğuldamaları, kontrol edemediği sinirleri, elleri kolları ve içimize işleyen bakışlarıyla çok zor bir görevin altından mükemmel bir ustalıkla kalkıyor.

Neredeyse Jokerin olmadığı hiç bir sahne olmayan filmde büyük bir olasılıkla Oscar ile ödüllendirilecek olan bu gayret, filmi de seyretmek için en büyük neden olarak ortada duruyor.

Filmin mesajlarının yanlış anlaşılmaya çok müsait olduğunu, çünkü çizilen karanlık ortamı göstermesine rağmen sosyal analizlerden severek kaçan Amerikan tarzı yaklaşımlar sayesinde, Joker halk protestolarının kahramanı haline gelirken bunların Trump’ı destekleyen kitleler mi yoksa haklarını aramak için sokaklara çıkmış occuppy taraftarları mı olduğu belirsiz kalır. Şiddetle ve psikopatlarla muhalefet arasında kurulan algı birlikteliği çok tehlikeli sulara açılıyor.

Her şeye rağmen harika bir oyuncuyu izlemek istiyorsanız Joker’i izlemelisiniz.