Ayın Filmi-BlacKkKlansman- Karanlıkla Karşı Karşıya

204

Ayhan Demirden

Sinema Eleştirmeni

a.demirden@gmx.de

 

 

 

27 yıldır Cannes’da görülmeyen Spike Lee yeni filmi ile 2017‘nin en büyük ödülüne ulaşamasa da ikinci büyük ödüle layık görüldü.

www.haberpodium.ch

Afroamerikan bir polisin 60’lı yılların sonunda Colorado Springs adlı kasabada ilk siyahi polis olarak göreve başlamasını anlatıyor. Ron Stallworth (John Davis Washington) tarafından canlandırılan karakterimiz arşivdeki görevinden sıkıldığı için sivil polis olarak görev almak istediğini şefine bildiriyor. Şefi önce reddetse de daha sonra siyahi olmasının avantajını düşünerek kentte siyahi üniversite öğrencilerinin davet ettiği Black Panter’in önemli figürlerinden olan Stokely Carmichael’in konuşmasına ajan olarak gitmesinin faydalı olacağını, normal siyahi vatandaşların yoldan çıkmasının kimsenin yararına olmayacağını söyleyerek Ron’u görevlendiriyor.

Stokely Carmichael sıradan bir konuşmacı değil, daha konuşmasının başında bütün salonu kendisine bağlıyor: ‘Size kendinizden utanmayı aşılıyorlar görüntünüzden nefret etmeyi öğretiyorlar, incecik zavallı burunlarının bizim yassı majestik burunlarımızdan daha güzel olduğunu, soluk derilerinin, bizim kadife gibi parlak ve renkli derimizden daha güzel olduğunu bizim kafamıza yerleştiriyorlar. Bizi akrabalarımızdan utanacak hale getirmeye çalışıyorlar, siz halkımızın okuyabilen talihli çocukları olarak buna dur deyin; Siyah güzeldir.’ Bu çok etkileyici sahnede karanlığın içinden gerçekten harika güzel insanları gösteren Spike Lee rejisör olarak ne kadar yetkin olabileceğini ispatlıyor.

Bu konuşmada siyahi öğrenci lideri Patrice (Laura Herrier) ile tanışan ve aşık olan kahramanımız Ron sadece Black Panter gibi örgütlerin ajanı olmak istemediğinden gazetede gördüğü ilan sayesinde Ku-Klux Klan örgütüne telefon ediyor. Kendisini siyahlardan nefret eden birisi olarak tanıtan bu arada bir sürü küfür eden Ron tanışmak üzere bir randevu almayı da başarıyor. Siyah olarak toplantıya gidemeyeceği için polis arkadaşı Flip Zimmerman’ı (Adam Driver) randevuya gönderiyor. Flip yahudi asıllı bir polis ama bunu hiç düşünmemiş konu yapmamış bir kişi olarak görevi kabul ediyor. David Duke (Topher Grace) Ku Klux Klan’nın bölge şefi olarak o kadar iddialı ki bir siyahiyi hemen konuşmasından tanıyabileceğini iddia ediyor, diğer Klan üyeleride daha akıllı değiller. Siyahi öğrenci lideri Patrice’si ortadan kaldırmak isteyen örgüt üyeleri tabii ki içlerindeki en akılsız ama bir an önce önemli olmak isteyen zavallı şişman kadın militanı angaje ediyorlar.

www.haberpodium.ch

Bundan sonrası bir polisiye aksiyon filmine dönüşen hikaye ilk kez Spike Lee’nin ana akım izleyiciyi de hesaba katarak çektiği film olarak görülebilir. Bazı sahnelerde tekrar tekrar Klu Klux  Klan’ın ne kadar aptal olduğunun vurgulanması bu ana akım izleyiciyi belki çekse de filmin asıl hedef kitlesi olan sol özgürlükçü arthause seyirciyi irite ediyor. Neredeyse Holywood formunda iyiler ve kötüler formatına sıkıştırılmaya çalışılan hikaye maalesef bazı yerlerde basitliğe prim gibi algılanıyor. Ancak amerikan hikayesinin Griffith’in The Birth of Nation- Bir Ulusun Doğuşu- ya da Gone with the Wind- Rüzgar Gibi Geçti- filmlerindeki ırkçılığın aslında işi bitmiş Ku Klux Klan örgütünün bu filmlerle tekrar gündeme geldiğini ve Amerika tarihinin soykırım ve ırkçılıkla oluşturulduğunu da vurguluyor.

Afroamerikalı rejisör Boots Riley Spike Lee’yi o dönemde işe alınan siyahi polislerin yegane görevinin Black Panter örgütüne sızmak ve bu tür örgütleri dağıtmak amacıyla FBI tarafından görevlendirildiğini Lee’nin bu gerçeğin üzerini örterek iyi Polis kötü Polis hikayesiyle gerçekliği çarpıttığını savunuyor.

Spike Lee bu son filmiyle ana akıma yaklaşan bir yol izleyerek bazı sahnelerde başarısız olsa da günümüzün tehlikeli akımlarına yaptığı göndermelerle aptal ve salak görünen bu akımların maalesef güncel politik iklimde belirleyici konuma yükselişlerinin trajedisini de es geçmiyor.