Ayhan Demirden

Ayın film önerileri; Bir Başkadır ve Mank

Ayhan Demirden-www.haberpodium.ch,derya ozgul, www.haberpodium.ch,isvicre'de is kurma, isvicre'de evlenme, Isvicre'e oturum hakki, isvicre'de iltica, isvicre egitim sistemi, www.haberpodium.ch. İsviçre gündemi, haberpodium, isvicre vatandasligi, isvicre haberleri, isvicre gezi rehberi, isvicre'de nereler gezilir, isvicre'de corona virus

Ayhan Demirden

Sinema Eleştirmeni

[email protected]

 

 

 

Bir Başkadır

Biliyorsunuz Netflix girdiği ülkelerde, özgün üretimlerle de seyredilme payını yükseltmeyi hedefleyen bir platform. Şimdiye kadar Hollanda üzerinden geliştirdikleri Hakan: Muhafız, Atiye gibi son derece sığ projelerle yol almaya çalışırken, Berkun Oya’nın kendisinin geliştirdiği bir projeye olur vererek yeni bir yola girmiş oldu.

Uzun süredir fabrikasyon üretimlerle yaşayan seyirciler de böyle özgün bir yapıt karşısında önce şaşkın, sonra da dizinin harekete geçirdiği bazı konularda coşkuyla tartışmaya başladı.

Öncelikle söyleyeyim; bu dizi hem konu olarak hem sanat yönetimi hem de teknik olarak şimdiye değin üretilmiş eserlerin çok üzerinde yer alıyor. Ancak bu, böyle güzel bir eser üretilmişken kusurlarını, eksikliklerini söylemekten imtina edeceğimiz anlamına de gelmiyor. Özelllikle senaryo hataları, bazı karakterlerin tipolojiler düzeyinde temsil edilmesi ve zorlama çözümlemeler eserin değerini azaltıyor.

Kırsal alandaki evinden sabahın erken saatlerinde çıkan Meryem gündelikçiliğe gittiği residansta bir şey görüp bayılıyor. Meryem muhafazakar bir emekçi kız. Bu bayılmalar ilk kez olmadığı için psikiyatrist Peri’ye gidiyor. Peri, devlet hastahanesinde çalışan, ailesi boğazda yalılarda oturan, Robert Kolej mezunu ve Amerikalarda da okumuş biri.

İkisinin karşılaşması, ayrı dünyaların çarpışması bizi alıp götürürken sormadan edemiyoruz; Devlet hastanesinde çalışan bir doktor ilk kez bir başı kapalı bir insanı hasta olarak görmüş olabilir mi? Laik-dindar çelişkisinin 2019 yılında aldığı formlar kesinlikle 2008 yılından çok farklı. Artık boğazda Pelikanlar oturuyor ve aynı şekilde Meryem’e iğrenerek bakıp ciplerle fink atıyorlar.

Meryem’in abisi her girdiği ortamda şiddet kıvılcımları saçarken, neden olduğu belirsiz ağlamalardan sonra karısı ile tekrar arası düzeliyor. Karısı Ruhiye’nin yıllarca içinde taşıdığı travma; meğer Kürt birinin köylerine gelip iki arkadaşa tecavüz etmiş ve onlardan biriyle evlenmiş olması falan filan… Bunu gören Ruhiye travmasından kurtulurken, konuşmayan oğlu ise bülbül gibi konuşmaya başlıyor.

Pardon… Bu, kadınlara böyle trajedileri yaşatmış Kürt birine değil, en yakın akrabalarının tecavüzüne uğramış onca insanın travmasına haksızlık olur!

Yani filmin geçtiği dönem bir on yıl geriye alınsa, sanki daha iyi bir içerik ve biçim tutturulurmuş gibi geliyor bana. Zira eski mağdurların (gerçi gerçek mağdurlar hep azınlıklar ve solculardır Türkiye’de, ayrı konu) artık demokrasi düşmanları haline geldiği bir ülkede yaşıyoruz.

Yazıyı daha da uzatmak mümkün… Popüler bir ürün olarak bu dizi bize sanatın olanaklarını ve vuruculuğunu bir kez daha hatırlatırken; bunun bir eşik olmasını dilediğimi, daha iyi ürünleri hakettiğimizi söyleyelim.

Özellikle de Peri rolü ile Defne Kayalar, Ruhiye’yi canlandıran Funda Eryiğit, Meryem’i canlandıran Öykü Karayel, birkaç sahne hariç bize “Türkiye de böyle oyuncular da varmış“ dedirtiyor.

Bu diziyi kesinlikle izlemenizi öneririm, bunu hakediyor.

Mank

mank

Alien 3’ü saymazsak David Fincher kötü filmi neredeyse olmayan yönetmenlerden. Seven, Fight Club, The Social Network…. Mindhunter ile çok iyi bir dizi de yaptı Netflix için. Bu kez belki de en politik filmi ile yine Netflix’te karşımızda. Film Amerika’da seçilmiş birkaç sinemada gösterime sunulacak ama bunun nedeni Oscar ödüllerine aday olabilmek.

Yönetmenimiz bu kez bizi 1930 yıllarına, Hollywood’un altın dönemine taşıyor. Orson Wells tiyatronun altın çocuğu olarak New York’tan Kaliforniya’ya büyük meblağlarla transfer edilmiş, henüz Citizen Kane’i çekmemiş, Senarist Herman J. Mankiewicz, yani herkesin ‘Mank’ dediği (Gary Oldman) çölde bir çiftlik evinde Yahudi asıllı hemşire Frieda ve sekreteri Rita ile gözlerden uzağa çekilmiş, zira imzaladığı kontrat gereği iki ay içinde senaryoyu bitirmesi gerekiyor. Ancak alkol tutkusu işleri dallandırıp budaklandırıyor.

Senaryo ilerlediğinde bunun yazdığı en iyi eser olduğunu fark edince senarist olarak adının geçmesi için ısrarcı oluyor ve bu arada Orson Wells ile tatlı bir şekilde tartışıyorlar. Yurttaş Kane aslında büyük finansör William Rondolph Hearst’in yükselişini hayatını konu alıyor. Sevgilisi Marion Davies (Amanda Seyfried) Hearst’ün hayatından gizli ayrıntıları dostu Mank’e anlatınca Mank duraksamadan bunları senaryoya yediriyor. Bunun farkına varan Hearst filmin gerçekleşmemesi için bütün olanaklarını harekete geçiriyor. Buna rağmen iyi bir yapımcı bulan Orson Wells bu sorunları aşıyor.

Bütün bunlar gerçekleşirken o dönem Hollywood’unun bütün çirkinliklerini göstermekten çekinmeyen Fincher Kaliforniya valiliği seçimlerinde demokrat adayın kaybetmesi için belgesel izlenimli haftalık şov programları üreten Hollywood ile günümüze dair göndermelerde bulunmaktan da sakınmıyor.

Senaryosunu babasının yazdığı bu filmle, eski bir görünüm için daha düşük çözünürlük kullanmaktan kaçınmayan, harika bir sounda (Reznor ve Ross) rağmen mono ses kullanmaya cesaret eden Fincher, kuşkusuz bu yılın en iyi yapımlarından birine imzasını atıyor.

 

Not: Sevgili okuyucularımız. Güncel sinema filmlerine dair değerlendirmelerimizi ve önerilerimizi, Korona önlemlerinden dolayı Netflix’te gösterilen filmler üzerine yapıyoruz. Netflix ile herhangi bir ekonomik ilişkimiz yoktur. Korona ile ilgili önemlerin ortadan kalkmasından sonra, sinemalarda gösterilen filmleri yeniden değerlendirmeye devam edeceğiz.

Etiketler
devam etmek için tıklayın

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı