B. Nazan Walpoth

Alzheimer ve kahve ilişkisi

derya ozgul, www.haberpodium.ch,isvicre'de is kurma, isvicre'de evlenme, Isvicre'e oturum hakki, isvicre'de iltica, isvicre egitim sistemi, www.haberpodium.ch. İsviçre gündemi, haberpodium, isvicre vatandasligi, isvicre haberleri, isvicre gezi rehberi, isvicre'de nereler gezilir, isvicre'de corona virus

Doç. Dr. B. Nazan Walpoth

Bern Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi

Kardiyoloji Bölümü Öğretim Üyesi

[email protected]

 

 

Son yıllarda yapılan araştırmalar, kahvenin Alzheimer hastalığın önüne geçtiğini ya da iyileşme sürecine katkıda bulunduğunu ortaya koyuyor.

“Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır” der büyüklerimiz. Osmanlı’nın dünyaya hediyesi: Türk kahvesi. Aktarılan bilgilere göre 2. Viyana Kuşatması (1683) sonrası Osmanlı orduları geri çekilirken geride çuvallar dolusu kahve bırakır. Avusturyalılar, kahveyi, başlangıçta hayvan yemi zanneder. Osmanlıları tanıyan Georg Kolschitzky, bu çuvalların kendine verilmesini ister ve bunları sermaye yaparak Viyana’da kahve içilen bir yer açar. Böylece Avusturyalılar ilk kahve ile tanışır. Anadolu’dan Avrupa’ya kahveyi ilk olarak 17. yüzyılın başlarında Venedikli tüccarlar götürür. 18. yüzyılın ilk yıllarından itibaren kahve içimi Avrupa’da ve tüm Dünya`da yaygınlaşır.

Kahve, kültürümüze o kadar yerleşmiştir ki neredeyse her yemekten sonra tüketilir. Ayrıca bendeniz gibi Kahve içmeden sabah kendine gelemeyen muhtemelen çoktur.

Son yıllarda yapılan araştırmalar, kahvenin Alzheimer hastalığının önüne geçtiğini ya da iyileşme sürecine katkıda bulunduğunu ortaya koyuyor.

Alzeheimer`in tam nedeni henüz bilinmezken, yeni çalışmalar serbest radikallerin indüklediği oksidatif stresinin hastalık oluşumunda etkili olduğu yönünde.

Kahve çekirdeklerinin 1000’in üzerinde antioksidan içerdiği düşünülürse koruyucu etkisi daha iyi anlaşılır.

Hatırlatalım! Kahve ayrıca fitofenol (klorojenasit) acısından da zengin .

Kahvenin uyarıcı etkisi sinir hücre membranlarındaki adenozin reseptörlerine bağlanması ve adenozinin serbest kalması ile ilgilidir. Adenozin serbest kalınca yorgunluk azalmakta ve daha uzun uyanık kalmaktayız. Yaşanan her dekatta (10 yılda ) yaklaşık % 7-10 reseptor kaybetmekteyiz bu da kahvenin beyinde uyarıcı etkisini azaltmakta . Ayrıca çok kahve içmeyle gelen tolerans bu uyarıcı etkiyi azaltmaktadır.

Almanya`dan bir ekip 15 gönüllü denekte PET ile (bir nükleer tıp görüntüleme tekniği) beyin görüntülemesi yapmışlar. Günde 4-5 fincan Kahve ile beyindeki adenozin reseptörlerinin % 50 sinin bloklandığını görmüşler. En çok beyinin talamus (enformasyon alma) , hipokampus (öğrenilen bilgiler, kısa zaman ve uzun zaman hafızası) ve asosiyasyon korteksinde (beynin çeşitli bölgelerinin içerik merkezinin birleşme yeri)  etkisi görülmüş.

Kahvenin beyin üzerine olan etkisi ile ilgilli tartışılan başka bir mekanizma ise beyindeki moleküler makasların kahve ile baskılandığıdır. Bu moleküler makaslar yani sekretazlar amilod proteininin ön proteinini bölerek beyin için tehlikeli beta amilodin (Alzheimerin oluşmasına sebep olduğu düşünülen protein)  oluşmasını engellerler. Kafeinin ayrıca da  beyindeki yangıyı baskıladığı dolayısıyla da bu yoldan da beta amilod oluşumu engelediği düşünülmekte.

Dolaysıyla son yıllarda artık Kahve içenler sağlıkları için kötü birşey yapmadıklarını biliyorlar.

Aslında Kahve ve Alzheimerin ilişkisi Portekiz’den gelen bir araştırmada tesadüfen fark edildi. Alzheimer olan insanların olmayanlara göre son 20 yılda daha az kahve tükettiği gözlenmiş ve bu da bu konuda yapılan araştırmaların  doğal olarak kahveye yönelmesine sebep olmuş.

2009 yılında Finlandiya`dan gelen 21 yıllık bir zaman dilimini kapsayan ve başta 2000 kişiyi dahil eden bir araştırma olan CAİDE araştırması ( Finnish Cardiovascular Risk Factors , Aging and Dementia) yayınlandı. Buna göre denekler 1972, 1977, 1982 ve 1987 yıllarında günlük kahve içimine göre gruplandırıdlı ve incelendi. Günde 0-2 kahve fincanı içenler , 3-5 kahve fincanı ve 5’ten fazla kahve fincanı içenler gibi.

1998 yılında yani 21 yıl sonra hayatta kalan veya araştırmaya halen dahil olan 1409 denekte demans şıklığına bakılımış. 61 hastada demans görülmüş ve bunların 48’inde Alzheimer saptanmış. Sonuçlara göre orta yaştan itibaren düzenli kahve içen deneklerde az ya da hiç içmeyen deneklere göre daha az sıklıkta Demans görülmüş. En çok Demans risk azalması ise % 65 lik bir oranla  3-5 fincan Kahve içen grupta görülmüş (sonuç diğer kofaktörler elemine edilince de değişmemiş).

Yeni bir çalışmanın yazarları olan Gary Aerndash ve çalışma  arkadaşları (Güney Florida Üniversitesi) insanlarda bu etkinin görülebilmesi için günde alınması gereken kahve miktarının 4-5  büyük fincan kahve ve ya 14 büyük fincan çay olarak hesaplamışlar. Yani bu durumda günde yaklaşık yarım gram kafein almak gerekli. (çeşitli içeceklerdeki oranlar 150 ml kahvenin kafein içeriği kavrulmuş ve öğütülmüş kahve için 80 mg, Türk kahvesi 1 fincan 57 mg, ınstant kahve için 100 mg, filtre kahve 140 mg, cappuccino için 90 -100 mg , 60 ml exspresso kahve 100 mg, yeşil çay 50 mg, 1 kutu kola 40 mg, enerji içecekleri 80 mg, 60 gram çikolata yaklaşık 25-50 mg, demleme çay 175 ml  20-110 mg )

Aerndash ve arkadaşlarını deneylerinde  genetiği değiştirilmiş yaklaşık 18-19 aylık  kobaylarla  (yani insanda 70 yaşa denk gelen yaş grubunda) çalışmışlar. Kobaylar arasından unutkanlık şikayetleri belirgin olanlar özellikle  seçilmiş. Bir gruba normal su verilmiş diğer gruba ise kafeinli su verilmiş. İki aydan sonra yapılan  zihinsel testlerde kafeinli su alan grup diğer gruba göre çok daha başarılı olmuş ve hatta unutkanlık sorunu hiç  olmayan kobaylar düzeyine kadar gelebilmişler.  Ayrıca da kafeinli su alan bu grupta beyinde Alzheimer`a sebep olan protein olan  beta-amiloid miktarında %50 kadar azalma görülebilmiş.

Journal of Alzheimer Diesease isimli dergide yayınlanan  bu araştırma daha önceki yayınları destekler nitelikte . Yeni olan zamanında verilen kofein ile alzheimer semptomlarının çıkmasını geciktirmenin mümkün olduğu tartışılmış ve gösterilmiştir. Dikkat edersek önceki araştırmalar önleme, geciktirme odaklıyken bu son yayın tedavide kullanmaya odaklı, ki bu önemli bir gelişme sayılabilir.

Kafeinin başka hastalıklara olumlu etkisi üzerine de yayınlar vardır. Mesela yangı baskılayıcı etkisi ile  astım ve allejilere karşı etkili . Parkinson, karaciğer hastalıkları, safra kesesi taşı oluşumu, birtakım kanserler ve diyabet tip II  olan hastalara olumlu etkisi üzerine yayınlar var.

Hipertansiyon`da  kısa vadede yükselebilse de uzun vadede özellikle sigara içmeyenlerde etkisi olumludur (Murielle Bochud “Human Molecular Genetics”)

Kahvenin olumsuz olan etkileri de vardır. Vücuttan su çektiği görüşü (yani idrar söktürücü etkisi)  artık eskisi  kadar önemsenmiyor. Kahvenin hafif bir idrar söktürücü etkisi var ancak kahve ile alınan sıvının çoğu vücutta kalmaktadır.

Kafein fazla tüketildiğinde, kalpte ritim bozuklukları olabilmektedir. Kafein, vücudun demir ve diğer besinleri emmesini engelleyebiliyor, kalsiyumun idrar ile vücuttan atılmasına neden oluyor dolayısıyla  osteoporoz (kemik erimesi) riskini artırıyor.

Yüksek miktarda kafeinin anne karnındaki bebeğin gelişimine zararı olduğu biliniyor. Uzmanlar, hamile kadınların kafeini tamamen kesmelerini ya da ölçülü almalarını öneriyor ( günlük maksimal kafein 300 mg)

Sizi bilmem ama ben şimdi mis kokulu kahvemi içeceğim.

Etiketler
devam etmek için tıklayın

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı