Kültür-Sanat

ALBERT ANKER

İsviçreli ünlü ressam Albert Anker, 1 Nisan 1831 tarihinde Bern’in küçük bir kasabası olan Ins’de dünyaya geldi.  Anker, 19. yüzyıl çocuk portrelerinin en tanınmış ressamıdır. Çocuklarin dışında tarihi figürler, kırsal yaşam, dinginliğin tasvirleri diğer konularıdır. Resim öğretmeni,  Anker’in yaşayan, çok hareketli resimler yaptığını söyler.  

Albert Anker’in eserlerinden bir kısmı, kısa süre önce Schaffhausen’daki  “Museum Allerheiligen“ salonlarında sergilendi. Anker, 19. yüzyıl İsviçre‘sinin orta sınıf çilekeş ve yoksul yaşamlarını, can sıkıntılarını, günlük yaşam zorluklarını; askerlerin savaş yorgunluklarını; çocukların hüzünlerini öylesine canlı ve acılı tasvir etmiştir ki, müzede tabloları izleyen sanatseverlerin arasında gözleri dolanlara bile sık sık rastlandı. Ama Anker hüznün ve acıların yanında; kırsal dinginliği, doğa güzelliklerini, köylü aile yaşamının sıcaklığını da görünür ya da hissedilir kılmıştır renkli tablolarında.

Sanatçılar; eserlerinde, yaşadıkları zamanın izlerini yansıtırlar, yaşadıkları çağı sonraki nesillere aktarırlar. Tarihçiler bile tarih yazarken, sanatçıların eserlerinden çok yararlanırlar.

Albert Anker 19. Yüzyılın ilk yarısında doğmuştur. Bu yüzyılın ikinci yarısında gerçekleşen Endüstri Devrimini, gençliğinin en hassas yıllarında yaşamıştır. Buhar makinasının bulunması ile endüstride yaşanan -aslında olumlu- değişikliker, insanlar arasında sınıf farklarının oluşmasına, zaten var olan farklılıkların da derinleşmesine yol açmıştır. Toplumsal değişimler, orta sınıf insanlarının duygusal dünyalarında kalıcı bir hüzün, acı, öfke gibi duygular yaratmıştır. Böylece toplum, duygular dünyasından gerçekler dünyasına geçiş yapmıştır. Bu toplumsal değişim sanatçıları da etkilemiştir. Her alandaki sanatçılar eserlerinde gerçekçi temaları işlemişlerdir: İşçiler, tarlada çalışan çiftçiler, her türlü ağır işin altında küçücük vücutları ezilen çocuklar… bir elinde bebeği, bir elinde taşıdığı ağır yükleriyle köylü analar…Verdings-Kinder…  yani ezilen siniflar…

Endüstri Devriminin Sonuçlarına Tepki olarak „Realist Sanat Akımı“ doğuyor…  

Albert Anker Realist Sanat Akımı‘ndan etkilenmiştir.

Anker tablolarındaki çocuk yüzlerinde her türlü ayrıntı öylesine belirgindir ki… Ressam belli ki en çok orta sınıfın savunmasiz ve ezilen çocuklarının zor yaşamlarından etkilenmiştir. Bu çağın toplumlarında çocuk bilinci henüz yoktu; onlar küçük yetişkinler olarak görülürlerdi. Çalıştırılırardı. Okullara sadece hali vakti yerinde ailelerin çocukları gönderilirdi. Okullar paralıydı ve özeldi. Devlet okulları henüz yoktu. Bu yüzyıl İsviçre‘de, J.J.Rousseau (1712-1778) ve J.Heinrich Pestalozzi (1746-1827)‘nin pedagojide hümanist düşünce geçişinin filizlendiği yıllara denk gelir. Anker, Rousseau ve Pestalozzi’den etkilendiğini çocuk resimlerinden yansıtmıştır: tablolarında öğrenci çocukları,- resim yaparken, sınıflarda yazı derslerinde, okul çantası ve önlüğü ile okul yolunda, sıralarında oturmuş öğretmenlerini dinlerken vs.- çok görürürüz.

 İsviçre’de dokuz yıllık parasız-zorunlu ilköğretim ilk kez 1874 yılında başlatıldı.

 Hayat çok çetin…

İşte Anker böyle bir dünyaya doğdu. Dedesi gibi babası da veterinderdi. Ins’de herkes tarafından tanınan ve sevilen bir ailenin çocuğuydu. 1847 yılında erkek kardeşini,  beş yıl sonra da annesini kaybetmişti. 1851 yılında lise olgunluk sınavını veren Albert Anker, Bern’de Theologie eğitimine başladıysa da, 1853 yılının Noel’inde babasına çok ikna edici bir mektup yazarak, bir din adamının yaşamını istemediğini, sanatçı olmak istediğini ifade etti. İkna olan babası oğlunun dini eğitimi bırakıp, resim eğitimi alması için Paris‘e gitmesine izin verdi. Burada İsviçreli ressam Charles Gleyre’in, 1861’de de Pierre Augusto Renoir’ın öğrencisi oldu. 1855 ve 1860 yılları arasında École nationale supèriere des beaux-arts de Paris’de aldığı eğitim sırasında ve sonunda Paris salonlarında sık sık resimleri sergilendi. 1856 ve 1862 yılları arasında Britanya, Schwarzwald, İtalya seyahatleri yaptı. Daha sonraki zamanlarda da Italya, Almanya ve Belçika gibi ülkelere gitti.

1859’da ağır hastalanan babasının 1860’daki ölümü nedeniyle Ins’deki evine geri döndü. 1890 yılına kadar yaz aylarında baba evinde kalıyor, kış mevsimlerini ise Paris’te geçiriyordu. 1870 ve 1874 yılları arasında Bern Büyük Meclis üyesi olan Anker, Bern Sanat Müzesi’nin kurulmasında öncülük etti. Pek çok sanatsal faaliyetlere destek veren ressama 17 Kasım 1900 senesinde, Bern Üniversitesi tarafından Fahri Doktor ünvanı verildi.

1901 yılında geçirdiği şiddetli bir felç sonucu, sağ elini, 1910‘daki ölümüne kadar kullanamadı. Buna rağmen çok zor bir pozisyonda –sandalyede oturur vaziyette ve tuvali dizlerinde- 600 sulu boya tablo yaptı. 16 Temmuz 1910’da Ins’deki baba evinde ölen sanatçının, ölmeden önce torunlarından birisine “…artık yaşam yorgunuyum, bir gece yatıp, sabaha öteki dünyaya gözlerimi açmak istiyorum.“ demişti.

Albert Anker’in evi  müze olarak halka açık. Evin içindeki tüm eşyalar orijinal olarak muhafaza edilmiş. Albert Anker evinin çatısını atölye olarak kullanıyordu. Eserlerinde kitap ve gazete okuyan insan tasvirlerine çok yer veren Anker, kendisi de çok okuyan bir kişiydi. Evinde muazzam bir kütüphanesi bulunmaktadır.

Sanatçının Aldığı Ödüller:

1856: İki Bronz madalya / École Impériale et Spéciale des Beaux-Arts in Paris

1858: Bir Gümüş madalya /  Ecole Impériale et Spéciale des Beaux-Arts in Paris

1866: Altın Madalya / Pariser Salon

1872: Bir Bronz Madalya  „Die Marionetten“ isimli tablosu / International Exhibition in   London

 1873: Madalya  Fayence-Malerei /Weltausstellung in Wien

Albert Anker orta sınıfın ressamı olarak tanınmıştır ve zamanla resimleri tüm sınıflar tarafından sevilmiş ve anlaşılmıştır.

Lakin yaşadığı yıllardaki elitist çevreler, halkın „alt katmanlarını“, işçiyi, hüzünlü ve fakir çocuk yüzlerini tasvir eden  ressamın sanatına  kuşku ile yaklaşmişlardır. Bugün ise resimleri tüm İsviçreli evlerde, geliri gençlik ve çocuk yardım derneklerine bırakılan posta pullarında, kart-postallarda, takvim yapraklarında; yani İsviçre’nin her yerinde görülmektedir. 

Eski Adalet Bakanı Christopf Blocher, Anker’in 270 adet orijinal tablosuna sahiptir.

Ama Anker hakkında bilgisi olmadan sergisine giden zengin “Sanat(!) tutkunları“ hala büyük bir hayal kırıklığına uğramaktadırlar; alıştıkları salon ressamlarının renk cümbüşü ve karmaşık tablolarıyla karşılaşmadıkları için Anker’in sanatçılığından emin olamazlar. Tabloların mobilyalara uymasindan ve paha biçilmez paralar ödedikleri önemli ressamlara ait olmasından başka bir kaygıları olmayan zengin “sanat tutkunları“ için de değildir Anker. Tabloları zengin evlerinin paha biçilmez modern mobilyaları arasında tezat teşkil edeceğinden, bu tarz elitlerin onu “kitsch“ buldukları olmuştur.

19 yüzyıl İsviçresi’nin acılarla dolu yanını en dokunaklı anlatan sanatçıdır Albert Anker.  

 

Haber: Gülter Locher

 

 

devam etmek için tıklayın

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı