Ayın Filmleri: Ahlat Ağacı ve Daha

112

Ayhan Demirden

Sinema Eleştirmeni

a.demirden@gmx.de

 

 

 

Ahlat Ağacı

isvicre haberleri, isvicre gündemi, www.haberpodium.ch

Nuri Bilge Ceylan her filmiyle bize gerçeğin bir değil binbir yüzünü gösteriyor. Bunun için o büyük bir sanatçı ve vizyoner.

Tesadüf oldu ama bu da bir baba oğul hikâye örgüsü içinde şekillenen bir film.

Ahlat Ağacı üzerine yazılan birçok eleştiriyi okuduğumu belirterek kimsenin bu filmin içine yerleştirilmiş hüzünden bahsetmediğini insanların ve eleştirmenlerin NBC’de hep olan ama bu filmde barizleşen komik ögelere takılıp kaldıklarını görerek Türkiye sineması için de hüzünlendim.

Sinan (Doğu Demirkol) sınıf öğretmenliği bölümünden mezun olup, kasabası olan Çan’a döner. İlk karşılaştığı insan babasının (Murat Cemcir) borç taktığı bir kuyumcudur. Zaten neredeyse nefret ettiği kasabasına geri dönmenin bir yenilgi olduğunun burukluğuyla dolu olan kahramanımız bir de çevrenin eskiden hiç olmazsa bir şekilde var olan saygınlıklarının babasının kumar tutkusu nedeniyle tamamen derbeder olduğunu fark etmesiyle kendisini daha da kötü hisseder.

Önündeki şıklar ya yazdığı romanı yayınlatıp bu alanda kendine bir alan açmak ya sınavlara girip şansı yaver giderse babası gibi öğretmen olmak ya da polisliğe başvurmaktır. Bütün bu seçenekler arasında yazarlığa daha yakın gibidir ama kasabalarından bir şekilde çıkmış, şimdi elde ettiği makamı kaybetmek istemeyen ve bu yüzden yeni gelen kuşağa ilgisiz davranan bir yazarla konuşmasında, taşralılığın kolay silinen bir şey olmadığını fark eder. Şeylerin içine nüfus etmeyi gerektiren bilgiye erişmesi mümkün değildir. Bunu fark eden Sinan giderek saldırganlaşır. Nedeni ise onu bekleyen en mümkün kaderin babası gibi olmak olduğunu giderek daha fazla sezmesidir.

Yaşanan bütün olumsuzluklarla pek fazla ilgili olmayan iki imamla yaptıkları gezintide, dinin pratikteki hayatla nasıl bir tezat halinde olduğunu, çalınmış elmaların hiç de hayatın en büyük günahını yansıtmayabileceğini düşünürken; babasından nefret etmesi için her türlü gerekçeye sahip annesinin babasına sadece güzel konuştuğu, şiirler okuduğu için vardığını ve bu kararını tekrar aynı şekilde vereceğini söylemesiyle daha önce düşündüklerini bir daha gözden geçirmesi gerektiğini acıyla kavrar.

Bana göre filmin en mükemmel sahnesi eski sevgilisi, daha doğrusu arkadaşının eski sevgilisi Hatice (Hazar Ergüçlü) ile çeşme başında karşılaşmalarıdır. Hatice de okumayı denemiş ama olmamıştır, Lisede herkesin yıldızı olan Hatice zengin bir adamla evlenmek üzeredir. Başka bir çıkış bulamamış en yakın çözüme koşmuştur. Sinan’ın dudağını kanatan öpüşmeyle, ilk kez kadının istenen değil isteyen yanının sergilendiği sahnede, yine bir bireyin istemediği bir hayata teslim alınışının manifestosu sergilenir.

Film hakkında “roman gibi“nitelemesinin sıklıkla yapıldığı, NBC’nin sıklıkla fimde Çehov’a baş vurulduğu, konuların Dostoyevski Salinger gibi yazarlardan anılmış olduğu ifade edildi. Ben bunlara Japon bir yazarı da eklemeyi yeğlerim; Haruki Murukami. Kuyu metaforu bu yazarın vaz geçilmez metaforlarından biridir. Gerçi Kırmızı Saçlı Kadın adlı romanıyla bu metafor Orhan Pamuk tarafından da kullanılmıştı. Bana göre sığınılan cennet Taşra Kasaba’nın artık cehennem haline geldiğini kavrayan Sinan ve yönetmen Nuri Bilge Ceylan, yine de belki eski söylencelere dönerek; “topraktan geldik toprağa gideceğiz, umut da çare de ölüm de orada” diyor.

Doğu Demirkol, Sinan rolüyle hep bir yanı eksik, olmamış, taşralı rolüyle, Murat Cemcir her şeyi denemiş ve yenilmiş, artık çareyi mucizelerde arayan yarı aydın rolüyle, Serkan Keskin taşralı yazar rolüyle ışıldıyorlar ama kısacık rolüyle Hazar Ergüçlü bence bu filmin yıldızı.

Nuri Bilge Ceylan, üç saat süren ama son derece dinamik olan bu filmiyle Türkiye sinemasının tartışmasız en değerli yönetmeni olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.

Daha/More

isvicre haberleri, isvicre gündemi, www.haberpodium.ch

Son yılların gözde yazarı Hakan Günday’ın romanı Daha’dan uyarlanan aynı adlı film, oyuncu olarak tanıdığımız Onur Saylak’ın yönetmen olarak ilk uzun metrajlı filmi.

Filmi izlerken benim kafamın arkasında hep Rakel Dink’in veda konuşmasındaki bir pasaj gidip geldi. “Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz.“ Bu aslında aynı zamanda baba-oğul ilişkilerinin de sorgulandığı bir film.

Gaza (Hayat van Eck) 14 yaşında bir genç. Lise için İstanbul’a gidip bu boktan yeri ardında bırakmak istiyor. Babası Ahad (Ahmet Mümtaz Taylan)’ın ise planları daha farklı.

Mültecilerin denize açılmadan önce barınmalarını, saklanmalarını ve insan ticaretini kendisine meslek edinmiş Ahad, bu altın bileziği oğluna vermek istiyor. Bu meslekte acımak ya da kaçakları insan gibi görmek yok. Gerekirse tecavüz edebilecekler, öldürebilecekler. Çünkü bu insanların ne arayanı soranı ne de sahip çıkanı var. Başta onlara insan muamelesi yapan Gaza giderek nefret ettiği babasına ne kadar dönüştüğünü gördükçe kurulu bu sistemin hem kölesi hem de faili olduğunu fark ettikçe daha da zalimleşerek babasının kötülük imparatorluğunu geçeceğini, böylece belki huzura kavuşabileceğini sanıyor.

Belkide babasının çocukça saflığını da kırmak için, kötü davranışları karşısında bir sabah kafasında miğfer ile kendi şarkısını söylemeye başlıyor:

Hadi bak baba

Gaza burada

Bana bin vur bir say

bin vur bir say

kafama kafama bin vur bir say.

Zavallı kaçak mültecilerin Türkiye yoluyla Avrupa’ya ulaşıp bütün dertlerinin geride bırakmaları umulurken, onlara yapılan bütün eziyetlere ve aşağılamalara karşı tamamen savunmasız kalmaları trajediyi katmerlerken, bu trajediyi görmezden gelen her türlü yaklaşıma, bu insanların içinde bulunduğu umarsız durumdan yine bu insanları sorumlu tutan davranışlara da bin lanet okuyorsunuz.

Onur Saylak yönetmen olarak bu ilk filmi ile göz dolduruyor. Özcan Alper’in Sonbahar filmi ile oyuncu olarak çok yukarılardan başlayan kariyeri şu anda Kıvanç Tatlıtuğ’la beraber oynadıkları Çarpışma dizisi ile devam ederken, yönetmenlik kariyerini de boşlamayan sanatçı Şahsiyet dizisini yöneterek büyük sükse yapmayı da başardı.

Onur Saylak 4 Mayıs’ta Zürich’te

isvicre haberleri, isvicre gündemi, www.haberpodium.ch

Onur Saylak, Mozaik Sinema Grubu’nun davetlisi olarak Zürich’te 4 Mayıs’ta saat 13:00’de, Xenix sinemasındaki özel gösterimde “Daha” filmini Zürichlilerle birlikte tartışacak ve değerlendirecek.

Son yılların güzide sanatçılarından biri olan Saylak birçok dalda ürün veriyor. Saylak’la konuşmak tartışmak isteyenler Xenix sinemasında bekleniyor olacaklar.