Ayın Filmleri; Beni Adınla Çağır (Call Me by Your Name) ve Suyun Sesi (The Shape of Water)

304

 

Ayhan Demirden

Sinema Eleştirmeni

a.demirden@gmx.de

 

 

 

Beni Adınla Çağır – Call Me by Your Name

www.haberpodium.ch

İtalya, Güneş, Edebiyat

İtalya’dayız… Güneşi derimizde hissediyoruz. Havuz suyundan akseden ışınlar gözlerimizi kamaştırıyor. Burası Profesör Perlman’ın (Michael Stuhlberg) evi. Büyük bir bahçesi, bahçesinde şeftali, kayısı ağaçları var. Ve tabii büyük bir ağacın altında büyük bir de masa…

Profesör’ün oğlu, 16-17 yaşlarındaki Elio (Timothee Chalamet) sanata çok düşkün; piyano çalıyor ve edebiyatla ciddi bir ilişkisi var. Homeros ve Dante okuyor. Günler bu küçük tatil kasabasında sakin bir şekilde ilerlerken, Elio’nun babası her yıl yaptığı gibi bu yıl da araştırmalarında kendisine asistanlık edecek bir doktora öğrencisini davet ediyor. 24 yaşındaki Amerikalı Oliver’ın (Armie Hammer) eve gelmesiyle Elio’nun onun cazibesine kapılması, sadece Oliver’in eski Yunan heykelleri gibi yakışıklı olmasıyla ilgili değil, Oliver’ da edebiyatla ve sanatla iç içe bir insan

Elio’nun Gözü

Rejisör Luca Guadagnino iki insanın birbirlerinin çekimine nasıl kapıldıklarını, birbirlerini kıskandırmak için kendilerine nasıl başka sevgililer bulduklarını mükemmel bir atmosferde, keyfini çıkara çıkara anlatıyor. Bu bir gerçek ilk aşk hikayesi. Melankolik, sıcak, sarıcı ve bazen de sıkıcı. André Aciman’ın yazdığı kitabı, uzun pasajları hiç sıkılmadan okuyan seyirciler filmde biraz sıkılıyor. Çünkü öykünün gerilimini taşıyan temeli, olayların kitapta Elio’nun gözünden anlatılması oluşturuyor. Film aslında önce Elio’nun gözüyle çekilmiş ama Guadagnino sonra bundan vazgeçmiş. Sahneler genel planlarla çekilince ve geniş açılar kullanılınca izleyici karakterlerin duygu dünyasının içine girmekte ve takipte zorluk çekiyor.

Elio aşkını Oliver’e açıklayıp açıklamamak arasında bocalarken, kıvranırken, binbir soru ile kendini yerken ve endişelenirken, aldığı küçük bir sinyali önce en büyük hediye, sonra en büyük ceza ve kibir olarak değerlendirirken biz Elio’nun gözünden Oliver’e kah hayran oluyor, kah nefret ediyoruz kitapta. Ama aynı sahneler genel bir açı ile anlatılınca bu kaygıların bize geçmesi mümkün olamıyor. Ya da en azından sınırlı kalıyor. 

Kuşkular

Bir diğer önemli problem ise yine Cast problemi. 24 yaşında olması gereken Oliver filmde 30’larında görünüyor. Bu Elio ile Oliver’in ilişkisine seyircinin biraz rezervli yaklaşmasını sağlıyor. 30 yaşındaki güçlü kuvvetli bir adamın 16-17 yaşındaki çelimsiz bir gençle ilişkisi dengesizlik yaratıyor ve bizi kuşkulandırıyor. Yönetmenin ayrıca erotik anları hiç göstermeyerek bir şekilde filmi kastre – iğdiş- etmesi tutucu bir sahnelemeyi tercih etmesi, öyküyü bir arada tutan en önemli etmeni kapı dışarı etmesi affedilir gibi değil.

Her şeye rağmen çok güzel bir kitaptan uyarlanan bu filmde çok güzel sahneler de var. Film müziği gerçekten harika.’ Mystery of love’, aşk acısısından kendini korumaya çalışan Elio’ya babasının söylediği ‘ Birşeyi hissetmemek için hiçbir şey hissetmemek …Yazık! dediği sahne, sevgilisi trenle uzaklaştıktan sonra Elio’nun acı ve yıkılmışlık içinde telefon kulübesinden  annesini aradığı, gelip onu almasını istediği sahne ciğerlerimize kadar işliyor.

 

Suyun Sesi- The Shape of Water

www.haberpodium.ch

Kurtarıcı Elisa

Elisa (Sally Hawkins) madun (duyan ama sesli konuşamayan) bir temizlikçidir. En yakın arkadaşı siyahi Zelda ile soğuk savaş dönemi 60’lı yıllarda gizli bir Amerikan araştırma labortuvarında çalışmaktadırlar. Günlerden birgün Güney Amerika yerlilerinin tanrı diye kutsadığı bir yaratığı araştırma labortuvarına getiren Albay Strickland (Michael Shannon) bu garip yaratığa  askeri amaçlarında kullanmak üzere bilgi almak için çeşitli eziyet ve işkenceler yapar. Buna tanık olan Elisa daha önce ilişki kurduğu bu yaratığı kurtarmak üzere çevresindeki herkesi harekete geçirir.

 İyiler Kötüler ve Mutlu Son

Meksikalı yönetmen Guillermo del Toro daha önceki filmleri Şeytanın Bel Kemiği- The Devil’s Backbone ve Pan Labirenti ile beklentilerimizi yükseltmiş ama Ana akıma yönelik yaptığı Hellboy gibi sıradan üretimlerle bizleri hayal kırıklığına uğratmıştı. Yönetmen bir takım projelerini finans kaynağı bulamadığı için gerçekleştiremediğinden yakınıyordu. Sonunda 20 Milyon Dolar gibi Hollywood için çok mütevazi sayılabilecek bir bütçe ile gerçekleştirdiği The Shape of Water – Türkçe’ye Suyun Sesi olarak çevrilmiş de olsa, ben Suyun Şekli demeyi tercih edeceğim filme, Pan Labirentinin fantastik ve özgür ortamına ulaşamasa da yarattığı kendine ait dünya ve metoforlar simgeler aracılığı ile günümüz dünyasına bir sürü göndermede bulunuyor.  Evet bu film Hollywood kalıplarını maalesef daha fazla kullanıyor. İyiler ve kötüler birbirleriyle mücadele ediyorlar, kaçma kovalamaca sahneleri de eksik değil, sonunda Katharsise de ulaşıyoruz. Albay Strickland kötü mü kötü, Elisa zaten ırmak kıyısında bulunmuş yetim neredeyse Tanrı’nın yeryüzüne yollanmış elçisi (Boynundaki izlerin eski solungaçların izi mi yoksa gördüğü eziyetlerin izi mi?)

İyiler hep ezilenler ve baskı görenler eşcinsel Giles (Richard Jenkins) siyahi Zelda ve dikkat Sovyet ajanı Dr. Hoffstettler (Michael Stuhlbarg).

Pan Labirentinde faşizme karşı nefretini dillendiren Guillermo del Toro, kendine ait bir sinema atmosferi yaratması ile bu eserinde de gerçekliğin kısıtlayıcılığından kendini ve eserini kurtarırken, aynı zamanda yarattığı görsel şölen ile estetik duyularımıza hitap ediyor. Biraz Oscar’a oynamak olarak anlaşılabilecek klasik numaralara başvurması eserin değerini etkilese de herkese dokunan bir hikayeyi doğru ve düzgün anlatmayı mükemmel başarıyor.

Filmin sonundaki şiirle biz de kapatalım.

“Görmek mümkün değil ki şeklini

Dört bir yanım seninle çevrili

Varlığın doldurur gözlerimi aşkınla

Kalbim aciz kalır

Her yerdeki varlığınla.“

 

Kaçırmayın!