necmettin yalcinkaya, www.haberpodium.ch

  • 12 Eylül’de de Çok Güldük Netekim! Anamdan İnciler
  • Mendil Sen Kokuyordu
  • Stres Bileziği Anamdan İnciler 2
  • On Çocuktuk

İsmi gecen bu kitaplar Necmettin Yalçınkaya’ya ait.

12 Eylül döneminin politik atmosferini soluyan Necmettin Yalçınkaya 78 kuşağını temsil eden isimlerden biri. 2003 yılından bu yana İsviçre’de yaşayan Necmettin Yalçınkaya, politik nedenlerden dolayı burada yaşamak zorunda kaldığını belirtiyor.

Yazmanın kendisi için bir arınma ve terapi olduğunu ifade eden Yalçınkaya, zamanının büyük bir çoğunluğunu yazarak geçiriyor. Şu ana kadar 4 kitaba imza atan Yalçınkaya’nın eserlerinde daha çok Anı ve Öykü niteliği taşıyan içerikler ön plana çıkıyor. Yalçınkaya, yazmanın yanı sıra yayın evleri için redaksiyon çalışmaları da yapıyor.

Necmettin Yalçınkaya ile çalışmaları üzerine konuştuk.

necmettin yalcinkaya, www.haberpodium.chKitapların ortaya çıkış sürecinden bahsedebilir misiniz? Burada mı yazdınız kitaplarınızı?

Evet, bu kitapları İsviçre’de yazdım. Daha önce yazıp bir kenara bıraktığım öykülerim vardı ama yanımda değillerdi. Ya kaybolmuş ya da aramalarda ele geçmesin diye annem tarafından termosifonda yakılmıştı. Hafızamda kalanları yeniden yazdım. 

Birbirinin devamı denebilir mi bu kitaplar? 

12 Eylül’de de Çok Güldük Netekim! ve Stres Bileziği Anamdan İnciler 2 isimli kitaplarda annelerimizi anlatıyorum. Bir fıkra, bir anekdot gibi, kâh güldüren kâh ağlatan, kâh düşündüren türden… Mendil Sen Kokuyordu ve On Çocuktuk ise kısa öykülerden oluşuyor. Sokağı anlatıyorum bu kitaplarla. Yaşadıklarımı- aynı acıyı yaşamış insanların yaşamlarında bir kesittir yazdıklarım. Mendil Sen Kokuyordu öyküsü uzun yıllar sürgün yaşamış bir evladın yıllar sonra memleketine, baba evine gitmesini anlatıyor. Anne oğlunu tanıyamıyor ama yıllar evvel oğlunu köyden kaçırırken yüzündeki terini silip koynunda sakladığı mendili koklayarak tanıyor…

Son kitabınız olan On Çocuktuk’u diğerlerinden ayrı tutabiliyor musunuz? Öyküler daha bir uzun bu kitapta.

necmettin yalcinkaya, www.haberpodium.chOn Çocuktuk İzmir’de siyah-beyaz yaşadığımız güzellikleri anlatıyor. Elbette yalnız neşe ve sevinç yok bu kitapta. Ayrılıklar, gurbet, anne, evlat özlemi, sürgünlük de var.

 Neden sadece Anı/Öykü? Bu edebi türe sadık mı kalmak istiyorsunuz?

Bir yazar genellikle ilk eserlerinde kendisini ve yaşadıklarını anlatır. Önce kendisini yazmak ve kendisiyle hesaplaşmak zorundadır. 1978 kuşağında olmam ve benimle aynı “kaderi” paylaşan dostlarımın-yoldaşlarımın bir nebze de olsa da neler çektiklerini anlatmak istedim. Yaşanılan çok acı var ama bunu duyan, bilen yok. Yazılmalı, yazmalı ve yazanlar çoğalmalı.

Kitaplarınızda kullandığınız halk dili ve diyaloglar çok canlı. Biliyoruz ki, ülkeden, duygulardan, hissiyattan uzak yazmak hiç de kolay değil. Çalışmalarınızda size ilham veren şey ne oldu?

Yurtdışında çıkarken ne yazık ki çantayla ve evrakla çıkamıyorsunuz. Tek zenginliğiniz kafanızın içinde taşıdıklarınız. Ve yaşadıklarınız. Zaten bir yazar yaşadığı zamanın bir tanığı değil midir? Bir yazar gördüğü, geçirdiği ve yaşadıklarını yazarken o günleri bir kez daha yaşar ve acısı ilk günkü gibi taptaze dikilir karşısına.

Öykülerinizde annenize çok sık değiniyorsunuz ve bilge, kendine güvenen, gelişmelerin farkında olan bir kadın karakteri yansıtıyorsunuz. Erkek egemen kültün tersine kadın bilgeliği de öne çıkıyor. Annenizin gerçek karakteri miydi bu? Yoksa o karaktere bir misyon mu yüklediniz?

necmettin yalcinkaya, www.haberpodium.chAslında 78 kuşağındaki tüm devrimcilerin annelerini annemin yerine koyarak anlattım. Bizim önemsemediğimiz, hayatlarını peşimize takıp sürüklediğimiz analarımızın nezdinde… Cezaevleri kapılarında bekleyen, jandarmaya-gardiyana diklenenler hep kadınlar olmuştur. Anneler çocuklarından devrimciliği öğrenip yılmadan, usandırmadan sürdürmüşlerdir. Aslında mecbur kalmışlardır. Çünkü onları bu mecraya iten biz olduk.

Eserlerinizde daha çok 12 Eylül dönemine değiniyorsunuz. Son kitabınızda da öyle. Buraya dair bir şeyler yazmak da gelmedi mi hiç içinizden?

12 Eylül’ü yaşayan birinin önce 12 Eylül ile hesaplaşması gerekiyordu. Ben de onu yaptım. Yaşadığım, beslendiğim ortamı yazdım, ki yazmak zorundaydım. Son kitabım On Çocuk ’ta bir-iki öykü dışında pek bahsetmiyorum 12 Eylül’den. İsviçre’yle ilgili birkaç öyküm de var ayrıca. Yakında çıkacak olan BİR YARIM öykü kitabımda da birkaç İsviçre öyküsü var.

Kitaplarınıza ilgi ne durumda?

İlgi var elbette. Ama fazla değil. Bu da insanımızın okumayı sevmeyişinden kaynaklı bir durum. Okumayı sevmiyoruz ve o kitapta benim bilmediğim ne yazıyor ki mantığı da var. Ya da kitaba verilen parayı angarya sayıp kahveye-sigaraya ve dönere verilen parayı bir kazanç sayıyoruz. Kadınların erkeklerden daha iyi okuyucu olduğunu söyleyebilirim. Kadınlar daha bilinçliler. Kitaplarımı okuyanların yorumları çok pozitif…

Şu anki durumda, edebiyat ve yazın ile ilgili gidişatı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kitap okuma oranımız dünyada en alt sıralarda ne yazık ki. Okumayı seven bir toplum değiliz. Zaten Türkiye’de yayın sektörü birkaç trolün elinde. Onlar belirliyor her şeyi. Bir avuç yazarın dışında para kazanan yazar-şair-romancı yok gibi.necmettin yalcinkaya, www.haberpodium.ch www. edebiyabahcesi.net isimli bir sitemiz var. Amatör-yeni yazmaya başlayan ve usta yazarlar için açılan bir Blog da var bu sitede. Herkese açık burası, dileyen yazabilir.

Yeni çalışmalarınız var mı? Günün birinde buraya dair anılarınızı da yazabilecek misiniz mesela?

Yeni çalışmam, yine anı/öykü türünde olan BİR YARIM isimli bir kitap olacak. Bu kitap Ocak ayında Adana Kitap Fuarı’nda Ozan Yayıncılık Standında yerini aldı. İzmir’den çıkıp İsviçre’ye gelişimi ve burada yaşadıklarımı anlattığım bu çalışmamın onuncu bölümünü bitirdim. Bir iki yıl içinde biteceğini ümit ediyorum. Burayı da yazıyorum elbette. Ama sıklıkla değil.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Öncelikle çalışmalarıma yönelik olan ilgi ve alakanız için size teşekkür ediyorum. Yaptığınız işlerin başarılı ve uzun soluklu olması temennisiyle…