www.haberpodium.ch

Mehmet Meral

lic. phil. Psychologe FSP

Systemischer Therapeut

mehmetmeral@gmx.ch 

 

 

 

İnsanın doğrudan kendisiyle çalışan psikologların, bu mesleği neden seçtikleri ve yaptıkları üzerine kafa yormaları ve yüzleşmeleri mesleklerinde kaçınılmaz bir durumdur. Özellikle totaliter sistemlerde kimin nerede nasıl durduğu burada daha da bir önem kazanmaktadır.

Mesleklerini icra eden psikoterapistlerin, sistemin yaraladığı, incittiği ve derinden örselediği insanlarla karşılaşmamaları hemen hemen imkansız gibidir. Mesleklerini icra ederken temel insan haklarını bilen ve buna sahip çıkan terapistlerin daha bilinçli ve tutarlı davranmaları, onları yaptıkları işte hem daha değerli kılar hem de saygınlıklarını arttırır.

Totaliter sistem insan unsuru olmadan işlemez, sistemin işlemesinde daima uzmanlara ihtiyaç duyarlar. Sistem genellikle hukukçulardan, mühendislerden, doktorlardan, sosyologlardan ve terapistlerden işbirlikçi olmalarını ister. Bu meslekleri yapmış olanların sistemi ayakta tutmak için kendi çıkarlarını gözetmeleri karşılıklı bir çıkar üzerine kuruludur.  Makam ve mevki peşindeki birilerinin sistemin çarklarının işletilmesinde rolünü üstlenmesi ve yapması olağan bir durumdur artık günümüzde. Bu işbirlikçi yalakalar, yeri geldiğinde sistemi korumak adına yalan da söylerler, insanları manipule de ederler. İşlenen zulmün ortağı olmaktandan da çekinmezler. Totaliter sistem çöktüğünde yine utanmadan büyük bir pişkinlikle «ben sadece bana verilen emirleri uyguladım» derler. Nazi sistemini ayakta tutan akademisyenlerin çoğu yaptıklarını bu ruh haliyle söylediler ve savunmalarını da bu yönlü yaptılar.

www.haberpodium.chİnsan hakları evrensel bilidirisi bütün insanları özgür, onur ve hakları bakımından eşit kabul ederken, herkes ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal ya da başka türlü kanaat, ulusal ya da toplumsal köken herhangi bir ayrım gözetmeksizin hak ve özgürlüklere sahiptir der.  Otuz maddelik İnsan hakları evrensel bildirisi’nin beşinci maddesi şöyle der: «Hiç kimseye işkence ya da zalimce, insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele ya da ceza uygulanamaz. »

Psikoterapi mesleğini icra edenler totaliter sistemin işkencesine maruz kalmış, ağır travmalı insanlarla çalışmanın zorluklarını bilirler. Özellikle Batı Avrupa’ya mülteci olarak gelen, işkenceye maruz kalmış insanların tedavileri hem çok uzun hem de çok zor geçmektedir.

Hümanist ideoleoji’nin önemi

Psikoloji okumuş birisinin eğitimi gereği olacaksa bir ideolojisi o da ’Hümanist ideoleoji’ olması gerekir derim. Bunun dışındakilerin tutmunun ne olduğunu ne yaptığını yakından inceleyip ele almakta fayda var. Bazen bu mesekten olup da hümanist değerlere ters davranan ve ters tutum sergileyenler de var. Bir örnek verirsek; Yugoslavya iç savaşında savaş suçlusu olarak tarihe geçen  ve yargılanan Radovan Karadziç’in bir psikiyatrist olduğunu hatırlatmak isterim. Kendisi Den Haag mahkemesinde yargılandı ve 40 yıl hapis cezasına çaprtırıldı.

Nasıl oluyor da hümanist değerler mesleklerini bir hekim olarak yapmışlar için, hipokrat yemini etmişler için bir anlam ve değer taşımaz? İşkencelerden geçirilmiş insanlara «işkence izine rastlanılmamıştır» raporları veren hekimler acaba mesleklerini hangi duygularla yapmaktadırlar?

Psikoloji ve insan hakları bu anlamda iç içe geçmiş bir meseledir. Can havliyle evini ve yurdunu kaybetmiş insanların korunmaya ihtiyaçları vardır. Temel güven duyguları sarsılmış işkence mağduru insanlarının güvenini bir hekim olarak yeniden kazanmak kolay bir iş değil. Bu durumlarda terapide çok konuşmaktan ziyade sadece yaşanılanları dinlemek ve onların hikayelerinin şahidi olmak bile travma terapisinin önemli bir ayağını oluşturmaktadır. Özellikle gelişimleri uygulanan baskılar ve zorbalıklarla kesintiye uğramış bu insanların daha çok desteğe ve dayanışmaya ihityaçları vardır. Ülkelerinden kaçmak zorunda kalmış işkence mağdurlarının empatiye, güven dolu bağa ve onların yaşadıklarına samimi kulak veren mevcut birilerine ihtiyaçları daha çok olmaktadır. Yeniden güvenin inşaası hem mağdur için hem de bu işi meslek edinmiş uzman terapist için kolay olmamaktadır. Birilerinin “insan vasfına“ bürünerek bozduğu sistemi/organizmayı yeniden düzeltmek hiçbir zaman kolay ve çabuk olmaz. Unutmayalım ki, travmanın en büyük sonucu bu insanların bağlanma duygularının hasara uğramasıdır. Partnerleriyle, çocuklarıyla, özel ilişkilerinde dahi bu bağlanma meselesi üzerinde konuşulması gereken ayrı bir konu olarak önlerine gelmektedir.

www.haberpodium.chBaşka insanlar ya da sistem tarafından travmaya uğratılmış ruhlar, bir taraftan çaresizlik duygusu, yalnızlık ve kaybolmuşluk hissiyle boğuşurken, diğer taraftan, kendisinin bir zamanlar güçlü olduğu yönlerine/özelliklerine temas kuramamasına da sebep olmaktadır. Her şeyden daha belirgin olan ise, kimseye güvenememeleri, dış dünya ile bağ kurmalarını zorlaştırmaktadır. Hapisanelerde, gözaltında hekimlerin, psikolog ya da psikiyatristlerinde güvenini kaybedenler, kendilerine güvenli ortamda dahi uzatılan her ilacı (hapı) da almamaları da anlaşılır bir meseledir. Bir çoğu ilacın adını bilememekle beraber, kendilerini mayıştıran ve “mal“ gibi yapan ilacın rengini ve şeklini unutmaması da ayrı bir hafıza olarak hep karşılaştığımız bir durumdur.

Mesleklerini insani değerlere sahip çıkarak yapan ve yürüten terapistlerin travmaya uğramışlarla güven köprüsü kurarak, gelişimleri kesintiye uğramış mağdurlara yeni yollar açarak, onları güvenmeye cesaretlendirerek yaşamla bağlarını sağlıklı kurulmasına hizmet etmesi önemli bir adımdır. Mağdurlar daima uzanan samimi elleri bilirler ve tanırlar. Bundan dolayı da seçicidirler.

Yüzyılımızın lanetli zorbalarının yaratmış olduğu tahribatı giderecek olanlar sadece hekimler ya da psikologlar değildir. Her meslekten duyarlı insanların insan haklarına sahip çıkarak insani değerlerin korunması için mücadele etmesi şarttır. Bundan dolayı ortak bir çatı altında yer alarak meselenin politik çözümünde de psikologlara çok önemli görevler düşmektedir.