Engin Güney-www.haberpodium.ch

Zürich’te yaşayan Yazar Engin Günay, Kartalimeni isimli romanı ile okurunun karşısına çıktı. Kartalimeni, Engin Günay’ın üçüncü kitabı ve ikinci romanı olma özelliği taşıyor.

Kartalimeni, bir ahde vefa kitabı olmasının yanı sıra, çıkılan tüm yolların sonunda kaçınılmaz olarak hesaplaşılan geçmişin ve o geçmişteki kırılma anının hikayesini okuruyla paylaşırken, yazarın güçlü kurgusu ve sarsıcı anlatımıyla okuru, kendisiyle ve ülkenin yakın geçmişiyle de yüzleştiriyor.

Eski bir balıkçı kasabası olan Kartalimeni, kentleşmenin girdabında hızla kendini yitirirken, bu semtin gençleri, aşıkları, delileri ve romanın ana kahramanları olan üç arkadaşın, yani “trio”nun da hayatı kaçınılmaz olarak değişecektir. Aslında bütün memleket değişmektedir. Kitlesel göç dalgalarıyla büyümüş ve Anadolulaşmış olan İstanbul gibi, ülke de kaynamakta, 12 Eylül darbesine doğru ilerleyen süreçte herkes kendini yeniden tanımlamaya çalışmaktadır.

Engin Günay Kartalimeni’de bir semti ve o semtin gözünden 70’li yılların İstanbul’unu anlatırken, diğer yandan da kahramanları dönemin yakıcı siyasi atmosferi içinde politikleşmiş genç insanlar olan sarsıcı bir hikâyeyi okurla paylaşmaktadır.

Yaşanmış olaylar edebiyat diliyle anlatıldığında daha mı acıtıcı olur? Gerçek nerede biter, kurgu nerede başlar? Yaşanan olayların tanıkları kimlerdir? Engin Günay, Kartalimeni’de söz konusu atmosfer içinde yaşanmış bir kaybı anlatırken, tüm bu soruların cevaplarını da okura bırakıyor.

Kartalimeni-www.haberpodium.ch

KItaptan kısa bir alıntı;

“Gece yarısını geçeli hayli zaman olmuştu. Lodos hız kesmiyor, aksine gazabını giderek artırıyordu. Marmaros’tan doğru esen kış rüzgârının ve iri iri yağan yağmurun soğuğu iliklerime kadar işliyordu. Orada öyle durup beklemenin hiçbir anlamı olmadığını düşünüp eve dönmeye karar verdim. Dönüş yolunda Can’ın Karadeniz Yapımı’nın nerede olabileceği sorusu düştü aklıma. Önceki gece Kartelli nereden çıkarmışsa çıkarmış, getirip Kitapçık’ın yanına bırakmıştı. Akşam Kartelli’nin balıktan dönmesini beklerken ikisinin de bıraktığı sehpanın üzerinde olmadıklarını fark etmiştim. Eve döndüğümde Kitapçık’ı her zamanki yerinde, masanın çekmecesinde ve deri muhafazasının içinde, Kartelli’nin elyazması notlarıyla birlikte bulmuştum. Ama Can’ın Karadeniz Yapımı’nı nereye saklamış olabilirdi? Aramalarım hiçbir sonuç vermedi. Sonunda iyice yorgun düşüp önceki gece Kartelli’yle bitiremediğimiz yetmişlik rakıdan arta kalanı mezesiz kafaya dikip kendimi yatağa attım.

Sızıp kaldığım yarım yamalak uykumda rüya mı yoksa hayal mi olduğunu ayırt edemediğim birtakım görüntüler geçiyordu gözümün önünden. Killing İsmail iskelet kostümüyle Kartalimeni Rıhtımı’nda piyasa yapıyor, Karslı Kasım 68’den kalma kurşun delikli parkasıyla Sabahçı Kahvesi’nde kumar oynuyor, Edebiyatçı Celal Araba Vapuru İskelesi’ndeki camekânlı kulübesinde bilet kesiyor, Kadıyoran Yokuşu’ndaki metruk evde yaşayan adam fötr şapkası, pardösüsü ve elindeki doktor çantasıyla Kartalimeni sokaklarında amaçsızca dolaşıyor, Dayday  bostan çapalarken Neyzen’in küfürlü mısralarını mırıldanıyor, Tophaneli amcasından dolayı sarı bomba müptelası olan Barbaros tek göz izbesinde sızıp kaldığı derin uykusunda alevler içinde can veriyor, Servet elindeki falçatasının parıltılarını lacivert geceye saçarak Kartalimeni’nin itlerine karşı saçlarını savunuyor, Can elindeki Karadeniz Yapımı ile Beşçeşmeler civarında faşistlerle çatışıyordu. Ve Kartelli, Kartalimeni Rıhtımı’nın çay bahçelerindeki masalardan birine oturmuş, karşıdaki evin balkonundan Ticen’in gülümsemesini bekliyordu.”